İÇİNDEKİLER

M. FEYZÎ EFENDİ'NİN İMAN-İBÂDET-AHLÂK İLE İLGİLİ SÖZLERİ 27

ALLAH TEÂLÂ'NIN İSİMLERİ-ALLAH'A İMAN.. 27

(53)- Kıyâmetin Oluşumu. 27

(62)- Allah Korkusunun Menbaı 27

(71)- Benim Mezhebimde. 27

(86)- Zerrelerin Hareketi 27

(91)- Emir ve İrade. 27

(117)- Esmâ-i İlâhiyye. 27

(118)- İsm-i Câmi'in Mazharı İnsan. 27

(119)- Mazharlar 27

(149)- Kişinin İzzeti ve Zilleti 27

(200)- Hak'dan Hakk'a Firâr 28

(210)- Cennetin En Yüksek Nimeti 28

(211)- Beşâret Ehli 28

(308)- İman Esaslarının Felsefe ve Hikmeti 28

(309)- Tasdik Lâzım.. 28

(822)- Zâhire Bakıp Hüküm Vermemeli 28

(828)- İnsanın Dünyadaki Nasibi 28

(889)- Bütün Övgüler Hakk'a Döner 28

(300)- Allah Teâlâ'nın Gizli İsimleri 28

(302)- İlmin Taalluku. 28

(303)- Sıfatların Bağlantısı 28

(304)- Delilleri Allah (c.c.) Gösteriyor 28

(518)- Tevhîd Akîdesi 28

(552)- Hayâ ve İman. 29

(566)- Beşâret ve Hasâret 29

(553)- İşaretler 29

(581)- Mahşerde En Son Şefaat 29

(597)- Ferâset Kimde Oluşur?. 29

(619)- Bu Âleme Gelişimiz ve Gidişimiz. 29

(628)- Gayba İman. 29

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?. 29

(655)- Bir de Şerh-i Sadr Nuru! 29

(449)- "Allah" (c.c.) İsmiyle Zikir 29

(450)- Cenâb-ı Hakk'ın İlmi 29

(694)- Allah Nâmına Verilen. 29

(695)- Kimin Eline Ne Gelirse. 29

(711)- Dinimizde Fakir ve Zengin. 29

(731)- İman. 30

(732)- Nur, Nâra Siper Olur 30

(235)- Yalancı Peygamberler 30

(243)- Sadakalar Nereye Gider?. 30

(246)- Celâl ve Cemâl Tecellîleri 30

(278)- Şifa. 30

(368)- "Hayy" İsm-i Şerifi 30

(389)- Şefaat Olunabilmek İçin. 30

(403)- En Büyük Nimet 30

(418)- Şuûnât-ı İlâhiyye Sonsuzdur 30

(427)- İman Parçalanmaz. 30

(742)- Allah Sevgisini Celbetmek İçin?. 30

(767)- Tanıtmak Hak'dandır 31

(769)- Her Kalpte. 31

(777)- "Vedûd" İsmine Mazhariyet 31

(778)- Her Şeyde Hayat Vardır 31

(804)- Mârifet Yolu Nasıldır?. 31

(805)- Tecellî Olmasaydı 31

(82)- Bir Dua. 31

KELÂMULLAH KUR'ÂN-I KERÎM.. 31

(17)- Tahâret-i Kâmile. 31

(30)- İrşâd. 31

(31)- Kur'ân'ı Anlamak. 31

(59)- Ölü Kalpler 31

(61)- Seyr-i İlim.. 32

(65)- Kur'ân Ziyafeti 32

(78)- Kur'ân'da Teşbîh. 32

(79)- Kur'ân Sofrası 32

(94)- Kur'ân Fârıktır 32

(99)- Kur'ân, Her Levhada Yazılıdır 32

(132)- Kur'ân'ın Korunması 32

(133)- Silsile-i Kütübün Netîcesi 32

(138)- Asıl Mesele. 32

(307)- Müteşâbihlere Karşı Tavrımız. 32

(320)- Her Vahiy Kur'ân mıdır?. 33

(347)- Küre-i Kamer ve Kur'ân'ın Aslı 33

(517)- Kalbin Hayatı 33

(519)- Kitapların ve Peygamberlerin Son Durumu. 33

(520)- Kur'ân Asrı 33

(536)- Kur'ân ve Hutbe Dinlerken. 33

(557)- Kur'ân ve Hadisi Nasıl Okumalı?. 33

(558)- Kur'ân Okunan Yerin Şerefi 33

(559)- Kur'ân'a Saygı, Hakk'a Saygıdır 33

(560)- Kur'ân'ın Her Harfi 33

(582)- Hz. Îsâ Aleyhi's-Selâm'ın Sofrası 33

(584)- Asrımız. 33

(650)- En Az On Sevap. 33

(659)- Kur'ân'ın Tercümesi Yapıldı 34

(508-509-510)- Kur'ân'ın İrşâdı 34

(675)- Kur'ân'ın Beşâreti 34

(676)- Dirilere Hitap Ediliyor! 34

(678)- Zamanın Hastalığının Sebebi 34

(706)- Kur'ân Okurken. 34

(738)- Kalbe Gelen 70 Bin Hâtırât 34

(741)- Kur'ân Yolu. 34

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 34

(252)- Hadisleri İnkâr Edenler 34

(287)- Kur'ân'da Helâller ve Haramlar 34

(291)- Aklın Kıyâmeti 34

(379)- Kur'ân'ı Hatasız Anlamak İçin. 35

(380)- Yeni Bir Tefsîr 35

(382)- Kur'ân Arabîdir 35

(396)- Kâinatın Ruhu Kur'ân'dır 35

(397)- Kâfirle Dost Olmak Haramdır 35

(417)- Hz. Peygamber'den Bize Ne Kaldı?. 35

(430)- Kötülükte Ölçü. 35

(441)- Kur'ân'ın Dili ve Nazım Ölçüsü. 35

(763)- Kur'ân. 35

(800)- Âyete Mânâ Vermek İçin. 35

PEYGAMBER EFENDİMİZ -SÜNNET-HADİS-İ ŞERİFLER.. 35

(36)- Çirkin Bid'at 35

(214)- Zayıf Hadis. 35

(66)- Fazilet Güneşi 35

(75)- Rasûlullah'a Muhabbet 36

(100)- Bütün Akılların Nuru. 36

(113)- Rasûlullah'ı Medih. 36

(158)- Rasûlullah (s.a.) Efendimiz. 36

(159)- Onu (s.a.) Rüyada Görmek. 36

(160)- Rasûlullah İle İrtibat Kurmak. 36

(161)- Rasûlullah'a Karşı Görevlerimiz. 36

(162)-Hz. Peygamber'in Ümmetiyle Alâkadar Olması 36

(163)- Onun Yüce Fazileti 36

(164)- Vahiy Ânında Hz. Peygamber 36

(422)- Rasûlullah'a Nisbetimizi Muhâfaza Edelim.. 37

(218)- Hidâyet Nuru. 37

(446)- Hz. Peygamber'in Beşerî Vasıflarda Görünmesi 37

(447)- Peygamberimiz ve Sâir Peygamberlerin Bazı Özellikleri 37

(501)- Peygamberimizin (s.a.) Rüyaları 37

(405)- Efendimizin Vücûduna Değen Toprak. 37

(412)- Peygamberimizin Mübârek Vücûdu. 37

(413)- Hz. Peygamber'in Mi'râcları 37

(414)- Mi'râc Konusunda En Güzel Söylenecek Söz Nedir?. 37

(415)- Üç Kere Şerh-i Sadr 38

(417)- Hz. Peygamber'den Bize Ne Kaldı?. 38

(420)- Hastalanınca. 38

(792)- Melekle Birlikte Mukâbele. 38

(793)- Tepenin Arkasındaki Güneş. 38

(794)- Işıklarını Rasûl-i Ekrem'den Alırlar 38

(512)- Hz. Peygamber'e Salavât Nasıl Olmalı?. 38

(315)- Tâlim-i Esmâ. 38

(317)- Ruh-i Şerifini Bizzat Kendisi Teslim Buyurdu. 38

(318)- Mi'râc'ın Ruh ve Beden Birliği İçinde Olduğu. 38

(321)- Silsile-i Kütüb ve Silsile-i Nübüvvet 39

(327)- Ekâbirin Eserleri 39

(341)- Rasûlullah Efendimizin Ana Rahmine İntikali 39

(360)- Hz. Peygamber'in Vâsıta Kılınması 39

(528)- Nur-i Hidâyet 39

(572)- Hz. Peygamber'in Huzuru. 39

(*) Hz. Peygamber'in Namazı 39

(573)- Namazdaki Nur 39

(580)- Hz. Peygamber'in Mi'râc'ı 39

(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar 39

(294)- Azîz Olanlar 40

(519)- Kitapların ve Peygamberlerin Son Durumu. 40

(577)- Tecrübe Etmeden! 40

(557)- Kur'ân ve Hadisi Nasıl Okumalı?. 40

(605)- Ruh Hakkında Bilgi 40

(223)- Kemâl 40

(251)- Büyük İftira. 40

(252)- Hadisleri İnkâr Edenler 40

(253)- Buhârî'ye Dil Uzatan Nasipsizlere. 40

(401)- Altı Hadisi Bilemeyen Adamlar! 40

(424)- Hz. Âişe'nin İlmi 40

(425)- Mahşerde Kabirden İlk Kim Kalkacak?. 41

(426)- Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın Üç Ayrı Yerde Haşri 41

(432)- Âlimlerin Nurları 41

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi 41

(460)- Efendimiz Arza Ayak Basmasaydı 41

(461)- Nur-i Muhammedî ('aleyhi's-selâm) 41

(467)- Rasûlullah'ın Aynalarda Zuhûru. 41

(489)- İmanın Kaynağı 41

(511)- Hz. Peygamber'in Derecesi 41

(740)- Nursuz Yol 41

(776)- Üç Esas. 41

NÜBÜVVET-VELÂYET.. 42

(518)- Tevhîd Akîdesi 42

(21)- Nübüvvet-Risâlet-Velâyet 42

(22)- Mişkât-ı Nübüvvet 42

(28)- Evliyâ. 42

(43)- Yetmiş Peygamber Kabri 42

(66)- Fazilet Güneşi 42

(90)- Risâlet Cenahı- Velâyet Cenahı 42

(96)- Kutup. 42

(123)- Terakkî Kadar Tedellî 42

(124)- Şerh-i Sadr 42

(125)- Şerh-i Sadr 42

(126)- Kutuplar 42

(127)- Kutbun İbâdeti 42

(128)- Kutup Bâtındır 43

(129)- Kâinat Fabrikası Onun İçin Çalışır 43

(130)- İnsanların Derecâtı 43

(131)- Toprakta Çürümeyenler 43

(145)- İnkişafta Tedrîcîlik. 43

(167)- Eyyûb ('aleyhi's-selâm)'ın Feryadı 43

(170)- Bu Ümmetin Vasat Yaşı 43

(179)- Hz. Pîr Efendimiz. 43

(184)- Yer Altı Madenleri 43

(193)- Âdem ('aleyhi's-selâm)'a Bildirilen İlimler 43

(206)- Asıl Kerâmet 43

(817)- Şecere-i Kâinat (Kâinat Ağacı) 44

(818)- Efdaliyyet Dereceleri?. 44

(819)- Umûmî ve Husûsî İrşâd. 44

(820)- Enbiyânın Velâyetleri ve Risâletleri 44

(821)- Berzahlık Mertebesi 44

(830)- Bu Dünyanın Boş Olduğu. 44

(838)- Bir Kimsenin Velî Olmasındaki Esas Şartlar?. 44

(840)- Her Makâmın ve Zamanın Bir Sözü Vardır 44

(862)- İnşallah Öyle Bir Hac Olacak ki!…... 45

(863)- Eşsiz Din İslâm.. 45

(876)- Hayvanlar Bile Ondan Korkarlar! 45

(877)- Hastalık Bulaşması da Allah'ın İzniyledir 45

(501)- Peygamberimizin (s.a.) Rüyaları 45

(526)- Evliyâ Vasıfları 45

(534)- Hangi Sevgi İle Yaşayalım?. 45

(538)- En Büyük Kerâmet 45

(539)- Sebat 45

(432)- Âlimlerin Nurları 45

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi 46

(440)- Velînin İşlerini Hak Teâlâ Tekeffül Ediyor 46

(811)- Her Mümin Veliyyulahtır! 46

(232)- Hâfız Ali'nin Kerâmeti 46

(235)- Yalancı Peygamberler 46

(264)- Sahîh Keşif ve Hayâlî Keşif 46

(285)- Kutbiyetin Bâtına İntikâli 46

(319)- Ölüm Anında Peygamberlerin Ruhları 46

(335)- Halîfe-i Arz Kim?. 46

(336)- 124 Bin Evliyâ. 46

(337)- Velîlik Taslamak. 46

(338)- Esas Yük Kutupta. 47

(356)- Peygamberlerin ve Velîlerin Nefisleri 47

(502)- Câhil Evliyâ Olur mu?. 47

(503)- Avâm ve Havâssın Korkusu. 47

(476)- Teliğ Ettin mi?. 47

(367)- Enbiyâ ve Bazı Evliyânın Kabirdeki Durumu. 47

(371)- Kâbe Toprağında Yatanlar 47

(373)- Doksan Peygamber Kabri 47

(378)- Müjde!.. 47

(383)- Hz. Ebû Bekir'in Hilâfeti 47

(416)- Evliyâda Şerh-i Sadr 47

(419)- Keşifte Ölçü Ne Olmalıdır?. 48

(420)- Hastalanınca. 48

(770)- Huccet İkâmesi 48

(771)- Hikmete Uygun Dua. 48

(777)- Vedûd İsmine Mazhariyet 48

(791)- Enbiyâ Vefât Edince. 48

(684)- Peygamberlerin Taşıdığı Esrâr 48

(685)- Duaların Vahyedilmesi 48

(315)- Tâlim-i Esmâ. 48

(564)- Kendi Cenâze Namazını Kılanlar 48

(327)- Ekâbirin Eserleri 48

(342)- Kâfile-i Evliyâya Dâhiliz. 48

(529)- Evliyâlık Taslamak. 48

(165)- Enbiyâda Beşerî Vasıflar 48

(225)- İbrahim ('aleyhi's-selâm) Melekût-i Eşyâyı Gördü. 49

(226)- Melekûtu Başka Kimler Görür?. 49

(*)- Asıl Hüner Maddenin Suretini Değil Melekûtunu Görmektir 49

(310)- Sıddîkiyyet 49

(314)- Sıddıklar ve Hubb-i Riyâset 49

(552)- Hayâ ve İman. 49

(530)- Şa'rânî 49

(588)- 124 Bin Evliyânın Yer Alacağı Kutlu Hac. 49

(591)- Kerâmet İzhârı 49

(533)- Kabirde İstihâle. 50

(662)- Bir İstikâmet 50

(645)- Doğruyu Doğru Yerde Kullanmak. 50

(639)- Fetret Devri ve Çoban Hikâyesi 50

(604)- Çürümeyen Cesetler 50

(635)- Sıddîkler Her Şeyin Hakkını Verir 50

(636)- İrşâdla Kim Görevlendirilir?. 50

(640)- Her Asırda Sıddîk ve Zındık. 50

(642)- Peygamberlerden Birini Gören. 50

(649)- Korkunun Devam Üzere Olması 50

(656)- Takvâsı Olan. 50

(663)- Tasdik Nuruna Mazhar Olmak. 50

(660)- Tevhîd-i Mezhep. 50

(242)- Yahudiler 51

(270)- Her Asırda Bir Sıddîk, Bir de Zındık Bulunur 51

(271)- Dört Türlü Sır 51

(284)- Çocukların Velîlere Benzeyen Yönleri 51

(288)- Akıl İki Çeşittir 51

(289)- Bir İstikâmet 51

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler 51

(393)- Duaların Kutbu'l-Aktâba Arz Olunması 51

(426)- Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın Üç Ayrı Yerde Haşri 51

(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?. 51

(468)- Sıddıklar Karıştırmaz. 52

(682)- Sâdık ve Sıddık. 52

(745)- On Yedi Bin Evliyâ. 52

(747)- Kutup Velîler 52

(794)- Işıklarını Rasûl-i Ekrem'den Alırlar 52

(799)- Değer 52

KABİR VE BERZAH HAYATI 52

(16)- Mîzaç Bozukluğu. 52

(40)- Mârifet-i Îmâniyye. 52

(46)- Ahd-i Mîsak. 52

(63)- Çürümeyen Ceset 53

(204)- En Büyük Nimet 53

(835)- Bütün Hicaplar Kalksa?. 53

(843)- Kabir Azâbı Haktır 53

(67)- Kabir Hayatı 53

(366)- Kabirde Cesetle Ruhun Durumu. 53

(533)- Kabirde İstihâle. 53

(565)- Annenin Evlâdını Sıkması Gibi!.. 53

(641)- Bitkilerin Tesbîhâtı ve Faydası 53

(258)- Çürümek Temizlenmek İçindir 53

(260)- Kanserin Tedavisi 53

(731)- İman. 54

(733)- Kabirde Kimler Çürümez?. 54

(734)- Müminin Kabirde Çürümesi?. 54

(785)- Sarhoşluk. 54

(544)- Büyüklerin Kabri Nasıl Ziyaret Edilir?. 54

ÖLÜMÜN HAKİKATİ- KIYÂMET-HAŞİR.. 54

(50)- Ruhun Âlemi 54

(189)- Ani Ölüm.. 54

(203)- Vazîfeli Melekler 54

(230)- Rüyâyı Ruh Görür 54

(319)- Ölüm Anında Peygamberlerin Ruhları 54

(564)- Kendi Cenâze Namazını Kılanlar 54

(485)- Altmış Yaşından Sonra. 55

(550)- Meleklerin Ölümü. 55

(743)- Ölüme Hazır Olmak. 55

(807)- Ölümün Arka Yüzü. 55

(853)- Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz! 55

(84)- Kıyâmetin Ertelenmesi 55

(53)- Kıyâmetin Oluşumu. 55

(152)- Diriliş Anında. 55

(173)- Sonra Gelenler 55

(184)- Yer Altı Madenleri 55

(197)- Haşirde Sûret 55

(215)- İçtihat Kapısı, Tevhîd-i Mezhep. 55

(535)- Kimlerle Haşrolacağız?. 56

(581)- Mahşerde En Son Şefaat 56

(602)- Tedrîcîlik Dünyadadır 56

(627)- Alçalma ve Yükselme. 56

(615)- Kıyâmette. 56

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler 56

(421)- Haşir Gününde Kişinin Sûreti 56

(425)- Mahşerde Kabirden İlk Kim Kalkacak?. 56

(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?. 56

(736)- Kıyâmet Koptuktan Sonra. 56

CENNET-CEHENNEM.. 56

(39)- Cennetin Aşkı!.. 56

(45)- Derecât - Derekât 56

(153)- Gerçek Sohbet Cennette. 56

(208)- Cennetin Yeri 57

(210)- Cennetin En Yüksek Nimeti 57

(865)- Nimetin Tamam Olması 57

(612)- Cennet ve Cehenneme Girme. 57

(613)- Gerçek Huzur 57

(658)- Cehennem Ateşinden Korunmak. 57

(228)- Cehennemin Hırsı 57

(258)- Çürümek Temizlenmek İçindir 57

(459)- Cehennemin Yakıtları 57

(463)- Cennetin Sekiz Kapısından Birden Girmek. 57

(734)- Müminin Kabirde Çürümesi?. 57

(760)- Cehennemin Demirbaşları 57

(772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri 57

(780)- Âlem-i Emir 58

(787)- Dünyada Cennet Hayatı 58

(629)- Cennette İbâdet 58

İHLÂS-HÜSN-İ NİYET.. 58

(37)- Güzel Niyet 58

(148)- Cennete Girme. 58

(180)- İhlâsta İlk Basamak. 58

(216)- Niyetin Tashîhi 58

(839)- İhlâsın Alt Yapısı?. 58

(865)- Nimetin Tamam Olması 58

(310)- Sıddîkiyyet 58

(314)- Sıddıklar ve Hubb-i Riyâset 58

(339)- Hüsn-i Zan ve Sû-i Zan. 59

(542)- İnsanın Kıymeti 59

(596)- Fazla İncelememek. 59

(598)- Nur Sahipleri 59

(625)- Garazlı Söz Etmemeli 59

(654)- Niyet Ruh Gibidir 59

(626)- Huzur'a Giden Ameller ve Kelimeler 59

(776)- Üç Esas. 59

(768)- Kulun İrâdesi 59

(752)- Mâsiyet ve Ubûdiyet 59

(729)- Evvelâ İlim Lâzım! 59

(726)- Gözleri Muslukludur! 59

(714)- Niyetsiz Amel 60

(683)- Muhlis ve Muhlas. 60

(227)- Kanaatini Belirtmeyen. 60

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 60

(245)- Ameller Niyete Bağlı 60

(376)- Çok Zikir 60

KÜFÜR-NİFAK.. 60

(769)- Her Kalpte. 60

(229)- Bazı Rüyâ Tahlilleri ve Tâbirleri 60

(391)- Küfrün Merkezi 60

(188)- Bir Dua. 60

(433)- Fısktan ve Küfürden İkrâh Etme. 60

(16)- Mîzaç Bozukluğu. 61

(499)- İki Çeşit Nifak. 61

(726)- Gözleri Muslukludur! 61

(761)- Nifak Alâmeti Taşıyanlar?. 61

(*)- Şek ve Şüphenin Kaynağı 61

(46)-Ahd-i Mîsak. 61

(377)- Ahd-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri 61

(294)- Azîz Olanlar 61

(500)- Münâfıklardan Sakınmak. 61

(760)- Cehennemin Demirbaşları 62

(764)- Hz. Huzeyfe (r.a.) 62

(812)- Kâfir ve Münâfıkların Kalpleri 62

(813)- Müminler Olmasa?. 62

(259)- Kâfirin Kalbi 62

(397)- Kâfirle Dost Olmak Haramdır 62

(566)- Beşâret ve Hasâret 62

(675)- Kur'ân'ın Beşâreti 62

(732)- Nur, Nâra Siper Olur 62

(799)- Değer 62

(836)- Mümin ve Kâfirin Dünya ve Âhirette Durumu?. 63

(843)- Kabir Azâbı Haktır 63

MÂSİYETLER VE GÜNÂHLARA TEVBE.. 63

(10)- Duanın Kabul Olmaması 63

(235)- Yalancı Peygamberler 63

(14)- Kalbe Gelen Şeyler 63

(29)- Şeytanlar 63

(32)- Günahlardan Tevbe. 63

(38)- Büyük Günahlardan Kaçınmak. 63

(48)- Cinlerin Bazı Özellikleri 63

(92)- Nefis ve Şeytan Olmasaydı 63

(150)- Tevbenin Hakîkatı 64

(151)- Günâha Göre Tevbe. 64

(176)- İsyân ve İtaat Kabiliyetleri 64

(189)- Ani Ölüm.. 64

(836)- Mümin ve Kâfirin Dünya ve Âhirette Durumu?. 64

(848)- Talebenin Fâsık Olması 64

(851)- Günâh ve Sevâbın Meydana Gelişinde Durum.. 64

(852)- Günâhtan İkrâh Etmek Müminin Şiârıdır 64

(866)- Şeytan İştirâk Eder! 64

(887)- Günâhlar İlmin Feyzine Engel Olur 64

(556)- Huzur'a Nasıl Girilir?. 65

(541)- Şeytanın Sataşması 65

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?. 65

(443)- Cenâb-ı Hakk'ın Tevbeyi Kabulü Nasıldır?. 65

(444)- İnsanların Şeytanları 65

(448)- Şeytan Bizden Gaflet Etmiyor! 65

(493)- Mânevî Kumarlar 65

(496)- Şeytanın Bilmediği İlim.. 65

(713)- Gizli Şehvetler 65

(722)- Tevbenin Kabul Alâmeti?. 65

(723)- Tevbenin Nevileri 65

(730)- Kusursuz Kul Olmaz. 65

(739)- Şeytan Köpek Gibidir 66

(742)- Allah Sevgisini Celbetmek İçin?. 66

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 66

(265)- Kul Hakkı Hâriç Bütün Günâhlar Bağışlanır 66

(394)- İnsaniyetten Düşüş! 66

(407)- En Hayırlı Hicret 66

(428)- Nurun İnsan Bünyesindeki Hareketi 66

(430)- Kötülükte Ölçü. 66

(431)- Mekruhtan Uzak Durmak. 66

(433)- Fısktan ve Küfürden İkrâh Etme. 66

(438)- Sabır Çeşitlidir 66

(746)- Altının Korunması?. 67

(752)- Mâsiyet ve Ubûdiyet 67

(755)- Şeytan ve İsimleri 67

(756)- Şeytanı Kovan Şey. 67

(757)- Şeytanın Bilmediği İlim Yoktur! 67

(766)- Üstâdın Kardeşlik Ölçüsü?. 67

ŞEFAAT.. 67

(56)- Ehl-i Sünnet Ulemâsı 67

(66)- Fazilet Güneşi 67

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler 67

(389)- Şefaat Olunabilmek İçin. 67

(425)- Mahşerde Kabirden İlk Kim Kalkacak?. 67

(511)- Hz. Peygamber'in Derecesi 68

(581)- Mahşerde En Son Şefaat 68

(867)- Sadece Bilgiye Güvenmemek. 68

EHL-İ SÜNNET-DİĞER MEZHEPLER-ÜMMET-İ MUHAMMED.. 68

(1)- Ehl-i Sünnet Mezhebi 68

(168)- İslâm Dairesi 68

(26)- Bu Ümmet 68

(42)- Şiîlere Zıt Olmak. 68

(56)- Ehl-i Sünnet Ulemâsı 68

(837)- Mucize ve Kerâmet 68

(170)- Bu Ümmetin Vasat Yaşı 68

(172)- Bu Ümmet 68

(175)- Asyada Türk İlim Merkezleri 69

(198)- Şiîlerin İç Yüzü. 69

(213)- Onsekiz Hak Mezhep. 69

(215)- İçtihat Kapısı, Tevhîd-i Mezhep. 69

(329)- Sevap Hediyesi 69

(330)- Dört Mezhebin İmâmları 69

(354)- İçtihatlardaki Farklılığın Sebebi 69

(585)- Ümmet-i Muhammed Kim?. 69

(588)- 124 Bin Evliyânın Yer Alacağı Kutlu Hac. 69

(589)- İbtilâya Uğrayınca. 69

(607)- Risâle-i Nurlarda Ölçü. 70

(660)- Tevhîd-i Mezhep. 70

(240)- Bâtınîlik ve Hurûfîlik. 70

(831)- Hallâc-ı Mansûr (k.s.) 70

(241)- Ümmet-i Merhûme. 70

(282)- Musîbet Anında İstircâ. 70

(426)- Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın Üç Ayrı Yerde Haşri 70

(451)- Muhammed (s.a.) Ümmetinden Maksat 70

KADER İNANCI-FİTNE, BİD'AT VE KARIŞIKLIKLAR.. 70

(4)- Kederden Kurtulmanın Yolu. 70

(6)- Zamanımız. 71

(11)- Çekişmek Tefrika Netice Verir 71

(831)- Hallâc-ı Mansûr (k.s.) 71

(199)- Maddî ve Mânevî Trafik. 71

(15)- Kaza ve Kader Karşısında Edep. 71

(35)- Bid'atların Durumu. 71

(36)- Çirkin Bid'at 71

(81)- Azap Türleri 71

(88)- Ervâh-ı Habîsenin Artması 71

(548)- Entrikalar 71

(619)- Bu Âleme Gelişimiz ve Gidişimiz. 71

(592)- Değişmeyen Kader 71

(610)- Tesadüf Yoktur 71

(630)- Fitne Alevlenirse. 72

(643)- Bu Memleketi Beğenmeyenler 72

(269)- Her Hakîkatın Düşmanı Vardır 72

(644)- Fitnenin Büyüğü-Küçüğü Olmaz. 72

(651)- Haram Sel Gibi Akıyor! 72

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 72

(276)- İmtihan Ateşi 72

(281)- Musîbet 72

(282)- Musîbet Anında İstircâ. 72

(398)- Anarşinin Kaynağı 72

(399)- Anarşinin Anlamı 72

(406)- Kazaya Rıza İle Makdîye Rıza Ayrı Şeydir 72

(492)- Fitne Zamanında Dikkat Edilecek Hususlar 72

(494)- Dînî Esasları Yasaklayanlara Karşı Ta'rizli Sözleri 73

(495)- Fitne ve Fesat İçindeki Durumdan Hayıflanması 73

(499)- İki Çeşit Nifak. 73

(675)- Kur'ân'ın Beşâreti 73

(751)- Fırtınalı Zamanda! 73

(634)- İhtiyat Nedir? Ne Zaman Olur?. 73

GÜZEL AHLÂK.. 73

(410)- Hüsn-i Huluk. 73

(593)- Basîret Sahibi Olan. 73

(645)- Doğruyu Doğru Yerde Kullanmak. 73

(649)- Korkunun Devam Üzere Olması 73

(662)- Bir İstikâmet 74

(2)- Dâima Müsbet Olmak. 74

(3)- Söz Fayda Vermeyince Ne Demeli ?. 74

(4)- Kederden Kurtulmanın Yolu. 74

(5)- Mesleğimiz. 74

(7)- Gençlik ve İhtiyarlık. 74

(14)- Kalbe Gelen Şeyler 74

(15)- Kaza ve Kader Karşısında Edep. 74

(18)- Güzel Ahlâk. 74

(27)- Riyâ. 74

(33)- Hoşgörü. 74

(34)- Müdârâ ve Müdâhene. 75

(58)- Hacının Çalışması 75

(60)- Nefsin Terbiyesi 75

(823)- Herkes Kendi Vazifesine Bakmalı! 75

(824)- Müslüman Olmayanlar İçin Nasıl Dua Edilir?. 75

(842)- Her İşte Sabır-Sebat 75

(871)- Câmi Dışındaki Ahvâli Nazara Almamak. 75

(872)- Yerine Göre Nasihat 75

(874)- Kemâle Karşı Fıtrattaki Aşk ve Şevk. 75

(875)- Daima Güzel Tarafı Görmek. 75

(77)- Tecellînin Artması 75

(80)- Tüm Hakikatlerin İki Ana Esası 75

(85)- İnsan Hakları 76

(884)- Bereketsiz! 76

(89)- Nesnaslar 76

(93)- Düşmandan Emin Olmamak. 76

(101)- Feyzin Kesilmesi 76

(114)- Müminin İşi 76

(122)- Muhabbete Vesile Olmak. 76

(142)- Makam ve Mansıblar 76

(154)- Tevekkül ve Tefvîz Makamları 76

(155)- Makamların En Üstünü. 76

(156)- Makamın Artması 76

(169)- "Necisin?" Sorusunun Cevabı 76

(680)- Dürüst Ticaret Eden. 77

(693)- At Üstünde Bile Gelse. 77

(701)- Sevgi Yoluyla İstifâde. 77

(704)- İhtilâfın Kalkması Nasıl Olur?. 77

(705)- Bütün Uzuvlar Kalbe Bağlı 77

(721)- Müminin Söz Verme Durumu?. 77

(724)- Ölülere Karşı Tavrımız. 77

(725)- Bir Mesele Meçhûlümüz Olursa?. 77

(727)- Eşikte Oturmamalı 77

(686)- Kendi Kendine Hüsn-i Zan Olmaz! 77

(423)- Müminlerin Sanatı Takvâdır 77

(429)- Takvâ Elbisesi 77

(430)- Kötülükte Ölçü. 77

(434)- Din Nasihattir 78

(435)- Tevâzuun Hakikati 78

(799)- Değer 78

(806)- Maddî ve Mânevî Engeller 78

(392)- Müminin Üzüntüsü. 78

(753)- Takvâdan Bahis! 78

(758)- Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri 78

(775)- Mâzereti Kabul 78

(782)- Kelimeler Havada Şekillenir 78

(787)- Dünyada Cennet Hayatı 78

(789)- Böcekler ve Haşerât 79

(471)- Gizli Suç. 79

(483)- Bazı Edep Öğütleri 79

(484)- Nezâketli Olmak. 79

(490)- Parası Şüpheli Olanların Haccı 79

(217)- Herkesin Bir Hudûdu Var 79

(237)- Fukarâ. 79

(238)- Zenginler 79

(294)- Azîz Olanlar 79

(295)- Kemâle Ermek İçin. 79

(340)- Kusurları Söylemek. 79

(540)-Nefsin Terbiyesi 79

(541)- Şeytanın Sataşması 80

(542)- İnsanın Kıymeti 80

(772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri 80

(754)- Has Müminlerin Özellikleri?. 80

(298)- Müdârâ ve Müdâhene. 80

(296)- Kişiyi Yüzüne Övmemek. 80

(311)- Çok Çok Vaadde Bulunmak. 80

(334)- Kula Gereken. 80

(343)- Mümin Basîretli Olur 80

(348)- Kemâlât Sevdası 80

(566)- Beşâret ve Hasâret 80

(521)- Tevekkül ve Atâlet 80

(526)- Evliyâ Vasıfları 80

(534)- Hangi Sevgi İle Yaşayalım?. 81

(537)- Rabbimizden Ne İsteyelim?. 81

(538)- En Büyük Kerâmet 81

(539)- Sebat 81

(543)- Yaratılışın Neticesi 81

(546)- Edebin Artması 81

(552)- Hayâ ve İman. 81

(554)- İlâhî Tâlim.. 81

(556)- Huzura Nasıl Girilir?. 81

(562)- Fezâilin Kısımları 81

(567)- İnâyetin Kesilmesi 81

(568)- Hak'dan Hakk'a Firâr 81

(569)- Hacda Şeytanın Taşlanmasındaki Anlam.. 81

(570)- Bir Dua. 81

(577)- Tecrübe Etmeden! 82

(579)- Tedavi ve Sebeplere Yapışmak. 82

(583)- Hasta Ziyareti 82

(589)- İbtilâya Uğrayınca. 82

(590)- Cenâb-ı Hakk'ın Verdiği Sabır 82

(591)- Kerâmet İzhârı 82

(531)- Nikâh ve Zinâ. 82

(594)- Kazanma ve Kaybetmede Ölçü. 82

(614)- İyilik Arayan Ne Yapar?. 82

(622)- Allah (c.c.) İçin Ziyaret 82

(623)- Aldatma Türleri 82

(624)- Konuşmak Daha Tehlikeli 82

(625)- Garazlı Söz Etmemeli 83

(631)- Yoksa Âhenk Bozulur! 83

(633)- Bir Tek Farkımız Var 83

(646)- Ağızdan Girene de Çıkana da Dikkat Etmek. 83

(638)- Adâlet 83

(655)- Bir de Şerh-i Sadr Nuru! 83

(651)- Haram Sel Gibi Akıyor! 83

(653)- Takvâ Giysisi Daha Kıymetlidir 83

(656)- Takvâsı Olan. 83

(463)- Cennetin Sekiz Kapısından Birden Girmek. 83

(469)- Dinde Zorluk Çıkaran. 83

(470)- Tecessüs Haramdır 83

(479)- Allah (c.c.) Derecesini Yüceltir 83

(485)- Altmış Yaşından Sonra. 83

(486)- Kâbe-i Muazzama'nın Yanında. 84

(489)- İmanın Kaynağı 84

(500)- Münâfıklardan Sakınmak. 84

(512)- Hz. Peygamber'e Salavât Nasıl Olmalı?. 84

(668)- Tedavi Olmak. 84

(672)- Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek. 84

(681)- Sanat ve Ticaret Erbâbı 84

(711)- Dinimizde Fakir ve Zengin. 84

(717)- Basîret Nuruna Erişme. 84

(718)- Sahte Sevgilerden Uzaklaşmak. 84

(720)- Kalbin Takvâsındandır 84

(730)- Kusursuz Kul Olmaz. 84

(735)- Müminin Âhiretteki Nurları 85

(743)- Ölüme Hazır Olmak. 85

(744)- Gözleri Arkada Olarak Diriltilenler?. 85

(774)- Yemede ve Giyimde Orta Yol?. 85

(776)- Üç Esas. 85

(788)- Örümceğin Tevekkülü. 85

(809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi 85

(223)- Kemâl 85

(233)- Dünya Hissi-Âhiret Hissi 85

(239)- Rızk İçin Çalışmak. 85

(243)- Sadakalar Nereye Gider?. 85

(244)- Sadakanın İptâli 86

(247)- Minâre Şerefesi 86

(248)- Güzel Görmek. 86

(249)- Hayattan Gaye Ne?. 86

(250)- Dinde İstikâmet ve Âfiyet 86

(255)- Muhabbet Mesleği 86

(267)- Elde Olan, Sadece Bu Gündür 86

(277)- Nimetlerin Sayılması 86

(403)- En Büyük Nimet 86

(408)- Hakkı Tavsiye. 86

(438)- Sabır Çeşitlidir 86

(439)- Verilen Sadaka Nereye Gider?. 87

(674)- Kimlere Buğz Edilmez?. 87

MADDÎ VE MÂNEVÎ TEMİZLİK.. 87

(157)- Kirlerden Arınmak. 87

(324)- Kabirde Çürümek. 87

(353)- Abdest Suyundan Sakınmak. 87

(556)- Huzura Nasıl Girilir?. 87

(653)- Takvâ Giysisi Daha Kıymetlidir 87

(258)- Çürümek Temizlenmek İçindir 87

(260)- Kanserin Tedavisi 87

(475)- Hakk'ın Lutfu Olmayınca... 87

(710)- Misvak Kullanmak. 87

(759)- Bu Arz (Dünya) 88

(652)- Eşyada Aslolan. 88

ALLAH'A KULLUK VE ÇEŞİTLİ İBÂDETLER.. 88

(20)- Mârifetullah. 88

(25)- En Yüksek Makam.. 88

(47)- Hareket ve Sükûn. 88

(76)- Namaz Kılan ve Tavâf Eden. 88

(109)- Nâfileler Farzları Tamamlar 88

(112)- Kıyamda Tilâvetin Sebebi 88

(200)- Hak'dan Hakk'a Firâr 88

(201)- Mihrâb ve Minber 88

(205)- Haccın Sosyal Gücü. 89

(828)- İnsanın Dünyadaki Nasibi 89

(829)- Huzursuz İbâdet! 89

(862)- İnşallah Öyle Bir Hac Olacak ki!…... 89

(868)- Namazın Kan Dolaşımında Yeri 89

(312)- İbâdet Anında. 89

(333)- İbâdetler Hangi Maksatla Yapılmalı?. 89

(522)- Ashâbın Sanatı 89

(523)- Kesbin En Efdali 89

(532)- Câminin Havası 89

(543)- Yaratılışın Neticesi 89

(545)- Allah'tan Başkası İçin Kurban Olur Mu?. 89

(572)- Hz. Peygamber'in Huzuru. 89

(*) Hz. Peygamber'in Namazı 90

(573)- Namazdaki Nur 90

(574)- Yetmiş Bin Hicap. 90

(569)- Hacda Şeytanın Taşlanmasındaki Anlam.. 90

(575)- Aşı Hükmündedir 90

(588)- 124 Bin Evliyânın Yer Alacağı Kutlu Hac. 90

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?. 90

(626)- Huzura Giden Ameller ve Kelimeler 90

(472)- İmâma İktidâ Etmeme Konusunda Ölçü. 90

(473)- İmâma İktidâ Eden Yalnız İnsanlar Değildir 90

(480)- Câmilerin İmârı 90

(482)- Ezan ve Kâmetin Anlamı 90

(504)- Sabah Namazı 91

(671)- Nâfilelerin En Üstünü. 91

(690)- İbâdetlerde Esâs Olan. 91

(692)- Ramazandan Sonra En Üstün Oruç. 91

(696)- Atılan Adımlar 91

(702)- Şeyh-i Ekber ve Müceddid-i Elf-i Sânî'ye Göre En Üstün İbâdet?. 91

(703)- İbâdetler Rabbu'l-Beyt'e Olacak. 91

(707)- Fazlaca Tavâf Etmek. 91

(712)- İbâdet Yoluyla İmtihân Oluyoruz. 91

(719)- Hacdaki Sırlar 91

(732)- Nur, Nâra Siper Olur 91

(779)- Namazda Huzur?. 91

(795)- İbâdet Duygusu. 92

(809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi 92

(810)- Nur Üzerine Nur! 92

(815)- Huzur Hali Nasıl Oluşur?. 92

(629)- Cennette İbâdet 92

(283)- Azametli Tecellî 92

(375)- Secdeyi Nasıl Yapalım?. 92

(384)- Namazda Perdelenme. 92

(438)- Sabır Çeşitlidir 92

(637)- Taşıyamayacağı Yükü Yüklenmemeli 92

DUA-ZİKİR-TESBÎH.. 93

(20)- Mârifetullah. 93

(188)- Bir Dua. 93

(542)- İnsanın Kıymeti 93

(543)- Yaratılışın Neticesi 93

(570)- Bir Dua. 93

(571)- Râsih Âlimlerin Duası 93

(824)- Müslüman Olmayanlar İçin Nasıl Dua Edilir?. 93

(826)- Bizim Elimizde Birşey Yok! 93

(849)- Duanın Kısa ve Özlü Olması 93

(855)- Her An Bir Mekâna ve Zamana Giriş. 93

(478)- Bir Dua. 94

(715)- Has Rahmet 94

(685)- Duaların Vahyedilmesi 94

(393)- Duaların Kutbu'l-Aktâba Arzolunması 94

(795)- İbâdet Duygusu. 94

(297)- Dua Ismarlamak. 94

(306)- Uzay da Kıbledir 94

(677)- Rabbımızın Fazlından İstemek. 94

(666)- Dua Vazifemizdir 94

(599)- Yalnız Rabbimize İlticâ. 94

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?. 94

(762)- Kalbur Dolusu da Olsa! 95

(771)- Hikmete Uygun Dua. 95

(782)- Kelimeler Havada Şekillenir 95

(790)- Şehvetle Bakmak. 95

(813)- Müminler Olmasa?. 95

(814)- Esas Mesele Husûsî Rahmete Nâil Olmaktadır 95

(376)- Çok Zikir 95

(449)- "Allah" (c.c.) İsmiyle Zikir 95

(480)- Câmilerin İmârı 95

(756)- Şeytanı Kovan Şey. 96

(112)- Kıyamda Tilâvetin Sebebi 96

(127)- Kutbun İbâdeti 96

(264)- Sahîh Keşif ve Hayâlî Keşif 96

(369)- Ruh Hükmündeki Melekût 96

(374)- Ruhun Takviyesi 96

(641)- Bitkilerin Tesbîhâtı ve Faydası 96

(82)- Bir Dua. 96

KALP-RUH VE ÇEŞİTLİ METAFİZİK MESELELER.. 96

(50)- Ruhun Âlemi 96

(55)- Letâif-i İnsâniyye. 96

(64)- Kalbin Berzahiyyeti 96

(166)- İlâhî Hitâba Mazhariyet 97

(188)- Bir Dua. 97

(825)- Maddî ve Mânevî Hastalıkların Tedavi Usûlü?. 97

(827)- Ruh ve Beden Şirketi 97

(801)- Kesif ve Nurânî Şeylerin Kanunları 97

(832)- Ebû Bekir (r.a.) Hazretlerinin Ameli 97

(873)- İhyây-ı Din. 97

(874)- Kemâle Karşı Fıtrattaki Aşk ve Şevk. 97

(52)- İki Yön. 97

(73)- Kâbe'nin Hakikati 97

(87)- Ma'kûlât ve Mahsûsât 98

(120)- Misâl Âleminin Genişliği 98

(174)- Hayat-ı Tayyibe. 98

(195)- Câmiler 98

(207)- İki Akış. 98

(822)- Zâhire Bakıp Hüküm Vermemeli 98

(856)- Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Olarak Görmek. 98

(857)- İstidlâle Hâcet Kalmaz. 98

(858)- Cisim Âlemi-Emir Âlemi 98

(859)- Eski Felsefeciler 98

(292)- İki Nevi Hicap. 99

(299)- Dört Çeşit Hayat 99

(305)- Cündullahın Halkı 99

(313)- Tenezzülât ve Kesb-i Mârifet 99

(335)- Halîfe-i Arz Kim?. 99

(338)- Esas Yük Kutupta. 99

(328)- Kâbe'nin Sureti 99

(517)- Kalbin Hayatı 99

(550)- Meleklerin Ölümü. 99

(602)- Tedrîcîlik Dünyadadır 99

(600)- Ruh ve Cesedin Şirketi 99

(601)- Toprakta Çürüyen. 99

(605)- Ruh Hakkında Bilgi 100

(608)- Beş Şey Âlem-i Emirdendir 100

(609)- Bu Âlemde Dereceler Sır Olarak Kalır 100

(628)- Gayba İman. 100

(632)- Akıl Nurdan Yoksunsa?. 100

(603)- Cisim Âleminin Sonu. 100

(664)- Yükselmek İsteyen. 100

(654)- Niyet Ruh Gibidir 100

(665)- Huzur-ı İlâhiyye'ye Çıkış. 100

(455)- Atom Parçalanmıyor! 100

(458)- Âlem Değişirse. 100

(465)- Kalbin Elbisesi 100

(474)- Kâinatta Boş Yer Yoktur 100

(477)- Bir Üst Mertebeye Ermeyen Alt Mertebeyi Bilemez. 101

(498)- Gece ve Gündüzde Tecellî 101

(507)- Kalbi Kontrol Etmek. 101

(667)- Melekûttaki Tesir 101

(694)- Allah Nâmına Verilen. 101

(695)- Kimin Eline Ne Gelirse. 101

(705)- Bütün Uzuvlar Kalbe Bağlı 101

(708)- Harem.. 101

(709)- Kâbe'ye Yağan Rahmet 101

(720)- Kalbin Takvâsındandır 101

(221)- Ruhlar ve Birbiriyle Tanışmaları 101

(224)- Her Şeyin Bir Melekûtu Vardır 101

(225)- İbrahim ('aleyhi's-selâm) Melekût-i Eşyâyı Gördü. 102

(226)- Melekûtu Başka Kimler Görür?. 102

(230)- Rüyâyı Ruh Görür 102

(246)- Celâl ve Cemâl Tecellîleri 102

(259)- Kâfirin Kalbi 102

(271)- Dört Türlü Sır 102

(279)- Kalp Huzurunu Temin İçin. 102

(286)- Ruh ve Ceset Şirketi 102

(290)- Ervâh İle Görüşme. 102

(369)- Ruh Hükmündeki Melekût 103

(374)- Ruhun Takviyesi 103

(428)- Nurun İnsan Bünyesindeki Hareketi 103

(429)- Takvâ Elbisesi 103

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi 103

(769)- Her Kalpte. 103

(773)- Hayır 103

(781)- Emir Âleminde Yaratılış?. 103

(790)- Şehvetle Bakmak. 103

(809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi 103

(810)- Nur Üzerine Nur! 104

(812)- Kâfir ve Münâfıkların Kalpleri 104

(815)- Huzur Hali Nasıl Oluşur?. 104

M. FEYZÎ EFENDİ'NİN İLME VE ULEMÂYA BAKIŞI 104

ÇEŞİTLİ İLİM DALLARI VE ÂLİMLERLE İLGİLİ SÖZLERİ 104

(9)- Dünya'nın Yuvarlaklığı 104

(19)- Mesâil-i Dîniyye. 104

(23)- Kulaktan Âlim Olmak. 104

(30)- İrşâd. 104

(639)- Fetret Devri ve Çoban Hikâyesi 104

(31)-Kur'ân'ı Anlamak. 104

(41)-Tekrarın Güzelliği 104

(49)- Âlemler 105

(57)- Hareket 105

(61)- Seyr-i İlim.. 105

(818)- Efdaliyyet Dereceleri?. 105

(844)- İlim Korur 105

(845)- Talebe Olarak Ölmek. 105

(846)- İlmin Kendine Has Zevki 105

(847)- İlmin İzzetini Muhâfaza. 105

(848)- Talebenin Fâsık Olması 105

(859)- Eski Felsefeciler 105

(860)- Uzaya Gidenlere Tavsiye. 106

(867)- Sadece Bilgiye Güvenmemek. 106

(870)- Bazı Din Adamları 106

(886)- En Güzel Meslek?. 106

(887)- Günâhlar İlmin Feyzine Engel Olur 106

(888)- Kabirde Talebeliği Devam Eder! 106

(68)- Müezzinler ve Âlimler 106

(69)- Esrâr-ı Şerîat 106

(70)- Müfessirlerden Beyzâvî'ye Ta'rîz. 106

(72)- Günü Gelince Hakikatların Zuhûru. 106

(83)- Ulemâya Hürmetsizliğin Cezası 107

(95)- Ehl-i İlim ve İrşâdı Birbirinden Sormamak. 107

(97)- Zamanımızda. 107

(98)- Farzdan Evvelki Farz. 107

(102)- Hidâyet Lambaları 107

(103)- Âlimleri Gıybet 107

(104)- Selefin Âdeti 107

(106)- Osmanlı Türklerinin İlme ve Ulemâya Hürmeti 107

(107)- Lüzûm ve İltizâm.. 107

(108)- Ulemâmızda İnsan Sevgisi 107

(121)- Cumhûra Muhalefet 107

(143)- İlme Nazar 107

(144)- Bu Yara ve Belâların Sebebi 107

(146)- İlm-i Nâfi' 108

(147)- Mikroplar 108

(171)- Bu Din. 108

(181)- Sofiyyenin İlmi 108

(182)- İlmin Evveli Ve Sonu. 108

(191)- İbn Sînâ. 108

(192)- Kastamonu'da 1943 Zelzelesi 108

(193)- Âdem ('aleyhi's-selâm)'a Bildirilen İlimler 108

(196)- İlim Gıdadır 108

(301)- Faydasız İlim.. 108

(316)- Kanâatın Güzel Olmadığı Yer 108

(302)- İlmin Taalluku. 108

(322)- Usûlüddin Âlimlerinin Tefriki 109

(327)- Ekâbirin Eserleri 109

(331)- Müsellemât ve Fer'iyyât 109

(332)- Âlimlere Karşı Edep. 109

(351)- Merak. 109

(365)- Tufeylî Bilgilerin Anlatılması 109

(344)- Mâneviyâta Hürmetsizlik Olur! 109

(524)- Devlet Hazinesinde Âlimlerin Hakları Vardır 109

(527)- Âlimlerin Türleri 109

(560)- Kur'ân'ın Her Harfi 109

(561)- Fütûhât'ın Hatmi 109

(554)- İlâhî Tâlim.. 109

(555)- Faydasız İlim.. 109

(571)- Râsih Âlimlerin Duası 110

(586)- Ulemâya Kıymet Vermek. 110

(549)- İrşâd Nasıl Olmalıdır?. 110

(595)- Şer'î Istılahların Farklı Oluşlarındaki Hikmet 110

(605)- Ruh Hakkında Bilgi 110

(610)- Tesadüf Yoktur 110

(618)-Derviş Olsaydım.. 110

(616)- Tokat Yemek. 110

(621)- Şahsıma Yapılan Haksızlıkları Helâl Ettim.. 110

(661)- Geri Kalmışlığımızın Nedeni 110

(657)- Mârifetin Ölçüsü. 110

(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?. 110

(451)- Muhammed (s.a.) Ümmetinden Maksat 111

(452)- İhânet Eden Âlimler 111

(453)- İttifâk-ı Ulemâ. 111

(466)- Din İlimlerinde İhtisas. 111

(480)- Câmilerin İmârı 111

(513)- Mâverâünnehr Ulemâsı 111

(672)- Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek. 111

(673)- Her Müminin Vazifesi 111

(674)- Kimlere Buğz Edilmez?. 111

(717)- Basîret Nuruna Erişme. 111

(729)- Evvelâ İlim Lâzım! 111

(737)- Nezâketle Uyarmak. 111

(220)- Sultan Fâtih. 111

(222)- Risâle-i Nurları Nasıl Okumalı?. 112

(254)- Beden İlmi-Din İlmi 112

(271)- Dört Türlü Sır 112

(370)- Bu Zamanda Fıkıh İlminin Luzûmu. 112

(372)- Zemzemin ve Kâbe Toprağının Yeryüzüne Dağılması 112

(377)- Ahd-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri 112

(381)- İlmin Bereketi 112

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler 112

(400)- Hangi Kitaba ve Hangi Zâta Yapışalım?. 112

(423)- Müminlerin Sanatı Takvâdır 113

(424)- Hz. Âişe'nin İlmi 113

(432)- Âlimlerin Nurları 113

(437)- Fetvâ Şartlara Göre Değişir 113

(750)- Kitaplar Eczane Gibidir 113

(758)- Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri 113

(783)- Usûl ve Fıkıh İlmi 113

(784)- İlmin Ortadan Kalkması 113

(796)- İlmin Yeniden İnkişâfı İçin. 113

(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar 113

(803)- Atom Parçalanmaz! 114

(816)- Yazarak Öğrenmek En Sağlam Yoldur 114

ÇEŞİTLİ TIBBÎ KONULARI İLGİLENDİREN SÖZLERİ 114

(44)- Göze Kuvvet Veren Şeyler 114

(47)- Hareket ve Sükûn. 114

(51)- Melekût 114

(83)- Ulemâya Hürmetsizliğin Cezası 114

(115)- Tokluk Veren Allah'dır 114

(134)- Canın Kıymetinin Artması 114

(136)- Gençlik ve İhtiyarlık. 114

(137)- Gençlik ve İhtiyarlık. 114

(147)- Mikroplar 115

(203)- Vazîfeli Melekler 115

(833)- İhtiyarlayınca!.. 115

(868)- Namazın Kan Dolaşımında Yeri 115

(878)- Hacer-i Esved'le Aşı Olunmak! 115

(879)- Câmilerin Tozu Da Şifadır! 115

(880)- Tecrübeye Gerek Yok! 115

(881)- Bir Şeyi Yerken Şifa Niyetiyle Yemeli 115

(882)- En Az Üç Defa Kullanmak. 115

(883)- Perhizde de Şifa Vardır 115

(727)- Eşikte Oturmamalı 116

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi 116

(772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri 116

(326)- Kanser Neden Oluşur?. 116

(532)- Câminin Havası 116

(575)- Aşı Hükmündedir 116

(576)- Misvak. 116

(577)- Tecrübe Etmeden! 116

(578)- Bazı Sağlık Tavsiyeleri 116

(579)- Tedavi ve Sebeplere Yapışmak. 116

(583)- Hasta Ziyareti 117

(604)- Çürümeyen Cesetler 117

(260)- Kanserin Tedavisi 117

(261)- İyi İnsanların da Kansere Yakalanmasının Sebebi Nedir?. 117

(278)- Şifa. 117

(279)- Kalp Huzurunu Temin İçin. 117

(402)- İstirahat İhtiyacı 117

(437)- Fetvâ Şartlara Göre Değişir 117

(667)- Melekûttaki Tesir 117

(668)- Tedavi Olmak. 117

(728)- Yalnız Kalıp Derin Derin Düşünme! 117

(765)- Hastalıklara Karşı 118

(786)- Kuvve-i Câzibe Ve Kuvve-i Dâfia. 118

M. FEYZÎ EFENDİ'NİN ÇEŞİTLİ KONULARA BAKIŞI 118

BAZI KONULARLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMELERİ 118

(116)- Tecrübe ve İmtihan. 118

(185)- İngilizin Hainliği 118

(186)- İslâm Birliği 118

(209)- Davet ve Hidâyet 118

(830)- Bu Dünyanın Boş Olduğu. 118

(833)- İhtiyarlayınca!.. 118

(834)- Geminin Sağlamlığı 118

(837)- Mucize ve Kerâmet 118

(841)- Herkes. 119

(850)- Dünya = Rüya. 119

(853)- Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz! 119

(855)- Her An Bir Mekâna ve Zamana Giriş. 119

(861)- Her Arefe Günü. 119

(863)- Eşsiz Din İslâm.. 119

(869)- Müslümanların Güzel Gördüğü Şeyler 119

(870)- Bazı Din Adamları 119

(871)- Câmi Dışındaki Ahvâli Nazara Almamak. 119

(872)- Yerine Göre Nasihat 119

(877)- Hastalık Bulaşması da Allah'ın İzniyledir 120

(878)- Hacer-i Esved'le Aşı Olunmak! 120

(879)- Câmilerin Tozu da Şifadır! 120

(323)- Kemâlâta Karşı Sevgi 120

(325)- Tasvîr ve Tasavvur 120

(328)- Kâbe'nin Sureti 120

(344)- Mâneviyâta Hürmetsizlik Olur! 120

(348)- Kemâlât Sevdası 120

(364)- Bu Âleme Geliş Nedenimiz. 120

(363)- Nur ve Zulmet 120

(352)- Bu Zamanda "Niyetim Hâlis" Demek Yetmez! 120

(355)- Emr-i bi'l-ma'rûf Yapmada Usûl 120

(357)- Ezan Davettir 120

(358)- Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri 121

(359)- Şerifler ve İstanbul'daki Hilâfet Merkezi 121

(361)- Alışverişte 28 Mesele. 121

(362)- Ehl-i Dünyanın Dikkatine! 121

(293)- Azîz Kim?. 121

(522)- Ashâbın Sanatı 121

(563)- Mazlûmen Katlolan. 121

(587)- Eşsiz Din İslâm.. 121

(616)- Tokat Yemek. 121

(620)- Kastamonu İmâm-Hatip Okulu. 121

(641)- Bitkilerin Tesbîhâtı ve Faydası 122

(445)- Zemzemi Doya Doya İçmek. 122

(697)- Zemzemi Soğutmamak. 122

(457)- Cansız Denilen Cisimlerin Durumu. 122

(462)- Medîne Toprağı 122

(464)- Fırça Zararlıdır 122

(480)- Câmilerin İmârı 122

(487)- Hayatın Olduğu Yerde Rızk Da Vardır 122

(488)- Aklın Sınırı 122

(491)- Bazı Vurdum Duymazlara Ta'rîzi 122

(505)- Herkesin İsm-i Âzamı 122

(506)- Uyku. 122

(514)- Âhir Zamanda Emr-i bi'l-ma'rûf Yapanlar 122

(515)- Maddî ve Mânevî Sahada Yükselmenin Yolu. 122

(679)- Haram Sel Gibi! 123

(691)- Buğday Ekmeği 123

(716)- Tevfik ve Hizlân. 123

(746)- Altının Korunması?. 123

(748)- Şeyh İbrahim Efendi (g.s.) 123

(759)- Bu Arz (Dünya) 123

(761)- Nifak Alâmeti Taşıyanlar?. 123

(766)- Üstâdın Kardeşlik Ölçüsü?. 123

(785)- Sarhoşluk. 123

(786)- Kuvve-i Câzibe ve Kuvve-i Dâfia. 123

(788)- Örümceğin Tevekkülü. 123

(789)- Böcekler ve Haşerât 123

(797)- İstîdâtların İnkişâfı 124

(798)- İnsanın Lübbü. 124

(799)- Değer 124

(808)- Bir Gün Gelecek…... 124

(219)- Üç Bayramımız. 124

(234)- Risâle-i Nur Dâvâsı 124

(240)- Bâtınîlik ve Hurûfîlik. 124

(242)- Yahudiler 124

(251)- Büyük İftira. 124

(256)- Uzak-Yakın Fark etmez. 125

(257)- Fıtrattan Olan On Şey. 125

(262)- Yeraltında Kalanlar 125

(280)- İrtibatımız. 125

(288)- Akıl İki Çeşittir 125

(391)- Küfrün Merkezi 125

(395)- Terakkî ve Tedennî İnsana Mahsustur 125

(409)- İnsan, Nokta-i Merkeziyedir 125

YARATILIŞLA İLGİLİ ÇEŞİTLİ MESELELER.. 125

(46)- Ahd-i Mîsak. 125

(54)- İzdivaç Kanunu. 126

(194)- Hz. Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın Yaratılmasında Tedrîcîlik. 126

(345)- Neslin Kesilmesi, Üremenin Durması 126

(346)- Fâile ve Kâbile. 126

(543)- Yaratılışın Neticesi 126

(606)- Yaratmanın Nevileri Vardır 126

(454)- Hazîne-i İlâhî 126

(456)- Bir Sûrette Bin Hakikat! 126

(481)- Arşın İhâtası 126

(497)- İnsan Bir Bütündür 126

(516)- Nizâm-ı Âlemin Bozulması 126

(689)- İnsan Mûnis Yaratıldı 126

(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar 127

(377)- Ahd-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri 127

VATAN-MİLLET SEVGİSİ 127

(13)- Mefâhirlerimiz. 127

(187)- Onda Dokuzu Türklerde. 127

(349)- Milliyetin Gelişmesi İslâmiyet'in Gelişmesi Demektir 127

(350)- Önce Millî Bünyenin Islâhı 127

(531)- Nikâh ve Zinâ. 127

(547)- Bir Milletin Birbirleriyle Uğraşması 127

(643)- Bu Memleketi Beğenmeyenler 128

(398)- Anarşinin Kaynağı 128

(411)- Din ve Milliyet 128

(669)- Her Fertte Millî Bir Sadâkat Lâzımdır 128

(670)- Vatan Şarttır 128

ÇEŞİTLİ KUTSAL MEKÂNLAR.. 128

(74)- Haremeyn-i Şerifeyn. 128

(139)- Kastamonu'nun Fazileti 128

(140)- Kastamonu'nun Fazileti 128

(141)- Kastamonu'nun Fazileti 128

(175)- Asyada Türk İlim Merkezleri 128

(183)- Kastamonu'nun Namazgâhı 129

(749)- Mekke ve Medîne Silsilesi 129

(263)- Mekke ve Medîne'nin Dua Alması 129

(387)- Eskiden Kastamonu'nun Muhâfazakârlığı 129

(698)- Mekke'nin Havası 129

(699)- Arzın Kalbi 129

(700)- Kalpler 129

(708)- Harem.. 129

(745)- On Yedi Bin Evliyâ. 129

RÜYÂNIN HAKİKATİ İLE İLGİLİ SÖZLER.. 129

(12)- Rüyâ. 129

(159)- Onu (s.a.) Rüyada Görmek. 129

(212)- Mübeşşir ve Münzir Rüyâlar 130

(611)- Her Şeyin Hayrını İstemek. 130

(229)- Bazı Rüyâ Tahlilleri ve Tâbirleri 130

(230)- Rüyâyı Ruh Görür 130

KADIN-ERKEK, EVLİLİK-ÂİLE HAYATI 130

(177)- Erkek ve Kadın. 130

(784)- İlmin Ortadan Kalkması 130

(385)- Kadının Süslenmesi 130

(386)- Erkeğin Süslenmesi 130

(790)- Şehvetle Bakmak. 130

(811)- Her Mümin Veliyyulahtır! 131

(531)- Nikâh ve Zinâ. 131

(89)- Nesnaslar 131

(94)- Kur'ân Fârıktır 131

MEHMET FEYZÎ EFENDİ'NİN ŞAHSIYLA ALÂKALI KONULAR.. 131

KENDİ ÖZEL DURUMUNU ANLATAN SÖZLERİ 131

(5)- Mesleğimiz. 131

(8)- Meslekî Mevsimler 131

(24)- İştiyak Sözü. 131

(885)- Doğru İş Yapmak Müşkilleşti! 131

(105)- İnsanın Kendine Hüsn-i Zannı 131

(110)- Bazılarına Ta'rizi 132

(111)- Liyâkatım.. 132

(135)- Bendeki İhtiyarlık. 132

(178)- Hikâyet ve Şikâyet 132

(190)- Enfiyeyi Bırakmak İstiyorum.. 132

(192)- Kastamonu'da 1943 Zelzelesi 132

(202)- Muharrem Ayı 132

(864)- Babamın Hacca Gidişi 132

(231)- Hâfız Ali Efendi 132

(342)- Kâfile-i Evliyâya Dâhiliz. 133

(525)- Kapıların Herkese Açık Tutulması 133

(551)- Boş Saman Sepeti Gibiyim!.. 133

(633)- Bir Tek Farkımız Var 133

(617)- Öldük Dirildik! 133

(618)-Derviş Olsaydım.. 133

(621)- Şahsıma Yapılan Haksızlıkları Helâl Ettim.. 133

(620)- Kastamonu İmâm-Hatip Okulu. 133

(647)- Bizim İrtibâtımız. 133

(266)- İnzivâmın Sebebi 133

(268)- 1960 İhtilâlinde. 133

(272)- 1966 Haccı (İlk Hacları) 134

(273)- Kendisine "Kalaycı Mehmet Efendi" Denilmesinin Nedeni 134

(274)- Bir de Postekiden Sakal Yapalım! 134

(275)- Sen "Emîr"sin; Yeşil Saralım! 134

(390)- Bu Günkü Fitne ve Fesat Ortamına Sebep Olanlar 135

(402)- İstirahat İhtiyacı 135

(404)- Yeryüzündeki Bütün Hatalar 135

(687)- Bütün Kusurlar Benim! 135

(688)- Kimseye Bir Şey Soramam.. 135

ÜSTÂD BEDÎÜZZAMAN VE RİSÂLE-İ NUR.. 135

(231)- Hâfız Ali Efendi 135

(232)- Hâfız Ali'nin Kerâmeti 135

(234)- Risâle-i Nur Dâvâsı 135

(398)- Anarşinin Kaynağı 135

(607)- Risâle-i Nurlarda Ölçü. 135

(766)- Üstâdın Kardeşlik Ölçüsü?. 136

(783)- Usûl ve Fıkıh İlmi 136

(820)- Enbiyânın Velâyetleri ve Risâletleri 136

(854)- Üstâdın İlmi 136

(222)- Risâle-i Nurları Nasıl Okumalı?. 136

(240)- Bâtınîlik ve Hurûfîlik. 136

(78)- Kur'ân'da Teşbîh. 136

M. FEYZÎ EFENDİ'NİN İMAN-İBÂDET-AHLÂK İLE İLGİLİ  SÖZLERİ

ALLAH TEÂLÂ'NIN İSİMLERİ-ALLAH'A İMAN

3)- Kıyâmetin Oluşumu

 Kıyâmetin kopması, Rabbimizin "Kayyûm" isminden mededin kesilivermesi ile vukû' bulacaktır.

(62)- Allah Korkusunun Menbaı

İlim, mârifet ziyadeleştikçe haşyetullah da ziyadeleşecek.

(71)- Benim Mezhebimde

Âyette: (?? ????? ???????) "Lâ tüdrikühû'l-ebsâr" buyurulmuş.[1] Benim mezhebimde ise şöyledir:

??? ?????  ?? ????? ??????? ????? ??? ??????? ????? ??? ???? ?????? ??????? ?????

"Ve fî mezhebî: Lâ tüdrikühû'l-ebsâr ve sâiru kuvâ'l-insan hakîkate künhi Zâtihî ve Sıfâtihî ve Esmâihî Teâlâ."[2]

(86)- Zerrelerin Hareketi

 Allah Teâlâ bir zerrenin hareketini murâd buyurduysa; insanlar da, melekler de, cinler de onun hareketini durduramaz. Eğer sükûnunu murâd buyurduysa, onu hareket ettiremezler.

(91)- Emir ve İrade

 Emir başka, irâde başkadır.

(117)- Esmâ-i İlâhiyye

 Esmâ-i ilâhiyyenin hepsi güzeldir; fakat ahkâmları başka başkadır.

(118)- İsm-i Câmi'in Mazharı İnsan  

İnsan, İsm-i Câmi'in, İsm-i Âzam ve Vâsi'in mazharı olduğundan, kâinatta mütecellî bütün esmâ-i ilâhiyyenin tecellîlerine mazhariyete kabiliyetli halkolunmuştur.

(119)- Mazharlar  

Güneş, Nur isminin; ay, Mübîn isminin, nebât, Rezzâk isminin; hayvânât, Müzill isminin; su, Muhyî isminin; hava, Hayy isminin; madenler, Azîz isminin; toprak, Mümît isminin; ateş, Kâbız isminin; enbiyâ ve bütün müminler, Hâdî isminin; şeyâtîn, Mudill isminin mazharıdır.

(149)- Kişinin İzzeti ve Zilleti  

Allah Teâlâ, bir kimsenin terzîlini murâd buyurduysa, kimse onu ta'zîz edemez. İzzetini murâd buyurduysa, kimse de onu terzîl edemez.

(200)- Hak'dan Hakk'a Firâr 

Safâ ile Merve arasında Hak'dan Hakk'a firâr edeceğiz. Gazabından rızasına, celâlinden cemâline, azâbından affına sığınacağız. Yoksa orası spor salonu değildir!..

(210)- Cennetin En Yüksek Nimeti

Cennetin en yüksek nimeti, Cemâlullâh'ı ru'yettir.

(211)- Beşâret Ehli

Beşârete mazhar olan zât, Vedûd (c.c.) isminin mazharıdır. Gayr-i ihtiyârî sevilir. O zâtı görünce Hakk'ın zikri hatıra gelir.

(308)- İman Esaslarının Felsefe ve Hikmeti

Esâsât-ı îmâniyyenin hikmet ve felsefesi yok değil! Ama önce inanacaksın, sonra felsefesini araştıracaksın.

(309)- Tasdik Lâzım

İnanç konusunda ilim kâfî değil; tasdik lâzım. Bi'l-iltizâm o dinle tedeyyün lâzım.

(822)- Zâhire Bakıp Hüküm Vermemeli

Her şeyin bir mülk, bir de melekût cephesi vardır. Zâhire bakıp da hüküm vermemek lâzımdır. Hakîkatta bütün her şeyin nasıl olacağını irâde eden bir müdebbir vardır; o da müdebbir-i hakîki olan Cenâb-ı Hak'dır. Bunu iyi bilen, olan hâdiselerden üzülmez ve ye'se düşmez.

(828)- İnsanın Dünyadaki Nasibi  

İnsanın dünyadaki nasibi; başta mârifetullah-muhabbetullah kesbedip, huzur ve ihlâsla ubûdiyyet etmesidir.

(889)- Bütün Övgüler Hakk'a Döner

Kimden gelirse gelsin, nasıl olursa olsun; bütün hamdler, bütün övgüler ve bütün senâlar Hakk'a râcidir.

(300)- Allah Teâlâ'nın Gizli İsimleri

Nezd-i Sübhânîsinde meknûz bıraktığı isimler var. Acaba onlarla tecellî buyursaydı, âlem ne şekil alırdı?!

(302)- İlmin Taalluku

İlim sıfata taalluk eder; zâta değil.

(303)- Sıfatların Bağlantısı

Kudret kendi başına yaratmaz. Kudret, irâde sıfatına; irâde de ilim sıfatına bağlıdır.

(304)- Delilleri Allah (c.c.) Gösteriyor

Delâil-i vahdâniyyeti O irâe ediyor (gösteriyor). O'ndan irâe olmasaydı, bizler göremezdik.

(518)- Tevhîd Akîdesi

Bütün peygamberlerin dîn-i aslîsinde tevhîd akîdesi hiç değişmemiştir.

(552)- Hayâ ve İman 

Hayâ, iman nisbetindedir. Hayâ yoksa iman da yoktur. Bunun için enbiyâda ve evliyâda hayâ herkesten daha ziyâde bulunur.

(566)- Beşâret ve Hasâret 

Hasâret kâfirlere; beşâret müminlere!...

(553)- İşaretler

Kâ'be-i Muazzama, zâta; Mescid-i Harâm, sıfâta; Mekke, esmâya; mîkât sahaları, ef'âle işârettir.

(581)- Mahşerde En Son Şefaat 

Mahşerde en son şefaat, Allah'ın Rahmân isminden olacak.

(597)- Ferâset Kimde Oluşur?

Kemâlât-ı îmâniyyede terakkî etmiş bir mümin, bu gözün görmediğini basîret gözüyle görür.

(619)- Bu Âleme Gelişimiz ve Gidişimiz

Bu âleme kendi irâdemizle gelmedik ki, kendi irâdemizle gidelim. Hak Teâlâ nasıl takdîr buyurduysa öyle olur.

(628)- Gayba İman 

Mümin, gaybe imanla emrolundu. İnanmış kimse ölürken, şuhûd derecesine geliyor.

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?

Allah'ın gazâbına, belâ ve musîbetine ancak tevbe ile, dua ile, sadaka ile, ibâdât-ı tâât ile karşı durulabilir.

(655)- Bir de Şerh-i Sadr Nuru!

Cenâb-ı Hak has müminlere evvelâ imanı nefislerine sevdirdi. Kalplerini imanla zînetlendirdi. Bir de lutf-i kereminden şerh-i sadr nuru ihsân ediverirse ne âlâ!..

(449)- "Allah" (c.c.) İsmiyle Zikir 

Cenâb-ı Hakk'ı "Allah" (c.c.) ism-i şerifi ile yâd eden, bütün esmâ ile yâd etmiş olur.

(450)- Cenâb-ı Hakk'ın İlmi

"Olmuş-olacak" bize göredir. Cenâb-ı Hakk'a göre olmuş-olacak birdir, farkı yoktur. Hak Teâlâ'nın ilm-i muhîtinde zaman kaydı yoktur.

(694)- Allah Nâmına Verilen

Allah nâmına ne verirsek önce yedullaha ulaşır.

(695)- Kimin Eline Ne Gelirse

Kimin eline ne gelirse, yed-i münfıktan geliyor.

(711)- Dinimizde Fakir ve Zengin

Dinimiz, zenginin, fukarânın, kölenin ve kadının haklarına riâyet ediyor. Ne ağniyâya gınâsından dolayı; ne de fukarâya fakrından dolayı hakâret olunmaz. Ağniyâya, Ğaniyy isminin tecellîsine mazhar oldukları için saygı; fukrâya da, münkesiru'l-kulûb oldukları için ikrâm ve taltîf lâzımdır.

(731)- İman 

Müminin iman nuru, dünyada da, sekerâtta da, kabirde de, âhirette de imdâdına yetişiyor.

(732)- Nur, Nâra Siper Olur

Müminlerin iman nuru, ibâdâtu tâât nurları, âmâl-i sâliha nurları… ateşi reddeder. Kâfirlerin ateşe siper olacak nurları yoktur.

(235)- Yalancı Peygamberler

Bir kimse müslüman iken, dinden çıkıp risâlet ve nübüvvet dâvâsında bulunursa, onun tevbesi kabul olunmaz.

(243)- Sadakalar Nereye Gider?

Verilen sadaka, daha fakirin eline ulaşmadan Yedullâh'a ulaşıyor, Yed-i Münfık'a teslim olunuyor. Cenâb-ı Hakk'ın Yed-i Şerif'i, Yed-i Ulyâ'dır. Kulun eli, yed-i süflâdır. Yed-i Ulyâ'dan murâd, Yed-i Münfık'dır. Yed-i Münfık, Cenâb-ı Hakk'ın Yedi'dir.

(246)- Celâl ve Cemâl Tecellîleri

Celâl tecellîsi olursa, kalpte bir inkıbâz olur. Cemâl tecellîsi olursa, kalp genişler. Rabbisinden bir nur üzere olur, basîret ihsân olunur. Basîret, mânâya taalluk eden kalp gözüdür.

(278)- Şifa 

Şifayı, Şâfi-i Hakîkî'den bilmek ve beklemek lâzımdır.

(368)- "Hayy" İsm-i Şerifi

"Hayy" ism-i şerifinin tecellîsi, her şeye sereyân etmiştir. Hayy ism-i şerifi İsm-i Âzamdır.

(389)- Şefaat Olunabilmek İçin

Bir kimseye şefaat edilebilmesi için, o kimsenin imanla kabre girmesi lâzımdır.

(403)- En Büyük Nimet 

Nimet, şükür ister. Şükredildikçe, nimet ziyâdeleşir. En büyük nimet, iman nimeti, İslâmiyet nimetidir.

(418)- Şuûnât-ı İlâhiyye Sonsuzdur

İ'zâz, izlâl, ihdâ, idlâl, işkâ, is'âd, ifgâr, iğnâ, imrâz, işfâ, imâte, ihyâ... her biri İlâhî şuûnâttır. Şuûnât-ı ilâhiyye, nâmütenâhîdir.

(427)- İman Parçalanmaz

Îman bir küldür; tecezzî-inkısâm kabul etmez.

(742)- Allah Sevgisini Celbetmek İçin?

İnsan günâh işleyince: "Bu benim suçum" deyip; "Yâ Settâr!" diyerek af dileyecek. Abdest alıp tevbe edecek. Gizli günâha gizli; açık günâha açık tevbe edecek. Allah'ın sevgisini celbetmek için tevbe lâzımdır. Akşam-sabah tevbe edelim. Tevbeye mülâzemet eden, habîbullahtır.

(767)- Tanıtmak Hak'dandır

Teâruf, tehabbub Hak'dandır. Eğer O tanıtmasa ve sevdirmeseydi, kimse Hakk'ı tanıyamaz ve sevemezdi.

(769)- Her Kalpte

Her kalpte, kuvve halinde tasdik kâbiliyeti de, inkâr kâbiliyeti de mevcuttur.

(777)- "Vedûd" İsmine Mazhariyet 

Bazı evliyâ, "Vedûd" isminin mazharıdır; görenler tarafından hemen sevilir. Zira, kemâlât bizâtihî mahbûbdur.

(778)- Her Şeyde Hayat Vardır

"Hayy" ismi, ism-i âzâmdır. Her şeye sereyân etmiştir. Cüz'î olsun, küllî olsun; insan olsun, hayvan olsun; nebât olsun, cemâd olsun her şey, Hayy isminin mazharı olması hasebiyle hayata mazhardır. Ama hayat, hepsinde aynı seviyede değildir; merâtib üzeredir.

(804)- Mârifet Yolu Nasıldır?

Mârifet; eşyâdan ef'âle, ef'âlden esmaya, esmâdan sıfâta, sıfâttan Zât'a olur. Onun için: "Heme eşyâ mazâhir-i esmâ; heme esmâ mazâhir-i zâtend"[3] demişlerdir.

(805)- Tecellî Olmasaydı

Tecellî; Zât'dan sıfâta, sıfâttan esmaya, esmâdan ef'âle, ef'âlden eşyâya olur. Tecellî olmasaydı, mârifetullah mümkün olmazdı.

(82)- Bir Dua  

Allah Teâlâ bizleri gazabıyla helak etmesin. Gazabından rahmetine, azâbından affına, celâlinden cemâline sığınalım.

KELÂMULLAH KUR'ÂN-I KERÎM

(17)- Tahâret-i Kâmile

 Tahâret-i kâmileye ulaşamamış kimse Kur'ân'ın hakâikına muttalî olamaz.

(30)- İrşâd  

Kur'ân'ın irşâdından, Ehâdîs-i Nebeviyye'nin irşâdından, ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.

(31)- Kur'ân'ı Anlamak  

Kendi bildiğimize Kur'ân'dan ve Hadis'den mânâ çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın kâide-i mukarreresi altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.

 (59)- Ölü Kalpler

 Kalpler Kur'ân'la hayat bulduğu için, Kur'ân'ın bir ismi de "Ruh"'tur. Kur'ân'ın hakâikını fehmeden kalp, hayattardır. Kur'ân'ın hakâikını fehimden gafil kalpler, ölüdür.

(61)- Seyr-i İlim  

Seyr-i ilim Kur'ân'la başlar; yine Kur'ân'la nihayet bulur. Kur'ân'ın meânî-i adîdesi vardır. Hakâikı, bitmeyen, tükenmeyen deniz dalgaları gibidir.

(65)- Kur'ân Ziyafeti  

Kur'ân, insanın bütün latîfelerine; ruhuna, kalbine ve istîdatlarına ziyafet veriyor.

(78)- Kur'ân'da Teşbîh  

Kur'ân'da, fehme takrîb için, ma'kûlâtı mahsûsâta; mahsûsâtı ma'kûlâta teşbîh vardır ki ediplerce çok üstündür. Yanlış anlamamalı. Üstâz (r.a.) buna, "Tenezzülât-ı İlâhîyye ilâ ukûli'l- beşer" (İlâhî sırların beşerin akılları seviyesine tenezzülü) diyor.[4] Ben buna "bel ilâ istitââti'l- beşeriyye"yi ilave ediyorum.

(79)- Kur'ân Sofrası

 Kur'ân, İlâhî bir sofradır. Ama ondan, mîzâcı tam olanlar hakkıyla istifade edebilir.

(94)- Kur'ân Fârıktır  

Kur'ân fârıktır; hakkı-bâtılı, meleği-şeytanı, nikâhı-sifahı, helâli-haramı tefrik ederek yaşayalım.

(99)- Kur'ân, Her Levhada Yazılıdır  

Kelâmullah, bütün elvâha ketbolundu. İnsan hâfızası da bir levhadır. Kur'ân, melekûtî bir yazı ile hâfızada yazılıdır. Hâfız için çalışmak, o istîdâdın bi'l-kuvvelikten bi'l-fiile gelmesi ve inkişâfı içindir.

(132)- Kur'ân'ın Korunması  

Cenâbı Hak Kur'ân'ın hıfzını:

??? ??? ????? ????? ???? ?? ???????

"İnnâ nahnu nezzelnâ'z-Zikra ve innâ lehû le hâfizûn" âyeti[5] ile deruhte etti. Tevrat ve İncil böyle olmadı; onların hıfzını deruhte etmedi. Çünkü onlar birer mukaddime hükmünde idi.

(133)- Silsile-i Kütübün Netîcesi  

Kur'ân, silsile-i kütübün netîcesidir. Bunun için Cenâb-ı Hak onun hıfzını deruhde etti.

(138)- Asıl Mesele

 Asıl mesele, Kur'ân'ın irşâdı altında meleği-şeytanı, nikâhı-sifâhı, helâli-harâmı tefrîk ederek yaşamaktır.

(307)- Müteşâbihlere Karşı Tavrımız

Kur'ân'daki müteşâbihler hakkında en güzel iman: (???? ????? ??? ?????) "Âmentü billâh alâ murâdih";[6] hadisteki müteşâbihler hakkında ise: (???? ????? ???? ??? ???? ???? ????) "Âmentü bi Rasûlillâh alâ murâdi Rasûlillâh"[7] demektir.

(320)- Her Vahiy Kur'ân mıdır?

Her vahiy Kur'ân değildir. Çünkü Kur'ân'ın hem nazmı, hem mânâsı münzeldir. Ehâdîs-i sahîhada ise sadece mânâ münzel olup, nazım değildir.

(347)- Küre-i Kamer ve Kur'ân'ın Aslı

Kur'ân'ın aslı, el'ân küre-i kamerde melekûtî bir hatla mevcuttur; mahfuzdur. Melekûtî yazının her neresinden bakarsan okunur.

(517)- Kalbin Hayatı

Kalbin hayatı, Kur'ân'ın hakâikı iledir. Hakâik-ı Kur'âniyye'den mahrum olan kalpler ölü hükmündedir.

(519)- Kitapların ve Peygamberlerin Son Durumu

Silsile-i kütüb, Kur'ân'la; silsile-i risâlet, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin bîseti ile neticelendi.

(520)- Kur'ân Asrı   

Kur'ân, ölülere hitap etmiyor! Dirilere hitap ediyor! Asrımız Kur'ân asrıdır.

(536)- Kur'ân ve Hutbe Dinlerken

Kur'ân okunduğu zaman, vaaz ve hutbe dinlendiği zaman, emrolunan şeyleri edâya, nehyolunan şeyleri terke kalbiyle kasdetmelidir.

(557)- Kur'ân ve Hadisi Nasıl Okumalı?

Kelâmullâhı, Mütekellim-i Ezelî'den; hadis-i şerifleri de, fem-i saâdetten işitir gibi okuyup-dinlemelidir.

(558)- Kur'ân Okunan Yerin Şerefi

Tilâvet-i Kur'ân olan yere sekînet nâzil olur, melekler nâzil olur, nur nâzil olur.

(559)- Kur'ân'a Saygı, Hakk'a Saygıdır

Kur'ân'a tâzim, Allah'a tâzimdir. Kur'ân'a hürmetsizlik, Hakk'a hürmetsizliktir.

(560)- Kur'ân'ın Her Harfi

Her harf-i Kur'ân'da, Kur'ân yazılıdır. Her harf-i Kur'ân'ı hayattar bilmeyen, âlim değildir. Müçtehitlere bu sır zâhir oldu. Onun için müçtehitlik en büyük makamdır.

(582)- Hz. Îsâ Aleyhi's-Selâm'ın Sofrası

Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın mâidesi husûsî idi. Kur'ân'ın sofrası ise umûmîdir; daha faziletlidir.

(584)- Asrımız

Asrımız, Kur'ân asrıdır. Okumamakla, amel etmemekle Kur'ân nisbetini kesmez. Ya cennete yeder; ya da cehenneme tepeleyerek sokuncaya kadar takip eder.

(650)- En Az On Sevap

Kur'ân okuyan, her harf-i Kur'ân için lâ-akall (en az) on sevap alır.

(659)- Kur'ân'ın Tercümesi Yapıldı

Kur'ân, ya kendi lisanlarına veya beynelmilel lisanlara tercüme olundu. O halde diğer kavimler: "Kur'ân'dan bizim haberimiz yoktu!" diye nasıl mazeret beyân edebilecekler?!

(508-509-510)- Kur'ân'ın İrşâdı

  •        ü         Kur'ân'ın irşâd ettiği yol en sağlam yoldur; başka kapı aramağa lüzum yoktur.
  •        ü         İrşâd, Kur'ân'ın irşâdıdır.
  •        ü         Kur'ân'ın irşâdı altına girmeyenler, hayvan gibidirler.

(675)- Kur'ân'ın Beşâreti

Kur'ân kâfirlere azâb-ı elîmi ihbâr ettiği için ondan uzaklaşıyorlar. Sâlih amel işleyen müminlere de ecr-i kerîmi tebşîr ettiğinden ona teveccüh ediyorlar.

(676)- Dirilere Hitap Ediliyor!

Kur'ân ölülere değil, dirilere hitap ediyor!

(678)- Zamanın Hastalığının Sebebi

Bu mevsimdeki hastalık, Kur'ân'ın irşâdından uzaklaşmaktan ileri geldi.

(706)- Kur'ân Okurken

Kur'ân okurken, kalp fehmetmeye çalışsın; akıl taakkul etsin, hâfıza hıfzetsin, hayal tehayyül etsin, göz baksın, kulak işitsin, el tutsun, lisân okusun. Bütün âzâ ve cevârih nasîbini alsın.

(738)- Kalbe Gelen 70 Bin Hâtırât 

Kalbe günde 70 bin hâtıra gelir-geçer. Kalbe gelen hâtıraları, Kur'ân mîzânıyla ölçüp, değerlendirip, ayırt etmek lâzım.

(741)- Kur'ân Yolu

Tarîk-ı müstakîm, Kur'ân'ın irşâd ettiği yoldur. Cennete-cemâlullaha ulaştıran yol Kur'ân yoludur.

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 

Kur'ân'da derecât ve makâmât vardır. Bu makamlar tevbeden başlar. Evbe, inâbe, şükür, sabır, ihlâsla ubûdiyyet, tevekkül, teslîm... Kaza ve kadere rıza makamı, en yüksek makamdır. Mümin, bu makamda hitâba mazhar olur. O Rabbinden, Rabbi de ondan râzı olur.

(252)- Hadisleri İnkâr Edenler

Âhir zamanda, kendini bilmez bir gurup, koltuklara yaslanıp, bacak bacak üstüne atıp, sigara tüttürerek, lâubâlî bir şekilde: "Sen hadisi bırak, bu mesele Kur'ân'da var mı, ona bak!" diyecekler!..

(287)- Kur'ân'da Helâller ve Haramlar

Kur'ân'da bin emir, bin nehiy, beş yüz helâl ve beş yüz haram beyan edilmiştir.

(291)- Aklın Kıyâmeti

Akıl, Kur'ân'ın irşâdı altında oldukça kıymetlidir. Yoksa ateş böceğinin başındaki ışık gibi olur! Başında bir ışık parlıyor; ama önünü bile aydınlatmıyor!

(379)- Kur'ân'ı Hatasız Anlamak İçin

Kur'ân'ı hatasız fehmedebilmek için lâ-akal yedi ilmi tâlim etmek lâzım  Sarf, nahiv, lugat, belâğat (meânî, beyân, bedî'), usûl (usûl-i fıkıh, akâid, kelâm), tefsîr, hadis.

(380)- Yeni Bir Tefsîr

Bu zamana kadar üç yüz elli bin tefsîr yazıldı; hâlâ tatmin olunamadı. Bir yenisi yazılsa diye bakıyoruz.

(382)- Kur'ân Arabîdir

Kur'ân, arabî lisan üzeredir; başka lisanla okunmaz. Tefsîr veya meal başka lisanla yapılabilir. O da mânâyı anlayabilmek içindir.

(396)- Kâinatın Ruhu Kur'ân'dır

Kur'ân, kâinatın ruhudur. Kur'ân çıkıp gitse, küre-i arz vefat edecek!

(397)- Kâfirle Dost Olmak Haramdır

Kur'ân bizi, kâfirlerle dost olmaktan men ediyor. Kâfirlerle dost olmak haramdır.

(417)- Hz. Peygamber'den Bize Ne Kaldı?

Rasûlullah Efendimiz'den bize Kur'ân kaldı, ilim kaldı, hilim sabır, tahammül ve şefkat kaldı.

(430)- Kötülükte Ölçü 

Bir şeyin neticesi kötüyse, mukaddemâtı da kötüdür. Bunun için Allah Teâlâ Hazretleri, Kur'ân'ında, çirkin şeylerin mukaddemâtından da nehyetmektedir.

(441)- Kur'ân'ın Dili ve Nazım Ölçüsü

Kitap hangi lisanla geldiyse, ona o lisanın grameri tatbîk olunur. Kur'ân'da kavâid-i arabiyye cârîdir.

(763)- Kur'ân

Kur'ân, menba-ı belâğâttır. Her cihetten mucizedir.

(800)- Âyete Mânâ Vermek İçin

Öyle, her âyete incelemeden mânâ verilmemeli. Önce sebeb-i nüzûlünü incelemeli; niçin nâzil olduğu araştırılmalı. Mutlak mı, mukayyed mi; mücmel mi, mufassal mı; nâsih mi, mensûh mu; îcâzlı mı, itnablı mı? Tetkik edilmeli, ondan sonra bir hüküm verilmelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZ -SÜNNET-HADİS-İ ŞERİFLER

(36)- Çirkin Bid'at  

En çirkin bid'at, bir sünnetin terkine ve iptâline sebep olandır.

 (214)- Zayıf Hadis 

Ulemâmız, ahkâma dâir olan meselelerde asla zayıf hadislerle amel etmediler. Fezâile ait zayıf hadisler varsa, ona da ilişmediler.

(66)- Fazilet Güneşi  

Rasûlullah Efendimiz (s.a.) Şems-i Fazilet'dir. Şefaat isteyince hemen yetişir.

(75)- Rasûlullah'a Muhabbet 

 Kemâl-i îman, Rasûlullah (s.a.)'a muhabbetle hasıl olur. Muhabbetullahın alâmeti de Rasûl-i Ekrem'e itaattir.

(100)- Bütün Akılların Nuru  

Bütün akılların nuru, Rasûl-i Ekrem'in (s.a.) sirâc-ı nurundan taksim edilmiştir. Fakat istîdatları hasebiyle mütefâvit olmuştur.

(113)- Rasûlullah'ı Medih

Rasûl-i Ekrem'i (s.a.) herkes, kendi haline münasip bir şekilde meth-ü senâ edebilir.

(158)- Rasûlullah (s.a.) Efendimiz  

Rasûlullah Efendimiz kabr-i şeriflerinde harâretiyle, tarâvetiyle, hayat-ı berzahiyye ile hayydırlar.

(159)- Onu (s.a.) Rüyada Görmek  

Rasûlullah (s.a.) Efendimizi rüyada şemâiline uygun olarak görmek, hakîkaten görmektir. Rüyada mahzûn ve mesrûr görülmesi, râîye bakan bir meseledir. Mesrûr görmesi, sünnetine ittiba' ettiğine; mahzûn görmesi, sünnete ittibada kusurunun ve noksanının bulunduğuna bir işarettir.                   

(160)- Rasûlullah İle İrtibat Kurmak

Rasûlullah Efendimizle, ona çok salavât getirerek irtibat kurmak lâzım. Tâ ki, iştiyak harâretimiz ziyadeleşsin.

(161)- Rasûlullah'a Karşı Görevlerimiz

1. Rasûlullah Efendimizi kendi nefsimizden evlâ bileceğiz.

2. Sünnetine ittibâ edeceğiz.

3. Âl ve ashâbını seveceğiz.

4. Hadislerine hürmet edeceğiz.

5. Çokça salavât getireceğiz.

(162)- Hz. Peygamber'in Ümmetiyle Alâkadar Olması

Sekerâtta, Rasûlullah Efendimiz ümmetine temessül ediyor. Kabrinde temessül ediyor, onların lehinde şâhitlik ediyor.

(163)- Onun Yüce Fazileti

Bütün kemâlât ve füyûzât ondadır. O, şems-i fazilettir. Enbiyâ ise onun kevkebleridir. Hüsn ve cemâlin tamamı ona verildi. Hz. Yusuf ('aleyhi's-selâm)'a ise nısfı verildi.

(164)- Vahiy Ânında Hz. Peygamber 

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz, vahyi telakkuf ânında, mucize izhârı zamanında, neredeyse beşer denmeyecek kadar kuvve-i kudsiyye kesbederlerdi. Bunun dışında, kendisinde beşerî vasıflar bulunurdu. Cihatta mübârek yüzlerine yetmiş kılıç darbesi isâbet ettiği halde hiçbir yara almamıştı. Yalnız bir defa -li-hikmetin- tesir etti. O da mücâhidîn-i İslâm'ı teskîn içindi.

(422)- Rasûlullah'a Nisbetimizi Muhâfaza Edelim

Rasûlullah Efendimize nisbetimizi muhâfazaya çalışalım. İmanın kemâli, Rasûlullah Efendimizi çok sevmektedir. Onu çok seven de, sünnetine mutâbaat eder.

(218)- Hidâyet Nuru

Rasûl-i Ekrem Efendimiz ('aleyhi's-selâm) hidâyet nurunun tecessüm ve temessül etmiş şeklidir. Kim ona teveccüh etti ise hidâyet buldu. Kim de ona arka çevirdi ise hasâret buldu.

(446)- Hz. Peygamber'in Beşerî Vasıflarda Görünmesi

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin harpte yara alması, açlık hissetmesi, zırh giymesi gibi beşerî vasıflar, beşeri takviye içindir. Fakat vahiy anında ve mucize izhârı zamanında, evsâf-ı beşeriyyenin fevkında kuvve-i kudsiyye zâhir olurdu.

(447)- Peygamberimiz ve Sâir Peygamberlerin Bazı Özellikleri

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimizin damarlarında dolaşan, kan değil, nur idi. Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimizin cesedinden sudûr eden her şey tâhirdir. Efendimizden kan alan hacamatçı kanı içti. Bir sahâbî de bilmeyerek idrarını içtiği halde bunları menetmedi. Enbiyâ ('aleyhimü's-selâm) ekserî vakitte beşerî vasıflarla görünürler. Îsâ ('aleyhi's-selâm) baba sulbünden gelmediği için, kalbinde şeytana ait olan siyah kan mevcut değildi.

(501)- Peygamberimizin (s.a.) Rüyaları

Peygamber (s.a.) Efendimizin rüyaları vahiydir. Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz, gördüğü rüyaları Hz. Âişe vâlidemize naklederlerdi; sabahla beraber zuhûr ederdi. Evliyânın rüyâları da ilhamdır.

(405)- Efendimizin Vücûduna Değen Toprak 

Efendimizin (s.a.) vücûd-ı şeriflerinin değdiği toprak, Kâbe'den ve cennetten efdaldir.[8]

(412)- Peygamberimizin Mübârek Vücûdu

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimizin vücûdundan, kemâl-i letâfet kesbettiği için, kesâfet kalktı, terkîbât kalktı. Vücut, bire inkılâb etti. O zaman bütün vücut, tüm basar; tüm sem' oldu.[9]

(413)- Hz. Peygamber'in Mi'râcları

Muhaddislerden Ebû Nuaym'ın tespitlerine göre, Rasûlullah Efendimiz, otuz dört defa Mi'râc etmiştir. Ama bunun sadece bir tanesi ruh maal-ceset olmuş, diğerleri rûhânî olarak vukû' bulmuştur.

(414)- Mi'râc Konusunda En Güzel Söylenecek Söz Nedir?

"Mi'râc-ı şerifi tasdik ettim; Allah Teâlâ'nın murâd-ı şerifi üzere" demeli.

(415)- Üç Kere Şerh-i Sadr 

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimize üç defa şerh-i sadr vukû' buldu. Biri sabâvetinde, süt annesi Halîme'nin yanında iken. Biri, nübüvvetin ibtidâsında, vahye kuvvet olsun için. Sonuncusu, Mi'râc'a urûcu anında, acâib-i kudretten göreceği şeylere tahammül için.

(417)- Hz. Peygamber'den Bize Ne Kaldı?

Rasûlullah Efendimiz'den bize Kur'ân kaldı, ilim kaldı, hilim sabır, tahammül ve şefkat kaldı.

(420)- Hastalanınca 

Hasta iken, Rasûlullah (s.a.) Efendimiz'den ve sulehây-ı evliyâdan istimdâd etmeli.

(792)- Melekle Birlikte Mukâbele 

Rasûl-i Ekrem Efendimiz Ramazan gecelerinde Cibrîl ('aleyhi's-selâm) ile birlikte hatim esnasında melekiyyet kesbettiği için uyku, yorgunluk gibi beşerî vasıflar ona zarar vermezdi. Biz de sabaha kadar hatim edelim desek buna kâdir olamayız. Çünkü beşer olmamız hasebiyle uykumuz gelir, yoruluruz. Peygamberimiz ekmel mahlûk olduğu için ona uykusuzluk ve yorgunluk gibi beşerî hasseler zarar vermezdi.

(793)- Tepenin Arkasındaki Güneş 

Tepenin arkasından kayboluvermekle güneş yok olmuş demek değildir ki! Bu sefer de başka âlemleri aydınlatır.

(794)- Işıklarını Rasûl-i Ekrem'den Alırlar

Rasûl-i Ekrem, bir şems-i fazilettir. Onun mâziye açılan kanadının altında bütün nebîler ve rasüller; istikbâle açılan kanadının altında ise ümmetinin milyonlarca evliyâsı ve sıddikleri vardır. Bütün bunlar ışıklarını, kemâlât nurlarını peygamberimizden alırlar.

(512)- Hz. Peygamber'e Salavât Nasıl Olmalı?

Her mümin, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin şemâilini bilmeli. Hayalinde bu şemâili canlandırarak salât ve selâmını ona hitâben getirmelidir.

(315)- Tâlim-i Esmâ 

Tâlim-i esmâ, Âdem ('aleyhi's-selâm)'a icmâlen oldu. Rasûlullah (s.a.) Efendimize ise tafsîlen oldu.

(317)- Ruh-i Şerifini Bizzat Kendisi Teslim Buyurdu

Rasûl-i Ekrem Efendimizin cesed-i şeriflerinin kemâl-i letâfetinden dolayı, nez' anında[10] melekü'l-mevt ruh-i şerifleri ile beden-i şeriflerini tefrik edemedi. Onun için kendi ruh-i şeriflerini bizzat kendileri teslim buyurdular.

(318)- Mi'râc'ın Ruh ve Beden Birliği İçinde Olduğu

Rasûl-i Ekrem Efendimizin cesed-i şerifleri o derece kemâl-i letâfet ve nurâniyyet kesbetmişti ki, ruhunun terakkîsine cesed-i şerifleri engel olmadı. Onun için, Mi'râc'daki terakkîsine bedenleri de iştirak eyledi. Bundan ötürü, Mi'râc'ı ruhen mi, yoksa ruh maa'l-ceset mi oldu diye ayrılığa düşmenin bir anlamı yoktur.

(321)- Silsile-i Kütüb ve Silsile-i Nübüvvet 

Silsile-i kütüb-i münzelenin tamamı Kur'ân'da; silsile-i nübüvvetin tamamı ise Fahr-i Âlem'de ('aleyhi's-selâm) temerküz etti.

(327)- Ekâbirin Eserleri

Ekâbir, eserlerini Fahr-i Âlem'e tasdik ettirir.

(341)- Rasûlullah Efendimizin Ana Rahmine İntikali

Efendimiz, mîzan burcunda ana rahmine intikal etti. Mîzan burcunda her şey kemâlini ve neşesini bulur.

(360)- Hz. Peygamber'in Vâsıta Kılınması

Cenâb-ı Hakk'a bir hâcetimiz olduğu zaman, Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz'i kalben niyet ederek, vesile ve vâsıta kılmalıyız; edep bunu iktizâ eder. Hem,  seven sevdiğinin hatırını kırmaz.

Peygamberimize bir hâcetimiz olursa, yâranları Hz. Ebû Bekir ve Ömer (r.a.) Efendilerimizi vesile yapmalıyız.

(528)- Nur-i Hidâyet 

Rasûlullah (s.a.) Efendimiz, nur-i hidâyetin tecessüm etmiş şeklidir.

(572)- Hz. Peygamber'in Huzuru

Ekmel şekilde ibâdet etmek Rasûlullah (s.a.) Efendimizin hasâis-i nübüvvetindendir. Huzuruna hiçbir şey mâni olmazdı.

(*)* Hz. Peygamber'in Namazı

Rasûlullah (s.a.) Efendimiz: "Namazı benden gördüğünüz gibi kılın"[11] buyurdu. "Benim kıldığım gibi kılın" buyurmadı! Eğer böyle buyursaydı, kimse tâkât getiremezdi.

(573)- Namazdaki Nur 

Rasûlullah (s.a.) Efendimiz namaza durduklarında bir nur hâsıl olur, bütün vücûdu nur kesilirdi. İşte bu nur vâsıtasıyla, bütün vücûd-i şerifleri bir göz gibi olurdu. Onun için, önünü gördüğü gibi arkasındakileri de görürlerdi.

(580)- Hz. Peygamber'in Mi'râc'ı

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin Mi'râc'ı bütün mi'racların fevkındedir.

(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar

Eski hukemâ, âlemin kıdemine kâil oldular.[12] Ulemâ-i İslâm ise, Cenâb-ı Hakk'ın âlemi, cüz-i lâ yetecezzâ olan[13] cevher-i ferdden halkettiğini ve hâdis olduğunu isbât ettiler. Hukemâ, semâvâtın hark ve iltiyâmını[14] da kabul etmezledi. Halbuki şimdi aya gittiler. Yoğun, kaba-saba adamların aya gittiğini kabul ediyorlar da; bütün vucûd-ı şerifleri nurâniyyet kesbetmiş olan Peygamberimiz'in Mirâcı'nı neden kabul etmiyorlar?!

(294)- Azîz Olanlar

İzzet Allah'ındır. İzzet Rasûlünündür. İzzet müminlerindir. Ama münâfıklar bilmez!

(519)- Kitapların ve Peygamberlerin Son Durumu

Silsile-i kütüb, Kur'ân'la; silsile-i risâlet, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin bîseti ile neticelendi.

(577)- Tecrübe Etmeden!

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin emrettiği şeylere karşı duygu ve iştiyakla itaat edeceğiz; tecrübe etmeye kalkışmayacağız!

(557)- Kur'ân ve Hadisi Nasıl Okumalı?

Kelâmullâhı, Mütekellim-i Ezelî'den; hadis-i şerifleri de, fem-i saâdetten işitir gibi okuyup-dinlemelidir.

(605)- Ruh Hakkında Bilgi 

Rasûlullah Efendimize ruhun mâhiyeti bildirildi. Bunun için kendisi ruhu bilirdi. Ama ifşâ etmediler. Bilmek, hemen ifşâyı gerektirmez.

(223)- Kemâl 

Kâmilin kemâli, Rasûlullah (s.a.) Efendimize kesret-i ittibâ iledir; etbâın çokluğuyla değildir.

(251)- Büyük İftira 

Sahâbe-i kirâma yalan isnâd etmek büyük iftirâdır. Çünkü yalancılara lânet eden âyetleri ilk işiten ve ilk muhâtap olanlar, sahâbe-i kirâmdır. Sahâbîler, bu âyetler karşısında titremişlerdir.

(252)- Hadisleri İnkâr Edenler

Âhir zamanda, kendini bilmez bir gurup, koltuklara yaslanıp, bacak bacak üstüne atıp, sigara tüttürerek, lâubâlî bir şekilde "sen hadisi bırak, bu mesele Kur'ân'da var mı, ona bak" diyecekler!...

(253)- Buhârî'ye Dil Uzatan Nasipsizlere

Altı hadisi senedâtıyla, râvîleriyle bilemeyen; 600 bin hadis-i şerifi en emîn ellerden alıp, sened ve râvîlerini didik didik inceledikten sonra beyân eden, toplayan zâta karşı söz söyleme cesâretini gösteren nasipsizlere ne demeli?..

(401)- Altı Hadisi Bilemeyen Adamlar!

Râvîleriyle ve senedâtıyla altı tane hadis-i şerifi ezbere bilmeyen adamlar; râvîleriyle ve senedâtıyla hâfızasında 600 bin hadisi zapteden İmâm-ı Buhârî'nin aleyhinde konuşamazlar.

(424)- Hz. Âişe'nin İlmi

Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, hücresinden, Mescid-i Saâdet'e bir pencere açtırdı. Onun için hem sahâbeye söylenen hadisleri, hem de kendisine söylenenleri zapt ederdi. Hz. Âişe (r.anhâ), hem hâfıza, hem müçtehide, hem edîbe...her bakımdan mükemmeldi. Her sene hacceder; Arafat'da iken, çadırının etrafı kendisine soru soranlarla dolardı. O da onlara, çadırın içinden doğru cevaplar verirdi.

(425)- Mahşerde Kabirden İlk Kim Kalkacak?

Mahşerde ilk defa Aleyhi's-selâm Efendimizin kabri şakkolur. Sonra, Ebû Bekir Efendimizi ve daha sonra da Hz. Ömer Efendimizi kaldırırlar. Sonra beraberce Medîne kabristanına giderek, ilk şefaatlarını onlara yaparlar. Daha sonra da, Mekke kabristanına gelirler.

(426)- Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın Üç Ayrı Yerde Haşri  

Îsâ ('aleyhi's-selâm) mahşerde üç ayrı yerde haşrolacak. Biri, ümmet-i Muhammed ('aleyhi's-selâm) içinde; biri, ehl-i beyt içinde; biri de enbiyâ cemaatı içinde.

(432)- Âlimlerin Nurları

Ulemâ, nurlarını mişkât-ı nübüvvetten alıyor. Bütün akıllar, onun aklından; bütün nurlar onun nurundan taksim olunmuştur.

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz, kevneynin ruhudur, hakikatıdır. Salavât-ı şerifenin, göze de, kalbe de, bedene de fâidesi vardır.

(460)- Efendimiz Arza Ayak Basmasaydı

Küre-i arz kanla, zulümle, fuhuşla kirlenmişti; tathîri iktizâ ediyordu. Aleyhi's-selâm Efendimizin küre-i arza teşrifleriyle arz, tathîr olundu. Eğer Aleyhi's-selâm Efendimiz, arza kadem basmasaydı, teyemmüm meşrû olmazdı!

(461)- Nur-i Muhammedî ('aleyhi's-selâm)

Tecellîy-i îcâdiyyede ilk halkolunan, Aleyhi's-selâm Efendimizin ruh-i hakîkatı yani nur-i Muhammedî (s.a.)'dir.

(467)- Rasûlullah'ın Aynalarda Zuhûru

Muhakkıkîn-i ulemâ, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin bi-iznillah müteaddit mir'âtlarda, bütün hakîkatıyla temessül ettiğine kâildirler.

(489)- İmanın Kaynağı

İman, çok bilgiyle, çok mâlûmatla değildir. Teslîmiyetle; Rasûlullah (s.a.) Efendimize muhabbetledir.

(511)- Hz. Peygamber'in Derecesi

Peygamber (s.a.) Efendimizin derecesi ne kadar yüksek olursa, şefaatı da o nisbette ziyâde olur.

(740)- Nursuz Yol 

İmâm-ı Şa'rânî Hazretleri: "Rasûl-i Ekrem ('aleyhi's-selâm) Efendimizin yürümediği yolda nur yoktur." diyor.

(776)- Üç Esas

Her şeyin aslı-esası şu üç şeydedir

a)- Sünnet-i Rasûlillaha (s.a.) ittibâ etmek.

b)- Helâlden yiyip-içmek.

c)- Amelleri ihlâs ile yapmak.

NÜBÜVVET-VELÂYET

(518)- Tevhîd Akîdesi

Bütün peygamberlerin dîn-i aslîsinde tevhîd akîdesi hiç değişmemiştir.

(21)- Nübüvvet-Risâlet-Velâyet 

 Nübüvvet, risâletin ibtidâsı; velâyetin müntehâsıdır.

(22)- Mişkât-ı Nübüvvet  

Mişkât-ı nübüvvetten uzaklaştıkça cehil ve zulmet kapladı; hürmetsizlik baş gösterdi.

(28)- Evliyâ 

 Peygamberimiz Efendimiz (s.a.) evliyâyı tarif ederken: "Onları göresiye kalpte zikrullah hâsıl olur" buyurmuştur.

(43)- Yetmiş Peygamber Kabri

 Rükn-i Yemânî ile Hacer-i Esved arasında yetmiş peygamber medfundur. Onun için bu mevkie gelince izdiham hâsıl olur.

(66)- Fazilet Güneşi  

Rasûlullah Efendimiz (s.a.) Şems-i Fazilet'dir. Şefaat isteyince hemen yetişir.

(90)- Risâlet Cenahı- Velâyet Cenahı

 Seyr-i sülûkunu tamamlamış bir velî, risâlet cenahı ile dönerse, irşatla görevli olur; kendisini izhara mecburdur. Şayet, velâyet cenahı ile dönerse irşatla ilgilenmez; kendi halinde mahfîdir.

(96)- Kutup  

Kutup, bir dairenin ortasındaki nokta-i merkeziyye gibidir. Dairenin neresinden bir hat çizilse, nokta-i merkeziyyeye uğrar.

(123)- Terakkî Kadar Tedellî  

Terakkî kadar tedellî lâzım. İnsan-ı kâmil, terakkî ettiği kadar tedellî etmedikçe müptedîyi irşâda kâdir olamaz.

(124)- Şerh-i Sadr 

Evliyâda şerh-i sadr, zamanı gelince siyah, pıhtılaşmış bir kan ifrâzı ile tezâhür eder.

(125)- Şerh-i Sadr 

Şerh-i sadra mazhar olmadıkça, yakîn-i îmânî tahakkuk etmez.

(126)- Kutuplar  

Kutbu'l-irşâd çoktur; kutbu'l-aktâb bir şahıstır. Ona, ferîd, insan-ı kâmil ve gavs da denir. Kutbu'l-aktâb, kutuplar dairesinin nokta-i merkeziyyesindedir. O, ruh gibidir. Onun alınmasıyla kâinat, ruhsuz bir beden gibi olur ve kıyâmet ondan sonra kopar.

(127)- Kutbun İbâdeti  

Kutup, ruh hükmünde olduğundan ibâdâtı ve tesbîhâtı da küllîdir.

(128)- Kutup Bâtındır  

Kutup bâtın, sultan zâhirdir.

(129)- Kâinat Fabrikası Onun İçin Çalışır  

Kâinat fabrikası o kâmilin hesabına çalışıyor. Bizler onun etrafında tufeylî olarak yaşayıp gidiyoruz.

(130)- İnsanların Derecâtı  

a)- İnsanlık b)- Müminler c)- Sâlihler d)- Kutuplar e)- Kutbu'l-aktâb

(131)- Toprakta Çürümeyenler

 Enbiyânın, şühedânın, kibâr-ı evliyânın cesetlerinde habâisten birşey bulunmadığından toprakta çürümezler.

(145)- İnkişafta Tedrîcîlik  

Enbiyânın mîzâc-ı şerifleri birden inkişâf eder; tedrîcîlik istemez. Gayrilerin böyle değildir.

(167)- Eyyûb ('aleyhi's-selâm)'ın Feryadı

Eyyûb ('aleyhi's-selâm)'ın: (??? ???? ???? ???? ???? ????????) "Ennî messeniye'd-durru ve ente erhamu'r-râhimîn"[15] diye feryâd etmesinin esas sebebi şudur  Hastalığında Cenâb-ı Hak, zât-ı akdesine lâyık olan bir iâde-i ziyâretle onu iâdede bulunurdu. Vaktâ ki, iyileşmeye yüz tuttu, iâde kesildi. İşte bu iâde tecellîsinin kesilivermesiyledir ki, bu dua ile feryâd etti.

(170)- Bu Ümmetin Vasat Yaşı

Bu ümmetin vasat yaşı 50 ile 60 arasıdır. Ama ecel bilinmez. Bazı kutuplar 90-100 yaşına kadar yaşamışlar. Pîr Efendimiz vefât ettiklerinde 100 yaşında imişler. Ahmed-i Siyâhî Hazretleri 92 yaşına kadar yaşamışlar. Ahmed-i Siyâhî Hazretleri, Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerinin talebesidir.

(179)- Hz. Pîr Efendimiz 

Hz. Pîr Efendimiz, âbidâne yaşamışlar; sultânâne yatıyorlar...

(184)- Yer Altı Madenleri  

Bütün yer altı madenleri Mehdî Rasûl ('aleyhi's-selâm) zamanında çıkacak. Mehdî Rasûl zamanında altın o kadar çok olacak ki, kendine istemeye gelenlerin eteğini altınla dolduruverecek. Kıyâmet yakın olduğu için altın artık kıymetsiz olacak.

(193)- Âdem ('aleyhi's-selâm)'a Bildirilen İlimler

Bütün lisanlar, fenler ve ilimler Âdem ('aleyhi's-selâm)'a bildirildi. Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın terakkîsi ilimle, tâlim-i esmâ ile oldu. Enbiyânın mizâc-ı şerifleri üstün olduğu için, terakkîleri de def'aten olurdu.

(206)- Asıl Kerâmet 

Asıl kerâmet ve asıl hüner, kalbin tasdik ettiği hakikati nefse de tasdik ettirmektir.

(817)- Şecere-i Kâinat (Kâinat Ağacı)

Hakîkat-ı Muhammediyye ('aleyhi's-selâm), (??? ?? ??? ???? ????) "Evvelu mâ halaka'l-lâhu nurî"[16] sırrıyla, mazhar-ı ism-i âzam olduğundan; hem şecere-i kâinatın çekidek-i aslîsi, hem de en mükemmel meyvesidir.

(818)- Efdaliyyet Dereceleri?

Sohbetin bereketi çok fazladır. Bu sohbet bereketiyle ashâb-ı kirâm, ümmetin en faziletlisi oldular. Enbiyâdan sonra nâsın efdali, başta Ebû Bekir (r.a.) Efendimiz olmak üzere, hulefâ-i râşidîn ve alâ merâtibihim diğer ashâb-ı kirâmdır. Ondan sonra, kibâr-ı tâbiîn ve müçtehitlerdir. Daha sonra, evliyây-ı izâm hazerâtı gelir.

(819)- Umûmî ve Husûsî İrşâd 

Peygamberimiz, bütün beşeriyete meb'ûs olması hasebiyle irşâdını umûmî, bütün insanlığa yapardı. Bunun için, hitâb-ı âmm ile hitâb ederlerdi. Evliyânın kelâmları ise böyle olmadı. Çünkü onlar, husûsî bir kavmin irşâdı ile muvazzaf olduklarından, hitapları da lisân-ı mahsûs ile oldu.

(820)- Enbiyânın Velâyetleri ve Risâletleri

Enbiyânın kendi zâtlarına mahsûs olmak üzere, velâyetleri nübüvvetlerinden üstündür. Üstâd Hazretleri de: "Enbiyânın velâyetleri, risâlete inkılâb etti" derdi. Herkesin kendine göre bir görüşü var; o da bu görüşteydi.

(821)- Berzahlık Mertebesi

Sıddîkiyyet mertebesi, merâtib-i nübüvvetin ibtidâsı; derecât-ı velâyetin müntehâsı olan bir mertebe-i berzahiyyettir. Nübüvvetle ittisâli yoktur.

(830)- Bu Dünyanın Boş Olduğu

İnsan bu dünyaya nice ümniyelerle gelir. O doğarken, avuçları sıkılı olarak doğar; fakat sonunda ölürken elleri açık gider. Yani bu dünyanın boş olduğunu anlar. Ama bazı kibâr-ı evliyâ, yumrukları sıkılmış vaziyette vefât ederler ki, yani: "Biz bu dünyadan eli boş gitmiyoruz!" mânâsınadır. Rabbim bizleri buradan boş göndermesin! Âmin. O halde burada, mârifetullah-muhabbetullah kesbetmeye bakalım.

(838)- Bir Kimsenin Velî Olmasındaki Esas Şartlar?

Bir kimsenin velî olması için, başkasının kalbindeki sırları söylemesi, deriyi yürütmesi veya buna benzer şeyler şart koşulmamıştır. Velî olmak için,

????? ????? ?????? ?????

 "Ellezîne âmenû ve kânû yettakûn" âyetiyle[17] iki şart koşulmuştur: Bunlar da, mârifetullah, kemâlât-ı îmâniyye ve ihlâsla ubûdiyyettir, takvâdır. Bunun için mühim olan, mârifetullah ve muhabbetullahtır.

(840)- Her Makâmın ve Zamanın Bir Sözü Vardır

Her makâmın, her zamanın sözü başkadır. Her makâmın hakkını vermek, her şeyin zamanını gözetmek, ancak sıddıklara mahsûstur.

(862)- İnşallah Öyle Bir Hac Olacak ki!…

Haccetu'l-Vedâ'nın timsâli öyle bir hac olacak ki, inşallahu Teâlâ o hacda mebde ile müntehâ birleşecek. Lâ-akall (en az) sahâbe adedince 124 bin evliyâ mevcut olacak.[18]

(863)- Eşsiz Din İslâm 

Dîn-i İslâm, bütün edyân içerisinde emsalsiz, adîmu'n-nazîr bir din olarak zuhûr etti; yine seyrini adîmu'n-nazîr bir din olarak tamam edecek. Sırr-ı hatmiyyet zuhûr edecek. Zaten nuzûl-i Îsâ ('aleyhi's-selâm) da, daire-i nübüvveti temhir içindir. Bu hikmete binâen, Mehdî Âl-i Rasûl'ün ('aleyhi's-selâm) zuhûru da daire-i velâyeti temhir içindir.

(876)- Hayvanlar Bile Ondan Korkarlar!

Hakiki olarak Allah'dan korkan kimseden insanlar da korkar. Hatta ondan hayvanlar ve vahşiler de korkar ve hürmet ederler. Bazı evliyâ zâtlara ormandaki arslan, kaplan gibi yırtıcı mahlûkâtın, emirlerine musahhar olmalarına dair kıssalar bunu teyit eder.

(877)- Hastalık Bulaşması da Allah'ın İzniyledir

Her şeyde olduğu gibi, sârî hastalıkların sirâyetinde de tesir Cenâb-ı Hakk'a aittir. Cenâb-ı Hak tesir vermedikçe, birlikte olmakla, temas etmekle hiçbir sârî hastalık geçmez. Tevekkülün zirvesine ulaşanlar, sârî hastalıklılarla yiyip-içip birlikte oturabilir, yatabilirler. Fakat bu makamda pek az kimseler at oynatabilirler!

(501)- Peygamberimizin (s.a.) Rüyaları

Peygamber (s.a.) Efendimizin rüyaları vahiydir. Aleyhi's-selâm Efendimiz, gördüğü rüyaları Hz. Âişe vâlidemize naklederlerdi; sabahla beraber zuhûr ederdi. Evliyânın rüyâları da ilhamdır.

(526)- Evliyâ Vasıfları

Letâfet-i lisân, hüsn-i huluk, güler yüzlülük, sehâvet-i nefs, her olur-olmaz şeye itiraz etmemek (kıllet-i itiraz), mazereti kabul ve âmme-i mahlûkâta şefkat evliyâ vasıflarındandır.

(534)- Hangi Sevgi İle Yaşayalım?

Muhabbetullah, muhabbet-i nebeviyye ve muhabbet-i ulemâ ile yaşayalım.

(538)- En Büyük Kerâmet 

Sehl İbn Abdillah hazretleri, en büyük kerâmetin, insanın, nefsindeki kötü bir ahlâkı iyi bir ahlâka tebdîl etmesi olduğunu söylüyor.

(539)- Sebat 

Sebatta kerâmet vardır. (?? ??? ???) "Men sebete nebete"[19] denmiştir.

(432)- Âlimlerin Nurları

Ulemâ, nurlarını mişkât-ı nübüvvetten alıyor. Bütün akıllar, onun aklından; bütün nurlar onun nurundan taksim olunmuştur.

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi

Aleyhi's-selâm Efendimiz, kevneynin ruhudur, hakikatıdır. Salavât-ı şerifenin, göze de, kalbe de, bedene de fâidesi vardır.

(440)- Velînin İşlerini Hak Teâlâ Tekeffül Ediyor

Cenâb-ı Hak, velînin umûrunu tekeffül eder. Velî de Hakk'ın tekâlîfini tekeffül eder.

(811)- Her Mümin Veliyyulahtır!

Tasdik nuruna mazhar olan her mümin velâyet-i âmme hasebiyle veliyyulllahtır. Kâmil velâyet ise, birçok şartlarla ancak tahakkuk eder. Hatta nikâh-ı sahîhten gelmesi bile şarttır.

(232)- Hâfız Ali'nin Kerâmeti

Üstâd hazretleri Barla'da  bir mübârek gecede dua ederken Hâfız Ali Efendi'nin âmin dediğini işitiyorlar.[20] Üstâd, yanındakilere: "Benim duyduğumu siz de duyuyor musunuz?" diye soruyor. Onlar da, bu sesi işittiklerini söylüyorlar. Hâfız Ali Efendi şehîddir. Hem gurbette, hem mahbûs, hem hasta, hem de hastalığı ölümle neticeleniyor.

(235)- Yalancı Peygamberler

Bir kimse müslüman iken, dinden çıkıp risâlet ve nübüvvet dâvâsında bulunursa, onun tevbesi kabul olunmaz.

(264)- Sahîh Keşif ve Hayâlî Keşif

Keşf-i sahîh sahibi olan zât, her mahlûkun, her mevcûdun lisânına, lugatına vâkıftır. Her şeyin, kendi lisânıyla Cenâb-ı Hakk'ı tesbîh ettiğini anlar. Çünkü her zerre, her cemâd, her nebât, her mahlûk, kendi lisânıyla, lugatıyla Hakk'ı tesbîh eder.

Keşf-i hayâlî ise, her mahlûkun Cenâb-ı Hakk-ı tesbîh ettiğini, onların lugatlarını ve lisanlarını bilmeksizin hayâl etmekten ibârettir.

(285)- Kutbiyetin Bâtına İntikâli

Hz. Hasan (r.a.)'ın altı aylık hilâfetiyle otuz senelik hilâfet-i kâmile tamam olup, kutbiyet bâtına intikâl etti. Âhirde, Mehd-i Âl-i Rasûl'de hem hilâfet, hem kutbiyet cem olacak.

(319)- Ölüm Anında Peygamberlerin Ruhları

Enbiyânın ruhları (?? ??? ????? ?????) "Küllü nefsin zâikatü'l-mevt"[21] sırrını tatmak için bir an nez' olur; daha sonra hemen bedenlerine tekrar iâde olunur.

(335)- Halîfe-i Arz Kim?

Halîfe-i arz olan insan, kutuptur.

(336)- 124 Bin Evliyâ 

Enbiyâ adedince her asırda lâ-akall (en az) 124 bin evliyâ bulunur.

(337)- Velîlik Taslamak

Velîlik taslamak imansız ölmeye sebeptir.

(338)- Esas Yük Kutupta 

Esas yük kutbun omzunda; diğerleri tufeylîdir.

(356)- Peygamberlerin ve Velîlerin Nefisleri

Peygamberân-ı izâm hazerâtı günâhsızdırlar. Nefisleri tezkiye olmuştur. Evliyây-ı kirâm hazerâtının nefisleri ise tezkiye olmamıştır. Onlarda şer ve kötülükler, bi'l-kuvve halinde mevcuttur.

(502)- Câhil Evliyâ Olur mu?

Câhilden evliyâ olmaz. Cenâb-ı Hak, bir kimseye velâyet nasîp edecekse, o kimse ümmî de olsa, ona ilham yoluyla ilm-i zarûrî ihsân eder. İbâdetlerini yapacak kadar şer'î ilimleri bilir.

(503)- Avâm ve Havâssın Korkusu

Avâm-ı müminînde, havf-recâ ; havâsta, kabz-bast ; ehasta ise, heybet ve üns vardır.

(476)- Teliğ Ettin mi?

Enbiyâya: "Teliğ ettin mi?" diye sual olunur; "Kabul ettirdin mi?" diye sual olunmaz!

(367)- Enbiyâ ve Bazı Evliyânın Kabirdeki Durumu

Enbiyânın ve bazı kibâr-ı evliyânın, vefâtından sonra dahi cesetlerinde ruhlarının hem tedbîri, hem de nisbeti devam eder.

(371)- Kâbe Toprağında Yatanlar

Peygamberler ve kibâr-ı evliyâ Kâbe toprağında yatarlar.

(373)- Doksan Peygamber Kabri  

Kâbe kapısı ile makâm-ı İbrahim ('aleyhi's-selâm) arasında doksan peygamber medfûndur. Onun için bu kısımda izdiham olur. Hacılar zorluk çekerler. Safâ ile Merve tepesi arasında da kırk peygamber yatmaktadır. Tavâf ve sa'yin luzûmundan dolayı kabirleri belirlenememiştir.

(378)- Müjde!..

Evliyâya ve sulehây-ı müminîne tebşîr vardır. Kendilerine tebşîr gelinceye kadar âkıbetlerinden emîn olamazlar.

(383)- Hz. Ebû Bekir'in Hilâfeti

Efendimiz vefat edince, Hz. Ebû Bekir es-Sıddîk (r.a.) geldi; Aleyhi's-selâm Efendimize sarıldı ve dudaklarını bir müddet emdi. Efendimizin beyân edeceği esrâr, bu vâsıta ile Hz. Ebû Bekir (r.a.)'e geçti. Hz. Ebû Bekir (r.a.), tekfin ve teçhiz işlerini bırakarak hemen hilâfet ve biatla meşgul oldu. Hz. Ömer efendimiz (r.a.) gibi sekre düşmedi. Zira, hilâfet mühimdi. İslâmiyet'e baş lâzımdı. Gecikmesi halinde fitne zuhûru mümkün idi.

(416)- Evliyâda Şerh-i Sadr 

Evliyâda da şerh-i sadr olur. Onlardaki şerh-i sadr, siyah bir kan pıhtısı ifrâz ile, kusma şeklinde görülür.

(419)- Keşifte Ölçü Ne Olmalıdır?

Kibâr-ı evliyâ keşfiyatlarında daima ellerinde şerîat terazisi tutmuşlar. Keşfiyatları şerîata uyuyorsa kabul etmişler; uymuyorsa noksâniyeti, hatayı kendilerinden bilip, o keşfi reddetmişler, ifşâ etmemişlerdir.

(420)- Hastalanınca 

Hasta iken, Rasûlullah (s.a.) Efendimiz'den ve sulehây-ı evliyâdan istimdâd etmeli.

(770)- Huccet İkâmesi

Peygamberler, huccet ikâmesi için göderildi.

(771)- Hikmete Uygun Dua 

Kutbu'l-aktâb, hikmete uygun şekilde dua eder; asla reddolunmaz.

(777)- Vedûd İsmine Mazhariyet 

Bazı evliyâ, Vedûd isminin mazharıdır; görenler tarafından hemen sevilir. Zira, kemâlât bizâtihî mahbûbdur.

(791)- Enbiyâ Vefât Edince

Enbiyây-ı izâmın, vefatlarıyla beraber kesâfetleri de ortadan kalkar. O zaman her yerde bulunabilirler.[22]

(684)- Peygamberlerin Taşıdığı Esrâr 

Enbiyânın hâmil olduğu esrârı kimse taşıyamaz.

(685)- Duaların Vahyedilmesi

Enbiyânın duaları dahi taraf-ı İlâhîden vahiyle bildirilir; onlar da öyle dua ederler ve kabul görürler. Kabul olunmayacak duayı yapmazlar.

(315)- Tâlim-i Esmâ 

Tâlim-i esmâ Âdem ('aleyhi's-selâm)'a icmâlen oldu. Rasûlullah (s.a.) Efendimize ise tafsîlen oldu.

(564)- Kendi Cenâze Namazını Kılanlar

Büyükler, cenâze namazlarını kendileri de kılarlar.

(327)- Ekâbirin Eserleri

Ekâbir, eserlerini Fahr-i Âlem'e tasdik ettirir.

(342)- Kâfile-i Evliyâya Dâhiliz

Biz de üveysî olarak kâfile-i evliyâya dâhiliz.

(529)- Evliyâlık Taslamak

Yalan yere evliyâlık taslamak, imansız gitmeye sebeptir.

(165)- Enbiyâda Beşerî Vasıflar

Enbiyâda, beşere muallim olarak gönderildiklerinden beşerî vasıflar görülecek. Onlardaki bu beşerî vasıflar irtihallerine kadar devam eder. İrtihalleriyle, beşerî vasıflar alınır, melekûtî hayatları başlar.

(225)- İbrahim ('aleyhi's-selâm) Melekût-i Eşyâyı Gördü

İbrahim ('aleyhi's-selâm), eşyânın melekûtunu görmek istedi. Cenâb-ı Hak da ona gösterdi. Melekûtu görünce istidlâle hâcet kalmadı.

(226)- Melekûtu Başka Kimler Görür?

Hullet makâmına gelen İbrahim ('aleyhi's-selâm)'ın meşrebindeki her velîye eşyânın melekûtu gösterilir.

(*)- Asıl Hüner Maddenin Suretini Değil Melekûtunu Görmektir

Maddenin suretini, hacmini, enini ve boyunu münâfığı da, kâfiri de, müşriği de, hatta ve hatta hayvanlar bile görmektedir. Hüner, onun suretini değil, manasını görmektir. Zira, her maddenin suret ve hacmine münasip bir de melekûtu vardır. Maddenin melekût tarafı, onun ruhu ve canı hükmündedir. Cenâb-ı Hakk'ın kudret ve sâir tecellilerinin taalluk ettiği nokta da, melekût cihetleridir. Hak Teâlâ Hazretleri'ne dua edelim de, Halil-i İbrahim (aleyhi's-selâm)'a eşyanın melekûtunu nasıl gösterdi ise, bize de aynı şekilde göstersin. Baksanıza! Âyetlerinde 'rahmetine' değil, 'eser-i rahmetine', 'mülküne' değil, 'melekûtuna', 'suretine' değil 'manasına' bakılmasını emir buyurmaktadır. İşte bu nokta, 'mümin' ile 'kâfir'i tefrik eden bir noktadır. Şayet bu nokta, İbrahim ('aleyhi's-selâm)'a olduğu gibi Nemrut'a da inkişâf etmiş olsaydı, asla tanrılığa kalkışmaz ve bunun için müminlerle boğuşmazdı. Ama ne çare! Burası imtihan dünyası. Herkese melekûtu görmeye izin yoktur…[23]

(310)- Sıddîkiyyet

Sıddîkiyyet derece-i nübüvvetle-derece-i velâyet arasında bir berzahtır.

(314)- Sıddıklar ve Hubb-i Riyâset

Sıddıkların kafasından çıkan en son şey, hubb-i riyâsettir.

(552)- Hayâ ve İman 

Hayâ, iman nisbetindedir. Hayâ yoksa iman da yoktur. Bunun için enbiyâda ve evliyâda hayâ herkesten daha ziyâde bulunur.

(530)- Şa'rânî

Kutb-i Şa'rânî'nin emsâli gelmedi. el-Mîzânü'l-kübrâ adlı eseri vardır ki, o da emsalsizdir. Şa'rânî sıddîkîndendir.

(588)- 124 Bin Evliyânın Yer Alacağı Kutlu Hac 

Ümmet-i Muhammed ('aleyhi's-selâm) için inşallah parlak bir hac olacak. O hacda lâ akall (en az) Vedâ Haccı 'ndaki sahâbe-i kirâm adedince 124 bin evliyâ bulunacak.

(591)- Kerâmet İzhârı

Mezun olmadan kerâmet izhârı güzel değildir.

(533)- Kabirde İstihâle 

Müminlerin cesetleri toprakta çürümekle istihâle olur. Kabirde çürümek, tathîr içindir. Enbiyânın, şühedânın ve kibâr-ı evliyânın cesetleri mutahhardır; temizlenmeğe lüzum yoktur. Onun için cesetlerini toprak yiyemez.

(662)- Bir İstikâmet 

Kur'ân irşâdı altında bir istikâmet, bin kerâmetten daha üstündür.

(645)- Doğruyu Doğru Yerde Kullanmak

Sıddîkler de, sıdkını yerinde kullanıp-kullanmadıklarından suâl olunacaklar.

(639)- Fetret Devri ve Çoban Hikâyesi

Çoban hikâyesi fetret devrine aittir. Fetret devri olmayınca, cehil özür olmaz; öğrenmek lâzımdır. Fetret devrinde dahi, dünya ricâlullahtan boş değildir.

(604)- Çürümeyen Cesetler 

Enbiyâ ve evliyânın cesetleri, besâtet ve nurâniyet kesbetmiştir. Bunun için çürümek iktizâ etmez.

(635)- Sıddîkler Her Şeyin Hakkını Verir

İbrahim Hakkı Hazretleri ve İmâm Şa'rânî sıddîkîndendir. Sıddîk, her mertebeyi gözetir ve hakkını verir.

(636)- İrşâdla Kim Görevlendirilir?

Bir velî, sıddîkiyet mertebesinden sonra irşâdla vazifelendirilir. Meczûbîn, irşâda kâdir değildir.

(640)- Her Asırda Sıddîk ve Zındık 

Her asırda sıddîk de vardır, zındık da. Ama her asrın sıddîki de, zındığı da o asra göredir.

(642)- Peygamberlerden Birini Gören

İnsan rüyada hangi peygamberi görürse o peygamberin başına gelen bazı şeyler, onun da başına gelir.

(649)- Korkunun Devam Üzere Olması

Müminin havfı-haşyeti, devam üzere olacak. Yusuf ('aleyhi's-selâm)'ın zindandaki hâli ne idiyse; saraya gelip, nimete gark olduktan sonra da öyle idi.

(656)- Takvâsı Olan

Takvâsı olan her mümin veliyyullahtır.

(663)- Tasdik Nuruna Mazhar Olmak

Tasdik nuruna mazhar her mümin veliyyullahtır.

(660)- Tevhîd-i Mezhep 

Tevhîd-i mezhebi ancak Îsâ ('aleyhi's-selâm) gerçekleştirebilecektir. Zira ona hangi mezhep isâbet etmiş; hangisi hata etmiş, vahiyle bildirilecek.

(242)- Yahudiler  

Yahudiler hayâsızdır. Allah'a (c.c.) iftira ettiler. Cimridirler, tamahkârdırlar, korkaktırlar. Biğayrı hakkın enbiyâyı katlettiler. Onun için lânete müstahak oldular.

(270)- Her Asırda Bir Sıddîk, Bir de Zındık Bulunur

Her asırda, o asra münâsip bir sıddîk, bir de zındık bulunur.

(271)- Dört Türlü Sır 

Alâ merâtibin dört türlü sır vardır  Esrâr-ı kader, esrâr-ı risâlet, esrâr-ı ulemâ, esrâr-ı ümerâ.

  •                      ü         Esrâr-ı kader inkişâf etse, enbiyânın risâletinin bir anlamı kalmaz.
  •                      ü         Esrâr-ı risâlet inkişâf etse, ulemânın bir kıymeti kalmaz.
  •                      ü         Esrâr-ı ulemâ inkişâf etse, ümerânın bir kıymeti kalmaz.
  •                      ü         Ümerânın esrârı inkişâf etse, kanûn-nizâm kalmaz; nizâm-ı âlem bozulur.

Şimdi, ümerânın bileceğini, kahveci çırakları bile biliyor! Bunlar, kıyâmet alâmetlerindendir.

(284)- Çocukların Velîlere Benzeyen Yönleri

Çocukların bazı huyları evliyâ ahlâkındandır.[24]

  •                      ü         Rızık konusunda endişeleri olmamak,
  •                      ü         Kavga-gürültü etseler bile, kalplerinde birbirlerine karşı hiss-i intikam ve kin taşımamak,
  •                      ü         Hastalanınca şekvâ etmemek,
  •                      ü         Dövse bile yine annelerinin kucağına sığınmak.

(288)- Akıl İki Çeşittir

Akıl iki çeşittir: a)- Akl-ı meâş b)- Akl-ı meâd

Enbiyâ ('aleyhimü's-selâm) ve bi'l-umûm müminlerin akılları, akl-ı meâd; münkirlerin akılları ise akl-ı meâştır.

(289)- Bir İstikâmet 

Bir istikâmet, bin kerâmetten daha üstündür.

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler

Hesaptan sonra Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya, şühedâya ve âlimlere şefaat hakkı verir. Fâsık müslümanlara, ameli kifâyet etmeyen müminlere şefaat ederler.

(393)- Duaların Kutbu'l-Aktâba Arz Olunması

Kutbu'l-aktâb her duaya yol vermez; hikmete uygun olana yol verir, uygun olmayana yol vermez, geri çevirir.

(426)- Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın Üç Ayrı Yerde Haşri  

Îsâ ('aleyhi's-selâm) mahşerde üç ayrı yerde haşrolacak. Biri, ümmet-i Muhammed ('aleyhi's-selâm) içinde; biri, ehl-i beyt içinde; biri de enbiyâ cemaatı içinde.

(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?

Enbiyâdan sonra derece ulemânındır. Ulemâ için mahşerde minberler kurulacak; enbiyâdan sonra kendilerine şefâat hakkı verilecek.

(468)- Sıddıklar Karıştırmaz

Her mertebeyi bilerek-görerek hareket eden, sıddıktır. Sıddıklarda telbîs yoktur. Enbiyâdan sonra en yüksek mertebe sıddıklarındır.

(682)- Sâdık ve Sıddık 

Muâmelâtında doğru sözlü olana sâdık denir. Sıddık ise, her işinde sıdkı benimseyendir. Şu halde, her sıddık aynı zamanda sâdık; ama her sâdık sıddık değildir. Aralarında umum-husus farkı vardır.

(745)- On Yedi Bin Evliyâ 

Seydişehirli Şeyh Şerâfeddin Efendi Kastamonu'ya geldiği zaman, bir sohbetinde burada 17 bin evliyâ medfûn olduğunu söylemiş.[25]

(747)- Kutup Velîler

Bütün aktâb, ya âl-i Rasûl'dendir; veya onların terbiyesi altında bulunmuşlardır.

(794)- Işıklarını Rasûl-i Ekrem'den Alırlar

Rasûl-i Ekrem, bir şems-i fazilettir. Onun mâziye açılan kanadının altında bütün nebîler ve rasüller; istikbâle açılan kanadının altında ise ümmetinin milyonlarca evliyâsı ve sıddikleri vardır. Bütün bunlar ışıklarını, kemâlât nurlarını peygamberimizden alırlar.

(799)- Değer 

Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır. İnsan kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti yüklendi.[26] Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu. Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten cehûldurlar (pek câhildirler).

KABİR VE BERZAH HAYATI

(16)- Mîzaç Bozukluğu

 İnanamamak mîzaç bozukluğundan, tasdik ve yakîn ise mîzaç dürüstlüğünden ileri gelir. Bunun için nifak erbâbı hakkında: (?? ?????? ???) "Fî kulûbihim maraz"[27] buyuruldu.

(40)- Mârifet-i Îmâniyye

 Mârifet-i îmâniyye öyle bir çekirdektir ki, en sonunda ru'yet-i Cemâl gibi kutsî bir meyve semere veriyor.

(46)- Ahd-i Mîsak  

Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın sulbünden ihrâc edilen cüz-i lâ yetecezzâ halindeki zerreler bütün küre-i arzı istilâ etmişti. Her bir ruh kendi zerresiyle birleşti. Rabbimiz bu halde onlara: (???? ?????) "Elestü bi-Rabbiküm" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye hitapta bulundu. Bütün ruhlar: (????? ???) "Kâlû belâ" (Evet, sen bizim Rabbimizsin!) cevabını verdiler.[28] Münâfık ve kâfirler dahi "Belâ" demekten başka kendilerinde mecal bulamadılar.

Elest bezmindeki o zerrecikler sonradan vakti gelince dünyaya gelen her çocuğun kalbine tevdî ediliyor.

(63)- Çürümeyen Ceset  

İhsan nuruna, îkân nuruna, şerh-i sadr nuruna mazhar olan ve bütün hücrelerine bu nurlar sereyân eden bir mümin, kemâl-i imana mazhar olmuştur; kabirde bile çürümez.

(204)- En Büyük Nimet 

Cenâb-ı Hakk'ın kalplerimize imanı sevdirmesi, tasdik nuru vermesi, küfrü ve fıskı çirkin göstermesi en büyük nimettir.

(835)- Bütün Hicaplar Kalksa?

Şu anda bütün hicaplar ref olsa, yakînimizde hiçbir değişiklik olmayacak! İşte gayba iman budur. Yalnız bu hâdiseler, gaybdan şühûd mertebesine gelince, gayba olan imanımız müşâhede ile ziyâdeleşecektir. Bunun için mümin her an terakkî halindedir.

(843)- Kabir Azâbı Haktır

Kabir azâbı haktır. Kâfirler ile bazı âsî müminlere kabirde azab olunur.

(67)- Kabir Hayatı  

Kabir de bir hayattır. Rızk ise idâme-i hayat içindir. Kabirde de, oranın şartlarına göre rızıklanma vardır.

(366)- Kabirde Cesetle Ruhun Durumu

Kabirde bir nevî hayat-ı berzahiyye vardır. İnsan ölünce, ruhun cesetten tedbîri kesilir; fakat nisbeti devam eder. Ceset kabirde çürüse bile, cesedin hakîkati mahfuzdur; ruhla olan nisbeti ve bağı devam eder.

(533)- Kabirde İstihâle 

Müminlerin cesetleri toprakta çürümekle istihâle olur. Kabirde çürümek, tathîr içindir. Enbiyânın, şühedânın ve kibâr-ı evliyânın cesetleri mutahhardır; temizlenmeğe lüzum yoktur. Onun için cesetlerini toprak yiyemez.

(565)- Annenin Evlâdını Sıkması Gibi!..

Kabir, mevtâyı mutlaka sıkar. Sulehâyı sıkması, annenin, evlâdını sıkması gibidir.

(641)- Bitkilerin Tesbîhâtı ve Faydası

Kabrin etrafı ağaçlandırılırsa iyi olur. Mezarlıktaki nebâtâtın tesbîhâtından, kabirdekiler istifâde eder.

(258)- Çürümek Temizlenmek İçindir

Müminlerin kabirde çürümesi, hatta cehenneme girmesi tathîr (temizlenme) içindir; azap için değildir.

(260)- Kanserin Tedavisi

Hayat-ı tayyibeye mazhar olanlar, kabirde çürümezler. Kanserin tedavisi de hayat-ı tayyibedir. Çünkü kanser, huceyrât-ı habîsenin çoğalmasıyla oluşur. Hayat-ı tayyibeye mazhar olan bir kimsenin kanında nur dolaşır. Bu nur, habîs şeyleri yakar, yok eder.

(731)- İman 

Müminin iman nuru, dünyada da, sekerâtta da, kabirde de, âhirette de imdadına yetişiyor.

(733)- Kabirde Kimler Çürümez?

Haramdan yemeyip, helâlden yiyenlerin, Allah için müezzinlik yapanların, muhabbetullah bütün vücudunu kaplayanların cesetlerini toprak yemiyor. Kur'ân hakâikı ile perverde olan zâtların da cesetleri kabirde çürümüyor.

(734)- Müminin Kabirde Çürümesi?

Kabirde çürümek tathîr içindir. Toprakta istihâle vardır. Cenâzeyi toprağa vermekte ikram vardır. Toprak, insan için ana gibidir. Sekerâtın şiddeti ve günâhkâr müminin cehenneme girmesi bile tathîr içindir.

(785)- Sarhoşluk 

İnsanların hepsi sarhoştur; ölünce, kabir tahtasına başını vurunca ayılacak!

(544)- Büyüklerin Kabri Nasıl Ziyaret Edilir?

Büyüklerin kabri ziyaret edilirken, önce selâm verilir, sonra Kur'ân okunur. Bir müddet ruhâniyyetine teveccüh edilir. Sonra tekrar selâm verilerek, edeple huzurundan ayrılınır.

ÖLÜMÜN HAKİKATİ- KIYÂMET-HAŞİR

(50)- Ruhun Âlemi  

Ruh, âlem-i emirdendir. Ruh, vücuttan kısmen tedbîrini keserse uyku hâsıl olur. Tamamen tedbîrini keserse ölüm vâki' olur.

(189)- Ani Ölüm 

Ani ölüm, daima huzurda olanlar için iyidir. Ehl-i gaflet için ani ölüm iyi değildir. Hiç değilse üç gün hasta yatmalı; tevbe eder, vasiyetini yazar, helâllaşır.

(203)- Vazîfeli Melekler

İnsanın bütün mafsallarında, bütün organlarında ve duyularında vazîfeli melekler bulunur. Tâyin edilen zaman gelince melek çekiliverir. O zaman organ hastalanır veya ölüm vâki' olur. Doktorlar da, ilaçlar da tesir edemez. O vakit doktorlar:  

? "Bizim yapacağımız bu kadar; tıbbî imkânlar bitti!" deyiverirler.

(230)- Rüyâyı Ruh Görür

Rüyây-ı sâliha hayalden ibâret değildir; hakîkatı vardır. Rüyâyı ruh görür. Ruh, cesetten tedbirini kısmen kesince, yükselmeye başlar, rüyâ görür. Ölümde tedbirini tamamen keser. Ruh gözüyle ruh görüyor; ruh gidiyor, ruh işitiyor ruh geziyor...

(319)- Ölüm Anında Peygamberlerin Ruhları

Enbiyânın ruhları (?? ??? ????? ?????) "Küllü nefsin zâikatü'l-mevt"[29] sırrını tatmak için bir an nez' olur; daha sonra hemen bedenlerine tekrar iâde olunur.

(564)- Kendi Cenâze Namazını Kılanlar

Büyükler, cenâze namazlarını kendileri de kılarlar.

(485)- Altmış Yaşından Sonra

Ölümü istemek güzeldir ama, Rasûlullah ('aleyhi's-selâm) Efendimize hürmeten altmış yaşından sonra yaşama iştihâsı kalmamalı.

(550)- Meleklerin Ölü

Meleklerde ölüm; bayılma ve ayılma nevindendir.

(743)- Ölüme Hazır Olmak

Ölümü istemek güzel değildir; ölüme hazır olmak güzeldir.

(807)- Ölümün Arka Yüzü 

Ölümün siyah peçesinin arkasındaki hakîki yüzü parlaktır, nurânîdir.

(853)- Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz!

Âhiret yolculuğu geri kalmayınca, kabir kapısı kapanmayınca, ölüm ölmeyince, kimsenin yaptığı yanına kalmaz!

(84)- Kıyâmetin Ertelenmesi  

Yeryüzünde, "Allah, Allah, (????? ????) İttakû'l-lâh (Allah'tan korkunuz)" diyen oldukça, Allah Teâlâ İsrâfil'e: "Kırk sene daha sûru tehir et" buyurur.

(53)- Kıyâmetin Oluşumu 

 Kıyâmetin kopması, Rabbimizin Kayyûm isminden mededin kesilivermesi ile vukû' bulacaktır.

(152)- Diriliş Anında

Haşirde herkes uryan olarak kabirden kalkacak. Mahşerin dehşetinden, telâşesinden, sıkıntısından kimse kimsenin halini bile fark edemeyecek.

(173)- Sonra Gelenler

Kıyâmet alâmetlerindendir; sonra gelenler, önce gelenleri tahmîk edecekler.[30]

(184)- Yer Altı Madenleri  

Bütün yeraltı madenleri Mehdî Rasûl ('aleyhi's-selâm) zamanında çıkacak. Mehdî Rasûl zamanında altın o kadar çok olacak ki, kendine istemeye gelenlerin eteğini altınla dolduruverecek. Kıyâmet yakın olduğu için altın artık kıymetsiz olacak.

(197)- Haşirde Sûret

İnsan dünyada iken kendisinde hangi hayvanın sıfatı galipse, o hayvanın sûretinde haşrolacak. Bu durum, hesap-kitap görülünceye kadar devam edecek.

(215)- İçtihat Kapısı, Tevhîd-i Mezhep 

İçtihat kapısı açıktır. Tevhîd-i mezhep kapısı kapalıdır. Tevhîd-i mezhebin de zamanı var. Onu yapacak zât da gelecek. Tevhîd-i mezhep yapacak zâta, hangi imâm isabet etti ise vahiyle bildirilecek. O da kıyâmete yakın olacak.

(535)- Kimlerle Haşrolacağız?

Bir kimse, Allah ve Rasûlüne itaat ederse, Allah Teâlâ onu enbiyâ ile, sıddîkîn ile, şühedâ ve sâlihîn ile beraber haşreder. Mahşer yerinde de onlarla beraberdir. Şart mevcutsa, meşrût da mevcuttur.

(581)- Mahşerde En Son Şefaat 

Mahşerde en son şefaat, Allah'ın Rahmân isminden olacak.

(602)- Tedrîcîlik Dünyadadır

Burada terakkî tedrîcîdir. Âhirette her şey def'aten olacak.

(627)- Alçalma ve Yükselme 

Bu dünyada, alçalma ve yükselme mânevîdir. Mahşerde[31] yükselme ve alçalma hissî olacak ve görülecek.

(615)- Kıyâmette

Üç yüz altmış bin âlem, iki âleme inkılâb edecek.

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler

Hesaptan sonra Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya, şühedâya ve âlimlere şefaat hakkı verir. Fâsık Müslümanlara, ameli kifâyet etmeyen müminlere şefaat ederler.

(421)- Haşir Gününde Kişinin Sûreti

Kişinin yaşayışında hangi hayvanın sıfatı galipse, o surette haşrolacak.

(425)- Mahşerde Kabirden İlk Kim Kalkacak?

Mahşerde ilk defa Aleyhi's-selâm Efendimizin kabri şakkolur. Sonra, Ebû Bekir Efendimizi ve daha sonra da Hz. Ömer Efendimizi kaldırırlar. Sonra beraberce Medîne kabristanına giderek, ilk şefaatlerini onlara yaparlar. Daha sonra da, Mekke kabristanına gelirler.

(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?

Enbiyâdan sonra derece ulemânındır. Ulemâ için mahşerde minberler kurulacak; enbiyâdan sonra kendilerine şefâat hakkı verilecek.

(736)- Kıyâmet Koptuktan Sonra         

Kıyâmet koptuktan sonra, mülk melekûta; melekût mülke tebdîl olacak.

CENNET-CEHENNEM

(39)- Cennetin Aşkı!..

 Cennet müttakîlere âşık; müttakîler cennete âşık!...

(45)- Derecât - Derekât  

Cennette derecât; cehennemde derekât vardır.

(153)- Gerçek Sohbet Cennette

Esas sohbet cennette olacak. Dünyada ne kadar samimi de olsa, insanın sağ gözü öbürünün sol gözüne; sol gözü sağ gözüne denk geliyor. Halbuki cennette bütün azalar birbirine müvâzî gelecek. Sağ gözü sağ gözüne; kalbi kalbine, ruhu ruhuna, sırrı sırrına karşı denk gelecek.

(208)- Cennetin Yeri

Cennet-i âlâ fevka's-semâdır (semânın üstündedir); tavanı Arş 'tır.

(210)- Cennetin En Yüksek Nimeti

Cennetin en yüksek nimeti, Cemâlullâh'ı ru'yettir.

(865)- Nimetin Tamam Olması

Mümin, cenneti istemeli ve arzu etmelidir; ama, ibâdetlerde gaye ve maksat yapmamalıdır. Nimetin tamam olması, ru'yet-i Cemâl iledir. Bu da cennette olacak. Cenneti istemek, Cemâl'i istemek demektir. Onun için  "Cenneti istemiyorum" demek doğru değildir, akıl kârı değildir.

(612)- Cennet ve Cehenneme Girme

İnsan cennete Allah'ın (c.c.)'ın fazlı ile girer. Cehenneme ise adli ile girer.

(613)- Gerçek Huzur 

Esas huzur cennette olur. Bu dünya dâru'l-imtihân ve dâru'l-ibtilâdır (imtihan yeridir); dâru'l-mücâzât (karşılık alma yeri) değildir.

(658)- Cehennem Ateşinden Korunmak

Gerek nefislerimizi, gerek emrimiz altında bulunanları cehennem ateşinden sakındıracağız.

(228)- Cehennemin Hırsı 

Cehennem harîstir. Hırs cehennem vasfıdır.

(258)- Çürümek Temizlenmek İçindir

Müminlerin kabirde çürümesi, hatta cehenneme girmesi tathîr (temizlenme) içindir; azap için değildir.

(459)- Cehennemin Yakıtları 

Cehennemin mevâdd-ı iştiâliyyesi, insanlar ve taşlardır.

(463)- Cennetin Sekiz Kapısından Birden Girmek

Mümin-i kâmil, kemâl-i letâfetten cennete sekiz ayrı kapıdan birden girecek.

(734)- Müminin Kabirde Çürümesi?

Kabirde çürümek tathîr içindir. Toprakta istihâle vardır. Cenâzeyi toprağa vermekte ikram vardır. Toprak, insan için ana gibidir. Sekerâtın şiddeti, günâhkâr müminin cehenneme girmesi bile tathîr içindir.

(760)- Cehennemin Demirbaşları 

Muvahhitler er-geç cehennemden çıkacaktır. Kâfirler, müşrikler, Muattıla ve münâfıklar cehennemin demirbaşlarıdır. Münâfıklar, cehennemin en aşağı tabakasında, kapalı bir yerde mahbûs olarak azâb olunacaklardır.

(772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri

Tâûn ve vebâ gibi ateşli hastalıklar; belâ ve musîbet ateşleri, müminin cehennemden nasîbidir.

(780)- Âlem-i Emir 

Arş cennetin tavanıdır. Arşın fevki, âlem-i emir 'dir.

(787)- Dünyada Cennet Hayatı

İnsan Cenâb-ı Hakk'a tevekkül eder, bütün işlerini O'na havâle ederse, dünyada cennet hayatı yaşamış olur. Yok eğer, bütün tedbirleri alayım, her şeyi ben yoluna koyayım, her istediğim olsun derse; üzerine yük üstüne yük almış olur. Allah ne takdîr ettiyse o olur.

(629)- Cennette İbâdet

Cennette ibâdet, teklîfî değil; ihtiyârîdir; telezzüz için yapılacak. Ru'yet-i İlâhiyye'ye mazhar olduktan sonra ibâdette ne kadar lezzet olduğu anlaşılacak.

İHLÂS-HÜSN-İ NİYET

(37)- Güzel Niyet 

 İnsan, niyeti sebebiyle, yapamadığı bir şeyden bile sevap kazanır. Rasûlullah Efendimiz (s.a.): (??? ?????? ??? ?? ????) "Niyyetü'l-mümin hayrun min amelih"[32] (Müminin niyeti amelinden hayırlıdır.) buyuruyor.

(148)- Cennete Girme  

Cennete idhâl keremendir. Cennetteki derecât (???? ??? ????? ??????) "Cezâen bimâ kânû yeksibûn"[33] sırrıyla, amele göredir. Cehennemdeki hulûd ise, niyet sebebiyledir.

(180)- İhlâsta İlk Basamak

Kişinin nazarında medih ve zemmin müsâvî olması, ihlâsın ilk basamağıdır. Böyle olmayınca bir insanın ihlâstan bahsetmesi, lâkırtıdan ibârettir.

(216)- Niyetin Tashîhi

İnsan, niyetini tashîh etmeli; çatal kazık yere batmaz.

(839)- İhlâsın Alt Yapısı?

İhlâslı olmanın en aşağı mertebesi, kendisine yapılan medih ve zemmi müsâvî görmektir.

(865)- Nimetin Tamam Olması

Mümin, cenneti istemeli ve arzu etmelidir; ama, ibâdetlerde gaye ve maksat yapmamalıdır. Nimetin tamam olması, ru'yet-i Cemâl iledir. Bu da cennette olacak. Cenneti istemek, Cemâl'i istemek demektir. Onun için: "Cenneti istemiyorum!" demek doğru değildir, akıl kârı değildir.

(310)- Sıddîkiyyet

Sıddîkiyyet derece-i nübüvvetle-derece-i velâyet arasında bir berzahtır.

(314)- Sıddıklar ve Hubb-i Riyâset

Sıddıkların kafasından çıkan en son şey, hubb-i riyâsettir.

(339)- Hüsn-i Zan ve Sû-i Zan

Hüsn-ü zanda zarar yok; sû-i zanda zarar çok.

(542)- İnsanın Kıymeti

İnsanın mârifetullah kesbi yoksa, ihlâs kazanmamışsa, ahlâk-ı hamîde kesbetmemişse, duası da yoksa, hiçbir kıymeti yoktur.

(596)- Fazla İncelememek

İnce eleyip sık dokumağa lüzûm yok; hemen ihlâsla kulluk vazîfesini yapmaya çalışalım.

(598)- Nur Sahipleri

Her müminin; imanındaki kemâli, âmâlindeki ihlâsı ölçüsünde nuru vardır. Nursuz mümin olmaz.

(625)- Garazlı Söz Etmemeli

Söz garazlı ise, kesâfetli ve zulmânîdir. Esas söz, kalptedir. Söz, kalpten bir kisve giyer; öyle çıkar. Söz ihlâslı olursa nurânî; garazlı olursa zulmânîdir.

(654)- Niyet Ruh Gibidir

Kalbin lisâna, lisânın kalbe mutâbakatı gereklidir. Selef-i sâlihîn, kalplerinde hüsn-i niyet hâsıl olmayınca bir iş yapmazlardı. Niyet, yapılan işte ruh gibidir.

(626)- Huzur'a Giden Ameller ve Kelimeler

Âmâl-i sâliha ve kelimât-ı tayyibe ref olur, yükselir. Yapılan amelin ihlâslı olup olmadığına, Huzur-ı İlâhiyye'ye arz olununcaya kadar melek dahî muttalî değildir. Kelimât-ı habîse ise ref olunmaz; onlar dünyada kalır.

(776)- Üç Esas

Her şeyin aslı-esası şu üç şeydedir:

a)- Sünnet-i Rasûlillaha (s.a.) ittibâ etmek.

b)- Helâlden yiyip-içmek.

c)- Amelleri ihlâs ile yapmak.

(768)- Kulun İrâdesi

Cenâb-ı Hak, kulun irâdesini ceza ve mükâfâta medâr kıldı.

(752)- Mâsiyet ve Ubûdiyet 

Kul, mâsiyetle Hak'dan uzaklaşır. Kul, ihlâsla, ubûdiyet yoluyla kurbiyet kesbediyor.

(729)- Evvelâ İlim Lâzım!

Bilgisiz, ne dünya olur; ne âhiret! Evvelâ ilim lâzım. Farzdan evvel farz ilim; farz içinde farz, ihlâstır.

(726)- Gözleri Muslukludur!

Münâfıkların gözleri muslukludur; kandırmak için ağlarlar. Vaatleri boldur; çünkü yerine getirme niyetleri yoktur. Nifaktan halâsın çaresi, ihlâs ve zikr-i kesirdir.

(714)- Niyetsiz Amel 

Niyetsiz bir amel, harekât-ı âdiyedendir. Amelin ruhu ihlâstır. İhlâs, niyet-i sâdıka ile idman edile edile elde edilir.

(683)- Muhlis ve Muhlas 

İhlâs kesbine çalışana muhlis denir. Muhlas ise, Allah Teâlâ'nın ihlâsını murâd buyurduğudur. Muhlâsın ihlâsı vehbîdir; kesbî değildir. Muhlisler, hatar-ı azim üzeredirler.

(227)- Kanaatini Belirtmeyen

Samimî olarak kanaatini belirtmeyen, ya hilekârdır, ya dalkavuktur. Her ikisi de mezmûmdur.

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 

Kur'ân'da derecât ve makâmât vardır. Bu makamlar tevbeden başlar. Evbe, inâbe, şükür, sabır, ihlâsla ubûdiyyet, tevekkül, teslim... Kaza ve kadere rıza makamı, en yüksek makamdır. Mümin, bu makamda hitâba mazhar olur. O Rabbinden, Rabbi de ondan râzı olur.

(245)- Ameller Niyete Bağlı

Her bir amel, ferden ferden niyetle hâsıl olur. Niyet, kalbin kastıdır. Lisanla söylemek şart değildir. İmâm-ı Gazâlî: "Dil ile söylemek, kalbi intibâha getirmek içindir" diyor. Niyet, mebde-i fiildir. Rabbimiz, kalplerimizi yaramaz hâtırâttan tathîr buyursun, mahfûz eylesin... Âmin.

(376)- Çok Zikir 

Cenâb-ı Hak, zikr-i kesîr emrediyor. Zikirde, kalp lisana; lisan kalbe mutâbakat ederse, o zikir zikr-i kesîrdir. Aksi takdirde, zikr-i kalîldir. Sayının azlığı-çokluğu mühim değildir.

KÜFÜR-NİFAK

(769)- Her Kalpte    

Her kalpte, kuvve halinde tasdik kâbiliyeti de, inkâr kâbiliyeti de mevcuttur.

(229)- Bazı Rüyâ Tahlilleri ve Tâbirleri

Rüyâda camuş (manda) görmek cehenneme işârettir. Solucan görmek hasede; deve kîne işârettir. Haram domuz sûretinde; zinâ kuğu ; cehil zulmet ; ilim, süt ve berrak su ; iman nur ; küfür zulmet şeklinde görünür.

(391)- Küfrün Merkezi 

Küfür, bir merkezden idâre ediliyor!

(188)- Bir Dua 

Yâ Rabbi! Kalbimizi kötü hâtırâttan, lisânımızı kötü kelâm ve küfür sözlerden muhâfaza eyle... Âmin...

(433)- Fısktan ve Küfürden İkrâh Etme

Fısktan, günâhtan, küfürden, isyandan ikrâh vermesi, Allah Teâlâ'nın kuluna bir nimetidir.

(16)- Mîzaç Bozukluğu

 İnanamamak mîzaç bozukluğundan, tasdik ve yakîn ise mîzaç dürüstlüğünden ileri gelir. Bunun için nifak erbâbı hakkında: (?? ?????? ???) "Fî kulûbihim maraz" (Kalplerinde hastalık vardır)[34] buyuruldu.

(499)- İki Çeşit Nifak 

Nifak iki çeşittir: Nifâk-ı itikâdî, nifâk-ı amelî. İ'tikâdî nifak çok tehlikelidir; teşhisi de, tedavisi de çok zordur.

(726)- Gözleri Muslukludur!

Münâfıkların gözleri muslukludur; kandırmak için ağlarlar. Vaatleri boldur; çünkü yerine getirme niyetleri yoktur. Nifaktan halâsın çaresi, ihlâs ve zikr-i kesırdir.

(761)- Nifak Alâmeti Taşıyanlar?

Bir kimsede nifak alâmetlerinden bazısı bulunuyorsa, o kimse için mahzâ münâfıktır denilemez. Ancak, nifak vasıflarından şu şu alâmetler var diyebiliriz. Zira o vasfı bilerek mi, yoksa cehâletten dolayı mı yapıyor bilmiyoruz.

(*)- Şek ve Şüphenin Kaynağı*

Şek ve şüphe nifaktan kaynaklanır. Mümin daima müspet bakışlıdır.

(46)-Ahd-i Mîsak  

Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın sulbünden ihrâc edilen cüz-i lâ yetecezzâ halindeki zerreler bütün küre-i arzı istilâ etmişti. Her bir ruh kendi zerresiyle birleşti. Rabbimiz bu halde onlara: (???? ?????) "Elestü bi-Rabbiküm" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) diye hitapta bulundu. Bütün ruhlar: (????? ???) "Kâlû belâ" (Evet, sen bizim Rabbimizsin) cevabını verdiler.[35] Münâfık ve kâfirler dahi "Belâ" demekten başka kendilerinde mecal bulamadılar.

Elest bezmindeki o zerrecikler sonradan vakti gelince dünyaya gelen her çocuğun kalbine tevdî ediliyor.

(377)- Ahd-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri

Ahd-i mîsak anında Âdem ('aleyhi's-selâm)'dan çıkan zerreler, küre-i arzı tamamen doldurmuştu. Birinci safta enbiyâ; ikinci safta evliyâ ve müminler; üçüncü safta ise münâfık ve kâfirlerin ruhları bulunuyordu. Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya ve müminlere Cemâl tecellîsinde bulundu. Onun için (???? ?????) "Elestü bi Rabbiküm" hitâbına tav'an (boyun eğerek)  (???) "Belâ" (evet) dediler.[36]

(294)- Azîz Olanlar

İzzet Allah'ındır. İzzet Rasûlünündür. İzzet müminlerindir. Ama münâfıklar bilmez!

(500)- Münâfıklardan Sakınmak

Münâfıklardan korkmamak lâzım; sakınmak lâzım.

(760)- Cehennemin Demirbaşları 

Muvahhitler er-geç cehennemden çıkacaktır. Kâfirler, müşrikler, muattıla ve münâfıklar cehennemin demirbaşlarıdır. Münâfıklar, cehennemin en aşağı tabakasında, kapalı bir yerde mahbûs olarak azâb olunacaklardır.

(764)- Hz. Huzeyfe (r.a.)

Huzeyfetu'l-Yemânî (r.a.), sırdaş-ı Nebî idi. Onun için Nebyy-i Muhterem Efendimiz, münâfıkların isimlerini ona bildirdi. O da kimseye ifşâ etmedi.

(812)- Kâfir ve Münâfıkların Kalpleri

Kâfir ve münâfıkların kalpleri muzlamdır. Çünkü evvelâ tasdik nurundan mahrumdurlar. Sonra, âzâları ile işledikleri âmâl-i seyyienin de zulmetleri,

??? ?? ??? ??? ?????? ?? ????? ??????

"Kellâ bel râne alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn"[37] sırrıyla kalplerine akseder. Böylece ebedî hüsrânda kalırlar.

(813)- Müminler Olmasa?

Müminler olmasa, kâfirlere ve münâfıklara bu dünyada hayat hakkı yoktur. Çünkü arzı ayakta tutan, gerçekte ne dağlardır ne de güneşin câzibesidir. Ferşi Arş'a bağlayan ve cezbeden, gerçekte müminlerin nur-i zikirleri ve halkay-ı ubûdiyyetleridir.

(259)- Kâfirin Kalbi

Kâfirin kalbi zulmetlidir, muzlamdır. İşlediği her günâhın gubârı (tozları, lekeleri) de kalbini karartır. Zulmet içinde zulmettir. Kâfirin âlem-i ğayba olan penceresi kapalıdır.

(397)- Kâfirle Dost Olmak Haramdır

Kur'ân bizi, kâfirlerle dost olmaktan men ediyor. Kâfirlerle dost olmak haramdır.

(566)- Beşâret ve Hasâret 

Hasâret kâfirlere; beşâret müminlere!...

(675)- Kur'ân'ın Beşâreti

Kur'ân kâfirlere azâb-ı elîmi ihbâr ettiği için ondan uzaklaşıyorlar. Sâlih amel işleyen mü'minlere de ecr-i kerîmi tebşîr ettiğinden ona teveccüh ediyorlar.

(732)- Nur, Nâra Siper Olur

Müminlerin iman nuru, ibâdâtu tâât nurları, âmâl-i sâliha nurları… ateşi reddeder. Kâfirlerin ateşe siper olacak nurları yoktur.

(799)- Değer 

Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır. İnsan kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti yüklendi.[38] Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu. Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten cehûldurlar (pek câhildirler).

(836)- Mümin ve Kâfirin Dünya ve Âhirette Durumu?

Kâfirler, bu dünyada üzerlerine teklîf almadıkları için, seyyiâtlarının cezası tehir olunur. Yaptıkları bazı iyiliklerin mükâfâtı ise ta'cîl olunur. Müminlerin ise, günâhlarının cezası ta'cîl olunur; sevaplarının mükâfâtı te'cîl olunur (geri bırakılır). Bu sebepten kâfirler bu dünyada fazla sıkıntı çekmezler. Onun için

?????? ??? ?????? ???? ??????

"ed-Dünya sicnu'l-mü'min ve cennetu'l-kâfir"[39] buyurulmuştur.

(843)- Kabir Azâbı Haktır

Kabir azâbı haktır. Kâfirler ile bazı âsî müminlere kabirde azab olunur.

 

MÂSİYETLER VE GÜNÂHLARA TEVBE

(10)- Duanın Kabul Olmaması  

Habâset çoğalınca sâlihlerin duası da kabul olmaz.

(235)- Yalancı Peygamberler

Bir kimse Müslüman iken, dinden çıkıp risâlet ve nübüvvet dâvâsında bulunursa, onun tevbesi kabul olunmaz.

(14)- Kalbe Gelen Şeyler

 Kalbe kötü bir şey hutûr ederse:

????? ??? ???? ????? ???? ???? ?????? ?? ??????

"Allâhümme tahhir kalbî vağfir zenbî ve hassın cevârihî ani'l-harâm"[40] deyip o kötülüğün kökünü daha bi'l-kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır. İşte bu, en güzel tevbedir.

(29)- Şeytanlar  

Cinnî şeytan kalbe iğvâ eder, vesvese verir; insanı icbâr etmez. İnsî şeytanlar cinnî şeytanlardan daha tehlikelidirler. İnsana günah işletmek için dostluk kurar, "Ne olacakmış?" der, elinden yeder, günah işletir. Sonra da karşısına geçer, güler. İnsî şeytanlara karşı takvâ yoluyla korunmak lâzımdır.

(32)- Günahlardan Tevbe 

 Her gün lâ-akall yüz defa tevbe etmeli. Günahların hepsine birden tevbe edilir. Şuna tevbe ettim, şu günaha tevbe etmedim, demek zırvadır. Böyle bir şey yoktur.

(38)- Büyük Günahlardan Kaçınmak

 İnsan kebâirden kaçarsa farz işlemiş gibi defter-i âmâline sevap yazılır.

(48)- Cinlerin Bazı Özellikleri  

Cinnîler gazaplıdırlar, kibirlidirler. Çocuk gibi haylazdırlar. Eğlenmekten hoşlanırlar. Ne dedikleri pek anlaşılmaz.

(92)- Nefis ve Şeytan Olmasaydı  

Nefis ve şeytan olmazsa mücâhede olmaz. Mücâhede olmazsa terakkî olmaz.

(150)- Tevbenin Hakîkatı  

Tevbenin esası kalbin pişmanlığıdır. Kul günâh işleyince Hakk'ın rahmetinden uzak olur. Tevbe edince de Hakk'ın sevgilisi olur.

(151)- Günâha Göre Tevbe  

Günahın cinsine göre tevbe etmek gerek. Alenî günahın tevbesi alenî olur; gizli günahın tevbesi de gizli olur. Tevbe günahların tamamından olur. Şuna şuna tevbe ettim de şunlara tevbe etmedim olmaz. "İlâhî! Seni râzı etmeyen her şeyden tevbe ettim." demelidir.

(176)- İsyân ve İtaat Kabiliyetleri

İsyân kabiliyeti ve itaat kabiliyeti, yalnız insanlarda ve cinlerde var. Diğer unsurlarda ve maddelerde yalnız itaat kabiliyeti var.

(189)- Ani Ölüm 

Ani ölüm, daima huzurda olanlar için iyidir. Ehl-i gaflet için ani ölüm iyi değildir. Hiç değilse üç gün hasta yatmalı; tevbe eder, vasiyetini yazar, helâllaşır.

(836)- Mümin ve Kâfirin Dünya ve Âhirette Durumu?

Kâfirler, bu dünyada üzerlerine teklîf almadıkları için, seyyiâtlarının cezası tehir olunur. Yaptıkları bazı iyiliklerin mükâfaatı ise ta'cîl olunur. Müminlerin ise, günâhlarının cezası ta'cîl olunur; sevaplarının mükâfâtı te'cîl olunur (geri bırakılır). Bu sebepten kâfirler bu dünyada fazla sıkıntı çekmezler. Onun için:

?????? ??? ?????? ???? ??????

"ed-Dünya sicnu'l-mümin ve cennetu'l-kâfir"[41] buyurulmuştur.

(848)- Talebenin Fâsık Olması

Talebeliğinde fıska meyyâl olan kimse, ya genç yaşta ölür veya kıyıda-köşede kalır; hiçbir sözü îtibâra alınmaz!

(851)- Günâh ve Sevâbın Meydana Gelişinde Durum

Sevap işlemek şartlara bağlıdır; çünkü tamirdir. Günâh işlemek ise, tahrip olduğundan şartlara bağlı değildir; bir şartın ademinden husûle gelir.

(852)- Günâhtan İkrâh Etmek Müminin Şiârıdır

Mümin fıtraten sevap işlemeğe meyillidir. İslâm fıtratı üzerine yaratıldığı için günâh işlemekten ikrâh eder.

(866)- Şeytan İştirâk Eder!

İnsan ailesine yaklaşırken[42] dua edip şeytandan Allah'a sığınmalıdır. Böyle yapmazsa, şeytan da iştirâk eder. Doğan çocuk da haylaz ve hayâsız olur.[43]

(887)- Günâhlar İlmin Feyzine Engel Olur

Sefehât ve günâhlardan son derece kaçınmalıdır ki feyiz gelsin. Feyiz olmayınca ilminin başkalarına tesiri olmaz.

(556)- Huzur'a Nasıl Girilir?

Gaflet cenâbetliğinden temizlenmedikçe Huzur'a girilmez. Hefevâtından tevbe etmemiş bir kimse de hakâik-ı esrâra muttalî olamaz.

(541)- Şeytanın Sataşması

Şeytanın nefse tasallutu terakkî içindir. İnsanın terakkîsi, mücâhedâtı nisbetindedir.

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?

Allah'ın gazâbına, belâ ve musîbetine ancak tevbe ile, dua ile, sadaka ile, ibâdât-ı tâât ile karşı durulabilir.

(443)- Cenâb-ı Hakk'ın Tevbeyi Kabulü Nasıldır?

Meslek-i pâk-i ehl-i sünnete göre, Cenâb-ı Hakk'ın tevbeyi kabul etmesi, lutfen ve keremendir.

(444)- İnsanların Şeytanları

İns şeytanları, cin şeytanlarından daha beterdir.

(448)- Şeytan Bizden Gaflet Etmiyor!

Şeytan bizden gaflet etmiyor! Biz de Allah Teâlâ'dan gâfil olmayalım.

(493)- Mânevî Kumarlar 

Namazdan- zikrullahtan men eden her şey, mânevî kumardır.

(496)- Şeytanın Bilmediği İlim 

Şeytanın bilmediği ilim yoktur; yalnız zâta dâir bilgisi yoktur. Bilseydi iman ederdi.

(713)- Gizli Şehvetler 

Şöhret ve teveccüh arzusu; makam, mansıb ve hubb-i riyâset, şehvet-i hafiyyedendir. Şöhret âfâttır.

(722)- Tevbenin Kabul Alâmeti?

Tevbenin hakikati kalbin nedâmetidir. Tevbe ettikten sonra; önce işlediği günâhı tahayyül ettiği zaman yine lezzet alıyorsa, utanıp nedâmet duymuyorsa, o tevbe makbûl olmamıştır. İşlenen günâh unutturuluncaya kadar tevbeye devam etmelidir.

(723)- Tevbenin Nevileri

Tevbe iki nevidir:

a)- Avâmın tevbesi : Günâh işler sonra tevbe eder.

b)- Havâssın tevbesi : Günâh hatıra gelesiye derhal tevbe eder; en güzeli budur.

Sehl İbn Abdillah Hazretleri: "Kerâmetlerin en büyüğü, kötü bir ahlâkını, iyi bir ahlâka tebdîl etmendir." diyor.

Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri de: "Yâ Allah! Senin râzı olmadığın her şeyden sana tevbe ettim." diyor.

(730)- Kusursuz Kul Olmaz

Kusursuz kul olmaz. Bir kusur işlersek tevbe ve nedâmet edeceğiz. Sevap işlersek, şükredeceğiz.

(739)- Şeytan Köpek Gibidir

Kalbe kötü hâtıra gelince, şeytandan Cenâb-ı Hakk'a sığınacağız. Bu âlemde şeytan, kelp (köpek) gibidir.

(742)- Allah Sevgisini Celbetmek İçin?

İnsan günâh işleyince: "Bu benim suçum" deyip; "Yâ Settâr!" diyerek af dileyecek. Abdest alıp tevbe edecek. Gizli günâha gizli; açık günâha açık tevbe edecek. Allah'ın sevgisini celbetmek için tevbe lâzımdır. Akşam-sabah tevbe edelim. Tevbeye mülâzemet eden, habîbullahtır.

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 

Kur'ân'da derecât ve makâmât vardır. Bu makamlar tevbeden başlar. Evbe, inâbe, şükür, sabır, ihlâsla ubûdiyet, tevekkül, teslîm... Kaza ve kadere rıza makamı, en yüksek makamdır. Mümin, bu makamda hitâba mazhar olur. O Rabbinden, Rabbi de ondan râzı olur.

(265)- Kul Hakkı Hâriç Bütün Günâhlar Bağışlanır

Arafat'da semâ kapıları açılıyor. Cenâb-ı Hak meleklere: "Kullarımın haline bakınız; sizler şâhit olun ben onların günâhlarını bağışladım." buyurur. Kul hakkı hariç bütün günâhlar affolunur.

Bir müslimin İslâm'ı, hac ile tamam olur.

(394)- İnsaniyetten Düşüş!

İnsâniyet mertebesinden sukût eden biri, en'âm yani ehlî hayvan derecesine, oradan: (?? ?? ????) "bel hüm edall[44] sırrı ile yırtıcı hayvan derecesine sukût eder. Orada da tutunamaz; şeytânât derecesine sukût ederek akîde ve ahlâkı bozmaya çalışır.

(407)- En Hayırlı Hicret 

En hayırlı hicret, günâhlardan ve bâtıldan kaçmaktır.

(428)- Nurun İnsan Bünyesindeki Hareketi

Ruhtan kalbe; kalpten cesede; cesetten elbiseye nur akseder. Elbiseyi mâsiyet eskitir. Sû-i isti'mâl edenlerin elbiseleri çabuk eskir; "Kumaş kötüymüş!" deyiverirler!

(430)- Kötülükte Ölçü 

Bir şeyin neticesi kötüyse, mukaddemâtı da kötüdür. Bunun için Allah Teâlâ Hazretleri, Kur'ân'ında, çirkin şeylerin mukaddemâtından da nehyetmektedir.

(431)- Mekruhtan Uzak Durmak

Mekruh işlemekten korkmayanın, ileride kebâire dalmasından korkulur. Küçük günâhlardan kaçınmalı ki, büyük günâhlardan korunsun.

(433)- Fısktan ve Küfürden İkrâh Etme

Fısktan, günâhtan, küfürden, isyandan ikrâh vermesi, Allah Teâlâ'nın kuluna bir nimetidir.

(438)- Sabır Çeşitlidir

Sabrın envâı vardır  

  •                                ü         İbtilaya sabır : Hastalıklara, musibetlere.
  •                                ü         Mâsiyetten sabır : Günâhlardan.
  •                                ü         Tâatte sabır : İbâdette sabır.

Günâhlardan uzak durmak, ibâdetlere devam etmek, sabırla olur. Sabrın sevâbı, on, yüz, yediyüz, hatta bi-ğayri hisâb hadsiz ve nihâyetsizdir.

(746)- Altının Korunması?

Altını muhâfaza için, bal mumundan kaplanmış bir muşamba içine konursa, cinler ilişemezler.

(752)- Mâsiyet ve Ubûdiyet 

Kul, mâsiyetle Hak'dan uzaklaşır. Kul, ihlâsla, ubûdiyet yoluyla kurbiyet kesbediyor.

(755)- Şeytan ve İsimleri  

İnsan şeytanları, cin şeytanlarından daha beterdir. Hâris , Azâzil , İblis şeytanın adlarındandır. Şeytana, telbîs yaptığı için İblis denildi.

(756)- Şeytanı Kovan Şey

Şeytan bizden gâfil olmuyor! Biz de Rabbımızdan gâfil olmayalım. Nur-i zikir, şeytanı tardediyor.

(757)- Şeytanın Bilmediği İlim Yoktur! 

Şeytanın bilmediği ilim yoktur.[45] Herkesi başka başka yoldan aldatır!

(766)- Üstâdın Kardeşlik Ölçüsü?

Üstâd günâh-ı kebâiri terkedeni, ferâizi işleyeni âhiret kardeşliğine kabul etti.

ŞEFAAT

(56)- Ehl-i Sünnet Ulemâsı

 Ehl-i Sünnet, leben-i hâlis gibidir. Ehl-i Sünnet ulemâsı, ifrâta ve tefrîte dalmadılar. Îtikadda bâtıl mezhep olanlar, duhûl-i evvelîn ile cennete giremezler. Onlara şefaat de yoktur.

(66)- Fazilet Güneşi  

Rasûlullah Efendimiz (s.a.) Şems-i Fazilet'dir. Şefaat isteyince hemen yetişir.

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler

Hesaptan sonra Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya, şühedâya ve âlimlere şefaat hakkı verir. Fâsık Müslümanlara, ameli kifâyet etmeyen müminlere şefaat ederler.

(389)- Şefaat Olunabilmek İçin

Bir kimseye şefaat edilebilmesi için, o kimsenin imanla kabre girmesi lâzımdır.

(425)- Mahşerde Kabirden İlk Kim Kalkacak?

Mahşerde ilk defa Aleyhi's-selâm Efendimizin kabri şakkolur. Sonra, Ebû Bekir Efendimizi ve daha sonra da Hz. Ömer Efendimizi kaldırırlar. Sonra beraberce Medîne kabristanına giderek, ilk şefaatlarını onlara yaparlar. Daha sonra da, Mekke kabristanına gelirler.

(511)- Hz. Peygamber'in Derecesi

Peygamber (s.a.) Efendimizin derecesi ne kadar yüksek olursa, şefaatı da o nisbette ziyâde olur.

(581)- Mahşerde En Son Şefaat 

Mahşerde en son şefaat, Allah'ın Rahmân isminden olacak.

(867)- Sadece Bilgiye Güvenmemek

İbn Sînâ felç oldu; ilmine güvenerek kendini tedaviye ne kadar uğraştı ise muvaffak olamadı, ilmi fayda vermedi. Kasîde-i Bürde sahibi İmâm-ı Bûsırî Hazretleri de felç oldu. Fakat o Peygamberimizden şefaat istedi. Rüyasında Peygamberimiz onu meshetti; bir anda felç illetinden kurtuldu, eskisinden daha sağlam oldu!

EHL-İ SÜNNET-DİĞER MEZHEPLER-ÜMMET-İ MUHAMMED

(1)- Ehl-i Sünnet Mezhebi

 Ne Cebr'e kayalım, ne İtizâl'e dalalım; Ehl-i Sünnet'te kalalım.

(168)- İslâm Dairesi

Her bir meslek ve meşreb kendi içerisinde has bir daire iken, İslâm dairesine bir nokta olmak lâzımdır. Yoksa İslâm'ın bütün macerası, o husûsî dairenin içine sığmaz.

(26)- Bu Ümmet 

 Bu ümmet, ümmet-i vasattır. İfrat ve tefrîtten ârîdir. Bu ümmet, sâir ümmetler üzerine şâhid olacaktır Peygamberimiz de bizim ümmetimize ve bütün enbiyâ üzerine şâhid tutulacaktır.

(42)- Şiîlere Zıt Olmak

 Şîa'nın çok olduğu yerlerde açıktan mest giymek, mest üzerine mesh vermek daha faziletlidir.

(56)- Ehl-i Sünnet Ulemâsı

 Ehl-i Sünnet, leben-i hâlis gibidir. Ehl-i Sünnet ulemâsı, ifrâta ve tefrîte dalmadılar. Îtikadda bâtıl mezhep olanlar, duhûl-ü evvelîn ile cennete giremezler. Onlara şefaat de yoktur.

(837)- Mucize ve Kerâmet 

Mucize ile kerâmet arasındaki fark  Mucize, dâvâya mukârin olur. Kerâmet ise, dâvâya mukârin değildir.  Bu sırrı anlayamadıkları için Mu'tezilîler kerâmeti inkâr ettiler.

(170)- Bu Ümmetin Vasat Yaşı

Bu ümmetin vasat yaşı 50 ile 60 arasıdır. Ama ecel bilinmez. Bazı kutuplar 90-100 yaşına kadar yaşamışlar. Pîr Efendimiz vefât ettiklerinde 100 yaşında imişler. Ahmed-i Siyâhî Hazretleri 92 yaşına kadar yaşamışlar. Ahmed-i Siyâhî Hazretleri, Hâlid-i Bağdâdî Hazretlerinin talebesidir.

(172)- Bu Ümmet 

Bu ümmetin hasâisindendir: Dalâlette ittifâk etmeyecekler.

(175)- Asyada Türk İlim Merkezleri

Türkistân, Buhâra, Semerkant... Bu beldelerin hepsi Ehl-i Sünnet ve Mâturîdî idi. Onlara bâtıl mezhepler bile girmemişti. Kızıl kâfirler oraları hep mahvettiler.

(198)- Şiîlerin İç Yüzü

Şîa'nın bütün iç yüzünü, el-Mevâkıf şerhinde, Seyyid Şerif Cürcânî beyân ediyor.[46]

(213)- Onsekiz Hak Mezhep 

Ulemâmız, hak mezhepleri onsekize kadar çıkarıyorlar.[47] Selef mezhebi de vardı. Fakat onun usûl ve furûu zabtedilemedi. Usûl ve furûu zabtedilen bu dört mezheptir.[48]

(215)- İçtihat Kapısı, Tevhîd-i Mezhep 

İçtihat kapısı açıktır. Tevhîd-i mezhep kapısı kapalıdır. Tevhîd-i mezhebin de zamanı var. Onu yapacak zât da gelecek. Tevhîd-i mezhep yapacak zâta, hangi imâm isabet etti ise vahiyle bildirilecek. O da kıyâmete yakın olacak.

(329)- Sevap Hediyesi

Ehl-i Sünnet'de, ibâdât ve âmâl-i sâlihanın sevâbını başkalarına hediye etmek câizdir.

(330)- Dört Mezhebin İmâmları

Müçtehitler, en büyük evliyâullâhtır. Hanefî mezhebinde ne kadar evliyâ gelmiş ise, reisleri İmâm-ı Âzam Efendimizdir. Şâfiî mezhebinde ne kadar evliyâ gelmiş ise, reisleri İmâm-ı Şâfiî Hazretleridir. Mâlîkî mezhebinde ne kadar evliyâ gelmiş ise, reisleri İmâm-ı Mâlik Hazretleridir. Hanbelî mezhebinde ne kadar evliyâ gelmiş ise, reisleri Ahmed İbn Hanbel Hazretleridir.

(354)- İçtihatlardaki Farklılığın Sebebi

Mezhep imâmlarının içtihatlarının değişik olması, meselelere bakış açılarının farklı oluşundandır.

(585)- Ümmet-i Muhammed Kim?

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin bîsetinden kıyâmete kadar gelen bütün insanlar, ümmet-i  Muhammed'dir. Fakat ümmet iki nevidir: Ümmet-i icâbet: Daveti kabul edenler. Ümmet-i davet : Henüz icâbet etmeyip çağırılanlar.

(588)- 124 Bin Evliyânın Yer Alacağı Kutlu Hac 

Ümmet-i Muhammed ('aleyhi's-selâm) için inşallah parlak bir hac olacak. O hacda lâ akall (en az) Vedâ Haccı'ndaki sahâbe-i kirâm adedince 124 bin evliyâ bulunacak.

(589)- İbtilâya Uğrayınca

İbtilâya mâruz kalınca istircâ[49] edeceğiz. İstircâ bu ümmetin hasâisindendir.

(607)- Risâle-i Nurlarda Ölçü 

Üstâd Hazretleri, Risâle-i Nurları Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akîdesi üzere; kavâdi-i Ehl-i Sünnet'i esas tutarak  kaleme almış, ondan kıl kadar inhirâf etmemiştir.

(660)- Tevhîd-i Mezhep 

Tevhîd-i mezhebi ancak Îsâ ('aleyhi's-selâm) gerçekleştirebilecektir. Zira ona hangi mezhep isâbet etmiş; hangisi hata etmiş, vahiyle bildirilecek.

(240)- Bâtınîlik ve Hurûfîlik 

Ulemâmız, Hurûfîliği ve Bâtınîliği reddetti. Zamanında Risâle-i nur talebelerine söyledim: "Risâle-i nurun müteşâbihât ve cifre ait kısımları saklansın, muhkemât kısmıyla meşgul olunsun!" Fakat sözümü tutmadılar!..[50]

(831)- Hallâc-ı Mansûr (k.s.)

Hallâc-ı Mansûr Hazretleri, aşk yüzünden canını verdi! Gerçi kendisine göre mâzereti vardı; sekir halinde idi, ama ulemâ, bâtıl mezheplerin türediği bir zaman olduğu için, ümmet arasında fitne çıkmasın diye katline fetvâ verdiler. Aşkta insan her şeyini kaybeder; en iyisi şevktir.

(241)- Ümmet-i Merhûme

İslâm'dan önce, necis bir mahalli yıkamaya izin yoktu. Kesilip atılması lâzımdı. Tevbelerin kabulü, katl-i nefis ile oluyordu. İbâdet ancak mâbetlerde yapılabilirdi. Cünüplükten yıkanmak üç defa idi.

Bu ümmete ise kolaylık bahşedildi. Küre-i arz mescid kılındı. Su bulunmadığı zaman teyemmüm meşrû kılındı. Onun için bu ümmete ümmet-i merhûme dendi. Bu ümmetin safları, meleklerin saflarına benzer.

(282)- Musîbet Anında İstircâ 

Musîbet ânında istircâ meşrû kılındı. İstircâ bu ümmetin hasâisindendir.

(426)- Hz. Îsâ ('aleyhi's-selâm)'ın Üç Ayrı Yerde Haşri  

Îsâ ('aleyhi's-selâm) mahşerde üç ayrı yerde haşrolacak. Biri, ümmet-i Muhammed ('aleyhi's-selâm) içinde; biri, ehl-i beyt içinde; biri de enbiyâ cemaatı içinde.

(451)- Muhammed (s.a.) Ümmetinden Maksat

Hiçbir ümmet, peygamberlerinin kelamlarını, ümmet-i Muhammediye gibi senedâtıyla, an-aneleriyle muhâfaza edememiştir. Ümmetten murâd, ulemâdır; itibar bu kısmadır. Diğerleri tufeylîdir.

KADER İNANCI-FİTNE, BİD'AT VE KARIŞIKLIKLAR

 (4)- Kederden Kurtulmanın Yolu  

?? ??? ?????? ??? ??? ?? ?????

"Men âmene bi'l-kader fekad emine mine'l-keder"[51] deyip, levi levlayı bırakalım.

 (6)- Zamanımız  

Zamanımız sükût zamanı; evlere devam zamanı.

 (11)- Çekişmek Tefrika Netice Verir  

Münâzaa tefrikayı, tefrika ise kuvvetten düşmeyi intâc eder.

(831)- Hallâc-ı Mansûr (k.s.)

Hallâc-ı Mansûr Hazretleri, aşk yüzünden canını verdi! Gerçi kendisine göre mâzereti vardı; sekir halinde idi, ama ulemâ, bâtıl mezheplerin türediği bir zaman olduğu için, ümmet arasında fitne çıkmasın diye katline fetvâ verdiler. Aşkta insan her şeyini kaybeder; en iyisi şevktir.

(199)- Maddî ve Mânevî Trafik 

Bu zamanda maddî trafik nasıl karışıksa, mânevî trafik de öyle karışık!.. "Davam hak, istikâmetim sağlam" demek kâfî gelmiyor.

 (15)- Kaza ve Kader Karşısında Edep  

Edep iktizâ eder ki, bir seyyie isâbet edince: (??? ????? ???? ?????) "Hâzâ kazâuhû ve hâzâ hatâî"[52] ; bir hasene isâbet edince de: (??? ????? ???? ?????) "Hâzâ kazâuhû ve hâzâ atâuhû"[53] demeli, kendimizde bir hüner görmemeli.

 (35)- Bid'atların Durumu

Her bid'at seyyie değildir, çirkin değildir. Bazı bid'atlar hasenedir. Minârelerin inşâsı ve yükseltilmesi, câmi ve Kur'ân'ın tezyîn edilmesi gibi.

 (36)- Çirkin Bid'at  

En çirkin bid'at, bir sünnetin terkine ve iptâline sebep olandır.

 (81)- Azap Türleri

 Dört türlü azap vardır: a)- Gökten b)- Yerden c)- Fırkalara ayırma d)- Birinin azabını diğerine tattırma.

 (88)- Ervâh-ı Habîsenin Artması  

Çal da çal ! Çığır da çığır ! Hep ervâh-ı habîse toplanıyor!

(548)- Entrikalar 

Entrikalarla ehl-i imanı kendilerine mahal yapmak istiyorlar.

(619)- Bu Âleme Gelişimiz ve Gidişimiz

Bu âleme kendi irâdemizle gelmedik ki, kendi irâdemizle gidelim. Hak Teâlâ nasıl takdîr buyurduysa öyle olur.

(592)- Değişmeyen Kader 

Cenâb-ı Hakk'ın ilm-i ezelîsinde sebkat eden kelimât değişmez.

(610)- Tesadüf Yoktur

Rast geldi, tesadüf etti denmez; tevâfuk etti denir. Tesadüf diye bir şey yoktur. Her şey Allah Teâlâ'nın ilm-i irâdesiyledir.

(630)- Fitne Alevlenirse

Muhitimizde, âhenk bozucu, fitne uyandırıcı sözlerden, davranışlardan; hatta böyle fikirleri kafamızda taşımaktan âzamî ölçüde sakınmalıyız. Zira, fitne alevlenirse sadece zâlimlere mahsus kalmaz; mâsumları da içine alır.

(643)- Bu Memleketi Beğenmeyenler

Bu memleketi beğenmeyenler abâsını omzuna alıp, beğendiği yere gitmeli; fitne ve fesâda sebep olmamalı.

(269)- Her Hakîkatın Düşmanı Vardır

Dünyada hiçbir hakîkat yoktur ki, muârızları bulunmasın! Herkesin sözüne bakılmaz.

(644)- Fitnenin Büyüğü-Küçüğü Olmaz

Fitnenin büyüğüne-küçüğüne bakılmaz. Büyük tomruklar, küçük yongalarla tutuşturulur.

(651)- Haram Sel Gibi Akıyor!

Bu zamanda haram sel gibi akıyor. Helâl ise, katre katre. Evvelâ helâl lokma lâzım.

(236)- Kur'ân'da Dereceler ve Makamlar 

Kur'ân'da derecât ve makâmât vardır. Bu makamlar tevbeden başlar. Evbe, inâbe, şükür, sabır, ihlâsla ubûdiyet, tevekkül, teslîm... Kaza ve kadere rıza makamı en yüksek makamdır. Mümin, bu makamda hitâba mazhar olur. O Rabbinden, Rabbi de ondan râzı olur.

(276)- İmtihan Ateşi

İptilâ mânevî bir ateştir.

(281)- Musîbet 

Müminin nefsine eza veren her şey musîbet sayılır. Mukabilinde mükâfât vardır.

(282)- Musîbet Anında İstircâ 

Musîbet ânında istircâ[54] meşrû kılındı. İstircâ bu ümmetin hasâisindendir.

(398)- Anarşinin Kaynağı

Üstâd Denizli mahkemesinde: 

? "Bu milletin dinle olan râbıtaları ve bağları çözülürse, o zaman anarşi olur!"

demişti. O zaman  "Anarşi neymiş?" diyenler, şimdi bu hali görsünler!..

(399)- Anarşinin Anlamı

Anarşi itaatsızlıktır; başı bozukluktur.

(406)- Kazaya Rıza İle Makdîye Rıza Ayrı Şeydir

Ulemâmız: "Kazaya rızadan, makdîye rıza lâzım gelmez." buyurdular.

(492)- Fitne Zamanında Dikkat Edilecek Hususlar

Fitne zamanında;

  •                                ü         Kalabalıkta fazla görünmemek,
  •                                ü         Fikir beyân etmemek,
  •                                ü         Münâkaşa, münâzara, mücâdele etmemek,
  •                                ü         Korkmamak,
  •                                ü         Evhâma kapılmamak,
  •                                ü         Sabırla, sükûnetle neticeyi beklemek,
  •                                ü         Yeise düşmemek,
  •                                ü         Bazen, görmemek-duymamak; "Radyo söylemiş, gazete yazmış diyorlar." demek.

(494)- Dînî Esasları Yasaklayanlara Karşı Ta'rizli Sözleri

Söylenecek çok şey var ama, ağızlarda asma kilit var!.. Söyleyince bir kere söylemeli...

(495)- Fitne ve Fesat İçindeki Durumdan Hayıflanması

Yanıyoruz ama dumanımız çıkmıyor!

(499)- İki Çeşit Nifak 

Nifak iki çeşittir: Nifâk-ı itikâdî, nifâk-ı amelî. İtikâdî nifak çok tehlikelidir; teşhisi de, tedavisi de çok zordur.

(675)- Kur'ân'ın Beşâreti

Kur'ân kâfirlere azâb-ı elîmi ihbâr ettiği için ondan uzaklaşıyorlar. Sâlih amel işleyen müminlere de ecr-i kerîmi tebşîr ettiğinden ona teveccüh ediyorlar.

(751)- Fırtınalı Zamanda!

Fırtınalı-kasırgalı zamanda pencere açılmaz!

(634)- İhtiyat Nedir? Ne Zaman Olur?

İhtiyat, âsûde zamanda güzeldir. Vaka, olay çıkınca ihtiyat olmaz. Olsa da bir önemi yoktur. İhtiyat, korkaklık değildir.

GÜZEL AHLÂK

(410)- Hüsn-i Huluk

Hüsn-i huluk, yalnız güzel muâmele değildir; yapılan eziyete tahammül etmektir.

(593)- Basîret Sahibi Olan

Basîretli olan; hakkı- bâtılı tefrîk edip, hakka ittibâ, bâtıldan ictinâb eder. Emri- nehyi, helâli-haramı bilip, meleği-şeytanı fark eder.

(645)- Doğruyu Doğru Yerde Kullanmak

Sıddîkler de, sıdkını yerinde kullanıp-kullanmadıklarından suâl olunacaklar.

(649)- Korkunun Devam Üzere Olması

Müminin havfı-haşyeti, devam üzere olacak. Yusuf ('aleyhi's-selâm)'ın zindandaki hâli ne idiyse; saraya gelip, nimete gark olduktan sonra da öyle idi.

(662)- Bir İstikâmet 

Kur'ân irşâdı altında bir istikâmet, bin kerâmetten daha üstündür.

(2)- Dâima Müsbet Olmak  

Müsbet düşünelim, müsbet söyleyelim, müsbet hareket edelim.

 (3)- Söz Fayda Vermeyince Ne Demeli ?

Biz bilemeyiz, bir şey diyemeyiz.

 (4)- Kederden Kurtulmanın Yolu  

?? ??? ?????? ??? ??? ?? ?????

"Men âmene bi'l-kader fekad emine mine'l-keder"[55] deyip, levi levlayı bırakalım.

 (5)- Mesleğimiz  

Bu fakir askerde nefer, sivil hayatta hiç imiş; mesleği ise gariplik, miskinlik imiş…

 (7)- Gençlik ve İhtiyarlık

Kemâl-i îmân kesbedip, âmâl-i sâlihaya muvaffak          olmak şartıyla gençlik de güzel, ihtiyarlık da.

 (14)- Kalbe Gelen Şeyler

 Kalbe kötü bir şey hutûr ederse:

????? ???? ???? ????? ???? ????? ?????? ?? ??????

"Allâhümme tahhir kalbî vağfir zenbî ve hassın cevârihî ani'l-harâm"[56] deyip o kötülüğün kökünü daha bi'l-kuvve halinde iken kazıyıp atmalıdır. İşte bu, en güzel tevbedir.

 (15)- Kaza ve Kader Karşısında Edep  

Edep iktizâ eder ki, bir seyyie isâbet edince: (??? ????? ???? ?????) "Hâzâ kazâuhû ve hâzâ hatâî"[57] ; bir hasene isâbet edince de: (??? ????? ???? ?????) "Hâzâ kazâuhû ve hâzâ atâuhû"[58] demeli, kendimizde bir hüner görmemeli.

 (18)- Güzel Ahlâk  

Güzel ahlâk ancak, kendisinde şuab-ı îmâniyyeyi ikmâl etmiş, kemâl-i îman sahibi bir müminde tasavvur olunabilir.

 (27)- Riyâ  

Riyâdan kurtulmak çok zordur Riyâdan ancak her şeyde rızay-ı İlâhîyi gözeterek kurtulunur.

 (33)- Hoşgörü  

Her olur olmaz şeyden mesele çıkarmamalı. Pişkinlik göstermek lâzım; müdârâ etmek lâzım. Bu da şerri def için olur.

 (34)- Müdârâ ve Müdâhene 

 İslâm'da müdârâ emredilmiş, müdâheneden nehyedilmiştir. Müdârâ güzel, müdâhene çirkindir.

 (58)- Hacının Çalışması  

"Hacı, terazi tutmaz" diye bir şey yoktur. Adaletle, hakkıyla terazi tutabilir.

 (60)- Nefsin Terbiyesi

 Nefsin terbiyesi, Kur'ân'ın emrine uymakla; nehyinden kaçınmakladır.

 (823)- Herkes Kendi Vazifesine Bakmalı!

Bizim vazifemiz, emrolunduğumuzu yapmaktır; ötesi bizim vazifemiz değildir. Herkes kendi mertebesini bilmeli ve kendi mertebesinde vazifesini yapmalıdır. Kapıcı müdürün; odacı şefin işine karışırsa, nizâm-ı âlem bozulur. İşte o zaman da kıyâmeti beklemeli!..

 (824)- Müslüman Olmayanlar İçin Nasıl Dua Edilir?

Biz, gayr-i müslimlerin ihtidâsına (İslâm yekûnu çoğalması için), fâsıkların ıslâhına ve müminlerin de terakkîlerine dua edeceğiz.

 (842)- Her İşte Sabır-Sebat 

Her işte sebat, sabır ve tahammül lâzım. Bir işe başlayınca artık o işte sebat etmek en güzelidir.

 (871)- Câmi Dışındaki Ahvâli Nazara Almamak

Câminin dışında ne olursa olsun, câmiye giren herkese sâlih nazarıyla bak! Dışardaki ahvâli seni ilgilendirmesin.

 (872)- Yerine Göre Nasihat

Temizliğine, tahâret ve nezâfetine dikkat ederek namazı kıldırırsın; yerine göre nasihat edersin.[59]

 (874)- Kemâle Karşı Fıtrattaki Aşk ve Şevk 

İnsanın mayasında, fıtratında, her kemâle karşı bir aşk vardır. Kemâle karşı olan bu aşkı tahakkümle, korku veyahut maddiyatla söndürmek mümkün değildir. Yine mâkûsen, mütenâsibiyle, kemalsizliğe karşı olan soğukluk ve nefreti de sevgi ve saygıya kalbetmek hususunda tahakküm ve milyonların sarfı beş para etmez. Zâhirden öyle görünse de kalp tam tersini söyler.

 (875)- Daima Güzel Tarafı Görmek

İnsan her şeyin güzel ve iyi tarafını görmeye çalışmalıdır. Mümkün olduğu kadar kusur görmemeli ve takdîr etmelidir.

 (77)- Tecellînin Artması  

Tevazu arttıkça, tecellî de artar.

 (80)- Tüm Hakikatlerin İki Ana Esası  

Kâinatta ne kadar hakikat varsa, bu hakikatler sümbül verecek olsa şu iki esasta neticelenir   a)- et-Ta'zîmü li emrillâh  b)- ve'ş-Şefekatü alâ halkıllâh  

Evâmîr-i İlâhiyye'ye ta'zîm, mahlûkâtına şefkat.

 (85)- İnsan Hakları

 İnsan hakları diyorlar, insan sevgisi diyorlar; insan ve hayvanların helâkine çalışıyorlar. Bu mu insan hakları, insan sevgisi?!..

(884)- Bereketsiz!

Şu zamandaki bereketsizliğin bir sebebi de, alanın ve satanın râzı olmamasıdır. Yani, alan râzı değil; satan râzı değil. Dolayısı ile de bereket olmuyor. Satanın, sattığı malda gözü kalıyor; alan da zoraki alıyor. Böyle alışverişte, terâzî (rızalaşmak) lâzım.

 (89)- Nesnaslar  

Helâl-haram tanınmaya tanınmaya, nikâh- sifah bilinmeye bilinmeye, tevbe ve istiğfar edilmeye edilmeye hep nesnaslar[60] çoğalıyor.

 (93)- Düşmandan Emin Olmamak

 Düşmandan emin olmak, gaflete dalmak helake sebeptir.

 (101)- Feyzin Kesilmesi  

Haram lokma feyzin kesilmesine sebeptir.

 (114)- Müminin İşi  

Müminin işi ya sabırdır ya da şükür. Sabrederse sâbir, şükrederse şâkirdir. Her iki halde kârdadır.

 (122)- Muhabbete Vesile Olmak  

Muhabbete vesile olan her şey güzeldir.

 (142)- Makam ve Mansıblar 

 Maddî olsun mânevî olsun, makam ve mansıblar da vehbîdir. Çalışmak, o istîdatların inkişâfına sebeptir.

 (154)- Tevekkül ve Tefvîz Makamları

Tevekkül makamında kul tedbirini alır; tefvîz makamında tedbiri de terkeder. Tefvîz makamı tevekkülden üstündür.

 (155)- Makamların En Üstünü  

Makamların en üstünü rıza makamıdır. Bu makamda kul Rabbisinden, Rabbisi de kulundan razı olur.

 (156)- Makamın Artması  

Makam yükseldikçe kurbiyet ziyadeleşir. Cennetteki mertebesi de o nisbette artar. Bunun için "makam istemiyorum" demek doğru değildir.

 (169)- "Necisin?" Sorusunun Cevabı

Bu zamanda sorulunca, ben şucuyum bucuyum değil, ben müslümanlardan biriyim demeli.

(680)- Dürüst Ticaret Eden

Aldatmayan, hileden, yalandan-dolandan sakınan sâdık tâcir, habibullahtır.[61] Sâdık tâcirin âhirette yüzü, ayın on dördü gibi parlayacak.

(693)- At Üstünde Bile Gelse

Sâil (dilenci) at üstünde de gelse gönlünü kırmamak lâzım, boş çevirmemeli.

(701)- Sevgi Yoluyla İstifâde

İnsan, muhabbet ve teveccüh yoluyla istifâde edebilir.

(704)- İhtilâfın Kalkması Nasıl Olur?

Birbirimizin noksanını aramayıp, müsâmaha edince ihtilâf çıkmaz.

(705)- Bütün Uzuvlar Kalbe Bağlı

Göz, kulak, lisân… bütün âzâ kalbe bağlıdır.

(721)- Müminin Söz Verme Durumu?

Mümin, kolay kolay söz vermez. Çünkü, sözünde duramayacağından korkar.

(724)- Ölülere Karşı Tavrımız

"Ölülerinizi hayırla yâdediniz"[62] buyruldu. Bunun için, ölünün iyi halini bilirsek söyleyeceğiz; kötülüklerini söylemeyeceğiz. Ölünün kötülüklerini söylersek, akrabalarına ezâ etmiş oluruz.

(725)- Bir Mesele Meçhûlümüz Olursa?

Müminin ölüsü de dirisi de pâktır. Bir mesele meçhûlümüz olursa, hüsn-i zan tarafı iyidir. Müminin gizli halini tecessüs iyi değildir.

(727)- Eşikte Oturmamalı

Sahâbe-i kirâm, güneşle gölgenin birleştiği yerde durmayı hoş karşılamazlardı. Ya güneşte, ya da gölgede durulardı. Kapı eşiğinde oturmak da men edilmiştir, mekruhtur.

(686)- Kendi Kendine Hüsn-i Zan Olmaz!

Benim size; sizin de bana hüsn-i zannınız güzeldir. Ama kendi kendimize hüsn-i zan güzel değildir.

(423)- Müminlerin Sanatı Takvâdır

Müminin dâru'l-fünûnu takvâdır. Takvâ, emirlere uymak; nehiylerden sakınmaktadır. Bunun erbâbına müttakî derler. Takvâ, müminlerin sanatıdır.

(429)- Takvâ Elbisesi

Takvâ elbisesi, bu elbiseden daha üstündür. Bu elbise, bedenin ayıp yerlerini örter. Ama takvâ libâsı, kalbin, ruh ve nefsin ayıplarını örter.

(430)- Kötülükte Ölçü 

Bir şeyin neticesi kötüyse, mukaddemâtı da kötüdür. Bunun için Allah Teâlâ Hazretleri, Kur'ân'ında, çirkin şeylerin mukaddemâtından da nehyetmektedir.

(434)- Din Nasihattir

Din nasihattir. Nasihatsiz din yoktur. Ağaç, kökünden sıvarıldığı gibi; insan da kulağından sıvarılır. Ashâb, kulaktan âlim oldular.

(435)- Tevâzuun Hakikati

Tevâzuun hakikati, kendini hiçbir makamda görmemektir. Tevâzu, yükselmeğe; kibir, alçalmağa sebeptir. Kibir, Hakk'ı kabul etmemektir.

(799)- Değer 

Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır. İnsan kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti yüklendi.[63] Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu. Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten cehûldurlar (pek câhildirler).

(806)- Maddî ve Mânevî Engeller

Bir hakikata ulaşmak için maddî-mânevî, nurânî ve zulmânî çok engeller vardır. Onun için sabırlı olmak lâzımdır. Hedefi sonuna kadar takip etmeli, bırakmamalı, yılmamalı, usanmamalı. (?? ??? ???) "Men sebete nebete"[64] buyrulmuştur.

(392)- Müminin Üzüntüsü

Müminin bir yerine diken batsa, ayağına bir şey takılsa, kalbine bir hüzün gelse, mükâfâtını görecek.

(753)- Takvâdan Bahis!

7 âzâyı muhâfaza edip, 360 çeşit âfetten, günâhtan çekindikten sonra takvâdan bahsedilir! Bunlar: Göz, kulak, el, ayak, dil, mide ve nesil organlarıdır.

(758)- Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri

Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri, helâlden ekletmek için, ot yiye yiye vücûdu yemyeşil çıktı! Kûtu'l-kulûb adlı eserini bundan sonra kaleme aldı.[65]

(775)- Mâzereti Kabul

Mümin-i kâmil, mâzereti kabul eder.

(782)- Kelimeler Havada Şekillenir

Kelime-i tayyibe de, kelime-i habîse de havada teşekkül eder;

??? ?? ??? ??? ???? ?????

"Ve-in min şey'in illâ yüsebbihu bi-hamdih" âyetinin[66] sırrıyla Allah'ı tesbîh ederler.

(787)- Dünyada Cennet Hayatı

İnsan Cenâb-ı Hakk'a tevekkül eder, bütün işlerini O'na havâle ederse, dünyada cennet hayatı yaşamış olur. Yok eğer, bütün tedbirleri alayım, herşeyi ben yoluna koyayım, her istediğim olsun derse; üzerine yük üstüne yük almış olur. Allah ne takdîr ettiyse o olur.

(789)- Böcekler ve Haşerât 

Böcekler, haşerât…cünûdullahtır. Öldürmek, üzerlerine fazla düşmek iyi değildir. Şerlerinden Allah'a sığınmalı. Zararlarından, onları yaratana, idâre edene sığınırsak onlardan korunmuş oluruz. (?? ???? ????) "Küllü mudırrın yuktel" kâidesince, her zararlı öldürülür ama, zararı tahakkuk ettikten sonra öldürmeye izn-i şer'î vardır.

(471)- Gizli Suç      

Bir kimsenin suçunu senden başkası bilmiyorsa, onu setretmelidir.

(483)- Bazı Edep Öğütleri

Bütün mahlûkâtı kendinden efdal bil; şefkat et. Edebimizi muhâfaza edelim; her kusuru kendimizde bilelim.

(484)- Nezâketli Olmak

Fitne uyandırmamak için nezâketli olmak da lâzım.

(490)- Parası Şüpheli Olanların Haccı

Eskiden, parası şüpheli olanlar karz-ı hasen (borç) alıp hacca öyle giderlermiş. Gelince de onu öderlermiş.

(217)- Herkesin Bir Hudûdu Var

Herkesin bir hudûdu vardır. Ondan dışarı çıkmamalı.

(237)- Fukarâ

İslâm'da fukarâya hakâret yoktur. Onların kalpleri münkesirdir. Fakirin başına kakmak, ezâ etmek yoktur. Bir şey vermeyecekse bile onu kavl-i leyyinle güzelce savmalı. Hakîki fakire hakâret edilse azâb yağar.

(238)- Zenginler  

İslâm'da ağniyâya da haset etmek yoktur. Ağniyâya, Cenâb-ı Hakk'ın Ğaniyy (c.c.) ismine hürmeten saygı göstermek güzeldir. Başka türlü değil. Bir zengine malı için ta'zîm etmek, dinin üçte ikisini giderir.

(294)- Azîz Olanlar

İzzet Allah'ındır. İzzet Rasûlünündür. İzzet müminlerindir. Ama münâfıklar bilmez!

(295)- Kemâle Ermek İçin  

Güneş gibi tevâzû, toprak gibi tahammül, nehir gibi sehâvet, dağ gibi sebat lâzım!

(340)- Kusurları Söylemek

Selef-i sâlihîn, birbirlerine hiç çekinmeden kusurlarını söylerler ve bundan dolayı da gayet memnun olurlardı.

(540)-Nefsin Terbiyesi

Nefsin terbiyesi, ifrât ve tefrîtten âzâde, mertebe-i iffette olmaktır.

(541)- Şeytanın Sataşması

Şeytanın nefse tasallutu terakkî içindir. İnsanın terakkîsi, mücâhedâtı nisbetindedir.

(542)- İnsanın Kıymeti

İnsanın mârifetullah kesbi yoksa, ihlâs kazanmamışsa, ahlâk-ı hamîde kesbetmemişse, duası da yoksa, hiçbir kıymeti yoktur.

(772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri

Tâûn, vebâ gibi ateşli hastalıklar; belâ ve musîbet ateşleri, müminin cehennemden nasîbidir.

(754)- Has Müminlerin Özellikleri?

a)- Yeryüzünde vakarla yürürler.

b)- Câhillerle karşılaşınca: "Selâmetle size!" derler.

c)- Mâlâ yânîye rast geldiklerinde oyalanmazlar.

d)- İnfâk ettiklerinde, israf etmekten ve bahillikten sakınırlar, vasat yolu seçerler.

e)- Geceleri, kâh kıyamda, kâh rukûda, kâh sücûd halindedirler, yani teheccüd namazı kılarlar. Namazları hudû ve huşû ile kılarlar.

(298)- Müdârâ ve Müdâhene 

Müdâhene çirkin; fakat müdârâ güzeldir.

(296)- Kişiyi Yüzüne Övmemek

Kişiyi yüzüne methetmek, kılıçla kesmek gibidir. Meddâhlar, riyâkâr olur. Bunun için hadis-i şerifte: "Meddâhların yüzüne toprak saçınız!"[67] buyuruldu.

(311)- Çok Çok Vaadde Bulunmak

Müslüman çok çok vaadde bulunmaz. Çünkü yerine getirememekten korkar.

(334)- Kula Gereken

Kula lâzım olan, edep tutmaktır. Muvaffâkiyeti Hakk'a; kusuru ve hatayı kendine izâfe etmek lâzım.

(343)- Mümin Basîretli Olur

Mümin basîretli olur; gözü açılmadık köpek yavruları gibi olmaz.

(348)- Kemâlât Sevdası

Kendi kendimize ne zaman kemâlât sevdasına yeltenirsek helâk oluruz.

(566)- Beşâret ve Hasâret 

Hasâret kâfirlere; beşâret müminlere!...

(521)- Tevekkül ve Atâlet 

Tevekkül güzeldir, atâlet çirkindir. İslâm tevekkülü emretti; atâletten nehyetti.

(526)- Evliyâ Vasıfları

Letâfet-i lisân, hüsn-i huluk, güler yüzlülük, sehâvet-i nefs, her olur-olmaz şeye itiraz etmemek (kıllet-i itiraz), mazereti kabul ve âmme-i mahlûkâta şefkat...evliyâ vasıflarındandır.

(534)- Hangi Sevgi İle Yaşayalım?

Muhabbetullah, muhabbet-i nebeviyye ve muhabbet-i ulemâ ile yaşayalım.

(537)- Rabbimizden Ne İsteyelim?

Rabbimizden, korunmamızı isteyeceğiz. "Yâ Rabbi, inâyetini kesip de bizi bir lâhza bile nefsimize uydurma!" diyeceğiz.

(538)- En Büyük Kerâmet 

Sehl İbn Abdillah hazretleri, en büyük kerâmetin, insanın, nefsindeki kötü bir ahlâkı iyi bir ahlâka tebdîl etmesi olduğunu söylüyor.

(539)- Sebat 

Sebatta kerâmet vardır. (?? ??? ???) "Men sebete nebete"[68] denmiştir.

(543)- Yaratılışın Neticesi

Hilkatin neticesi ubûdiyyet; ubûdiyyetin neticesi duadır.

(546)- Edebin Artması

Kurbiyet ziyâdeleştikçe, edep de ziyâdeleşir.

(552)- Hayâ ve İman 

Hayâ, iman nisbetindedir. Hayâ yoksa iman da yoktur. Bunun için enbiyâda ve evliyâda hayâ herkesten daha ziyâde bulunur.

(554)- İlâhî Tâlim 

İlâhî tâlimin dâru'l-fünûnu  takvâdır.

(556)- Huzura Nasıl Girilir?

Gaflet cenâbetliğinden temizlenmedikçe Huzur'aa girilmez. Hefevâtından tevbe etmemiş bir kimse de hakâik-ı esrâra muttalî olamaz.

(562)- Fezâilin Kısımları

Ahmed-i Fârûkî kâide koymuş; Fezâil-i cüz'iyede ileri olmak, fezâil-i külliyede ileri olmayı îcâb ettirmez.

(567)- İnâyetin Kesilmesi

Hakk'ın inâyetinin kuldan kesilmesine hizlân denir. Bunun için Hak Teâlâ'dan inâyetin devamını isteyeceğiz.

(568)- Hak'dan Hakk'a Firâr 

Hak'dan, Hakk'a firâr etmek; celâlinden cemâline, azâbından affına, hizlânından inâyetine sığınmaktır.

(569)- Hacda Şeytanın Taşlanmasındaki Anlam

Hacda şeytana atılan yedi taş; kalpte yedi başlı ejderhaya işaret eden kibir, haset, riyâ, ucub, hubb-i câh, hubb-i riyâset, dünya muhabbetini söküp atmak manasınadır.

(570)- Bir Dua 

Yâ Rabbi! Kalbimizde fenalığa meyil halketme!.. Âmin...

(577)- Tecrübe Etmeden!

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin emrettiği şeylere karşı duygu ve iştiyakla itaat edeceğiz; tecrübe etmeye kalkışmayacağız!

(579)- Tedavi ve Sebeplere Yapışmak

Tedavi, tevekküle mâni değildir. Esbâbı terzîl etmek, hiçe saymak doğru değildir. Yalnız, hakîkî müessir görmemeli; şifayı Hakk'dan bilmeliyiz.

(583)- Hasta Ziyareti

Hasta ziyaretinde âdâb: Hastanın baş tarafında oturulur. Alnına el konulur. Hal-hatır sorulur. Kuvve-i mâneviyye verilerek tesellî edilir. Yüzüne sık sık bakılmaz. Kalben himmet edilir.

(589)- İbtilâya Uğrayınca

İbtilâya mâruz kalınca istircâ[69] edeceğiz. İstircâ bu ümmetin hasâisindendir.

(590)- Cenâb-ı Hakk'ın Verdiği Sabır 

Geçmiş zamana ve geleceğe dağıtmazsak Cenâb-ı Hakk'ın bu günkü halimize verdiği sabır kâfîdir.

(591)- Kerâmet İzhârı

Mezûn olmadan kerâmet izhârı güzel değildir.

(531)- Nikâh ve Zinâ 

Dinimiz nikâhı helâl; sifâhı haram kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifâhtan gelenler, emîn değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.

(594)- Kazanma ve Kaybetmede Ölçü 

Kim ne kazanmışsa, edeple kazanmıştır. Kim ne kaybetmişse, edebe riâyet etmemekle kaybetmiştir.

(614)- İyilik Arayan Ne Yapar?

İyiliği arayan evvelâ ona bir zemin hazırlamalı.

(622)- Allah (c.c.) İçin Ziyaret 

Uhuvvet-i İslâm nâmına ziyaret yapılırsa güzeldir. Ziyaret olunan zât, liyâkât dâvâsında olmamak lâzımdır; yoksa tehlikelidir.

(623)- Aldatma Türleri

Aldatmak yalnız ticârî şekilde olmaz; mâneviyatta da aldatmak vardır. Rasûlullah (s.a.) Efendimiz: "Bizi aldatan, bizden değildir"[70] buyurdular. İnsan, mâhiyetini bildirmezse, hilekârdır, haindir.

(624)- Konuşmak Daha Tehlikeli

Konuşmak, dinlemekten daha tehlikelidir.[71]

(625)- Garazlı Söz Etmemeli

Söz garazlı ise, kesâfetli ve zulmânîdir. Esas söz, kalptedir. Söz, kalpten bir kisve giyer; öyle çıkar. Söz ihlâslı olursa nurânî; garazlı olursa zulmânîdir.

(631)- Yoksa Âhenk Bozulur!

Herkesin bir hudûdu vardır; onu tecâvüz etmemeli. Yoksa âhenk bozulur.

(633)- Bir Tek Farkımız Var

Ehl-i dünya ile aramızda, dünyalık açısından bir tek fark var: Onlar, dünyanın peşinden gidiyor; benim ise peşimden geldi.

(646)- Ağızdan Girene de Çıkana da Dikkat Etmek

Ağzımızdan girene dikkat ettiğimiz gibi, çıkana da dikkat edeceğiz. Zira, insanı ağzından giren de öldürür, çıkan da.

(638)- Adâlet 

Her hak sahibinin hakkını vermek adâlettir.

(655)- Bir de Şerh-i Sadr Nuru!

Cenâb-ı Hak has müminlere evvelâ imanı nefislerine sevdirdi. Kalplerini imanla zînetlendirdi. Bir de lutf-i kereminden şerh-i sadr nuru ihsân ediverirse ne âlâ!..

(651)- Haram Sel Gibi Akıyor!

Bu zamanda haram sel gibi akıyor. Helâl ise, katre katre. Evvelâ helâl lokma lâzım.

(653)- Takvâ Giysisi Daha Kıymetlidir

Zâhirî kire ehemmiyet verip de, bâtınî kire ehemmiyet vermemek olmaz. Sadece dışı zînetlendirmek kâfî gelmiyor. Bu elbise, cesedi zînetlendiriyor. Takvâ ise, kalbi zînetlendiriyor. Takvâ libâsı daha kıymetlidir.

(656)- Takvâsı Olan

Takvâsı olan her mümin veliyyullahtır.

(463)- Cennetin Sekiz Kapısından Birden Girmek

Mümin-i kâmil, kemâl-i letâfetten cennete sekiz ayrı kapıdan birden girecek.

(469)- Dinde Zorluk Çıkaran

Bir kimse dinde bir güçlük çıkarırsa, en evvel o güçlüğe kendisi giriftâr olur.

(470)- Tecessüs Haramdır

Bir kimse câmiye girdi mi, ona sâlih nazarıyla bakılır. Dinimizde tecessüs haramdır.

(479)- Allah (c.c.) Derecesini Yüceltir

Kim, Allah (c.c.) için tevâzu ederse, Cenâb-ı Hak onun derecesini maddî ve mânevî yükseltir.

(485)- Altmış Yaşından Sonra

Ölümü istemek güzeldir ama, Rasûlullah ('aleyhi's-selâm) Efendimize hürmeten altmış yaşından sonra yaşama iştihâsı kalmamalı.

(486)- Kâbe-i Muazzama'nın Yanında

Eğer bi-hakkın âdâba riâyet edemeyecekse, Harem'de fazla durup lâubâlî olmamalı; vazifesini bitirip çekilmelidir. Fakat âdâba riâyet edebilirse, istediği kadar kalsın; Kâbe'ye nazar eylesin... Çünkü, Kâbe'ye nazar ibâdettir. İmkân buldukça fazla fazla tavâf etmek daha güzeldir.

(489)- İmanın Kaynağı

İman, çok bilgiyle, çok mâlûmatla değildir. Teslîmiyetle; Rasûlullah (s.a.) Efendimize muhabbetledir.

(500)- Münâfıklardan Sakınmak

Münâfıklardan korkmamak lâzım; sakınmak lâzım.

(512)- Hz. Peygamber'e Salavât Nasıl Olmalı?

Her mümin, Rasûlullah (s.a.) Efendimizin şemâilini bilmeli. Hayalinde bu şemâili canlandırarak salât ve selâmını ona hitâben getirmelidir.

(668)- Tedavi Olmak         

Tedavi, tevekküle mâni değildir. Cenâb-ı Hak, ilaçlarda hasiyet halketti.

(672)- Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek

Ben yapamam dedirtinceye kadar güçleştirmemek, zorlaştırmamak lâzım. Nasihati, irşâdı, ısındıra ısındıra, okşaya okşaya, ünsiyet ettire ettire, rıfk ile, tekâmül-i tedrîcî düsturuna riâyetle yapmalıdır.

(681)- Sanat ve Ticaret Erbâbı

Sanat ve ticaret üzerine nafakasını temin edenler, evvelâ niyetlerini tashih etmeleri lâzım. İnsanlara menfaat verme kastıyla yapacaklar. Zira, insanların hayırlısı insanlara menfaat verendir. İnsanların şerlisi insanlara zararı dokunandır.

(711)- Dinimizde Fakir ve Zengin

Dinimiz, zenginin, fukarânın, kölenin ve kadının haklarına riâyet ediyor. Ne ağniyâya gınâsından dolayı; ne de fukarâya fakrından dolayı hakâret olunmaz. Ağniyâya, Ğaniyy isminin tecellîsine mazhar oldukları için saygı; fukarâya da, münkesiru'l-kulûb oldukları için ikrâm ve taltîf lâzımdır.

(717)- Basîret Nuruna Erişme

İnsan takvâ nisbetinde; kalbinde fehim, gözünde basîret nuruna erişir ve İlâhî tâlime mazhar olur. Müminin dâru'l-funûnu takvâdır.

(718)- Sahte Sevgilerden Uzaklaşmak

Kalbimizi; muhabbetullah, muhabbet-i nebeviyye, enbiyâ, evliyâ ve sulehâ muhabbeti istilâ etsin; tâ sahte muhabbetlere yer kalmasın.

(720)- Kalbin Takvâsındandır

Mukaddesât-ı dînîyyeye, şeâir-i İslâmiyye'ye ihtirâm, kalbin takvâsındandır.

(730)- Kusursuz Kul Olmaz

Kusursuz kul olmaz. Bir kusur işlersek tevbe ve nedâmet edeceğiz. Sevap işlersek, şükredeceğiz.

(735)- Müminin Âhiretteki Nurları

Bu âlemde müminin nuru gizlidir. Âhirette ise müminin nurları tecessüm edecek; his derecesinde görülecek. Sağında, solunda, önünde, arkasında koşacak.

(743)- Ölüme Hazır Olmak

Ölümü istemek güzel değildir; ölüme hazır olmak güzeldir.

(744)- Gözleri Arkada Olarak Diriltilenler?

Gözleri arkada kaldığı için; âhirette ehl-i dünyanın gözleri, kafalarının arkasında olduğu halde haşrolacak.

(774)- Yemede ve Giyimde Orta Yol?

Ne fukarâyı gıpta ettirecek, haset ettirecek kadar şatafatlı giyinmeli; ne de eski-püskü, çapaçul giyinmeli. Bazen katıklı, bazen de katıksız yemek yemeli.

(776)- Üç Esas

Her şeyin aslı-esası şu üç şeydedir

a)- Sünnet-i Rasûlillaha (s.a.) ittibâ etmek.

b)- Helâlden yiyip-içmek.

c)- Amelleri ihlâs ile yapmak.

(788)- Örümceğin Tevekkülü

Örümcek mütevekkil bir varlıktır. Ağını kurar, başında bekler; sinek gelir ağa takılır. Örümcek de gider avını alır. Mütevekkil bir mahlûk olduğu için avını aramaya çıkmaz; avı onun ayağına gelir.

(809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi

Kalbin temizlenmesi için önce Şeriat'ın zâhirî ahkâmını bi-hakkın yerine getirmeli, ibâdetleri kusursuz ve ihlâsla yapmalı, helâl ve harâmı gözetmeli. Sonra kalbin temizlenmesi gelir. Bütün bunlardan sonra kalp, İlâhî sırlara mâkes olabilir.

(223)- Kemâl 

Kâmilin kemâli, Rasûlullah (s.a.) Efendimize kesret-i ittibâ iledir; etbâın çokluğuyla değildir.

(233)- Dünya Hissi-Âhiret Hissi

Hiss-i dünyâ, bu âlemdeki fânî, hasîs şeylere erişmek için bir merdivendir. Hiss-i dînî ise ebedî âlemdeki ulvî şeylere ulaşmak için bir merdivendir. Kim neyi isterse, merdivenini oraya dayasın. Bu hisleri birbirine karıştırmasın...

(239)- Rızk İçin Çalışmak 

Rızk maksûmdur. Onu helâlden izzetle talep edeceğiz. Rızk bizim mi ayağımıza gelecek, yoksa biz mi onun ayağına gideceğiz? Bilmiyoruz. Onun için ulemâmız çalışmayı, kâr-u kesbi teşvik ettiler.

(243)- Sadakalar Nereye Gider?

Verilen sadaka, daha fakirin eline ulaşmadan Yedullâh'a ulaşıyor, Yed-i Münfık'a teslim olunuyor. Cenâb-ı Hakk'ın Yed-i Şerif'i, Yed-i Ulyâ'dır. Kulun eli, yed-i süflâdır. Yed-i Ulyâ'dan murâd, Yed-i Münfık'dır. Yed-i Münfık Cenâb-ı Hakk'ın Yedi'dir. 

(244)- Sadakanın İptâli

Sadakayı verirken, sitem ederse, başa kakarsa, bunlar sadakayı iptâl eder.[72] Sadakayı verirken, fukarânın kalbi incinmeyecek. Selef-i sâlihîn, fukarâyı taltîf ederlermiş. Onlara minnettarlıklarını arz ederlermiş. Sadaka olarak verecekleri şeyi en iyisinden ayırırlar; verecekleri sadaka para cinsinden ise, üzerine güzel kokular sürerlermiş. Allah onlardan râzı olsun, sa'ylerini meşkûr eylesin... Âmin.

(247)- Minâre Şerefesi

Bütün ehl-i ilmi minâre şerefesinde görüyorum; müdahale edemem. Ben kuyu dibindeyim.

(248)- Güzel Görmek

Her şeyin güzel tarafını görmek, her şeyi güzel mütâlaa etmek, güzel ahlâktandır.

(249)- Hayattan Gaye Ne?

İnsanın hayattan ve yaşamaktan bir gayesi olmalı. Gayesiz bir hayat makbul değildir.

(250)- Dinde İstikâmet ve Âfiyet 

Helâlı-harâmı, emri-nehyi, meleği-şeytanı, nikâhı-sifâhı, hayrı-şerri, hakkı-bâtılı bilip, öğrenip tefrîk ederek yaşamak dinde istikâmettir, âfiyettir.

(255)- Muhabbet Mesleği

Müminlerin mesleği muhabbettir. Muhabbet bağı devam ettikçe korkmamalı. Dînimiz, muhabbete vesile olan her şeyi emretti, tavsiye etti. Selâmı yaymak, yemek yedirmek, hediyeleşmek, gece namazı, gıyâben dua...hep muhabbete vesile olan şeylerdir.

Muhabbeti zedeleyen her şeyi dînimiz haram etti, yasak etti.

(267)- Elde Olan, Sadece Bu Gündür

Hep söyledim; "dünkü gün" elimizden çıktı. Bir daha geri gelmez. Yarına çıkmağa da elde ferman yok! Elde olan sadece bu gündür. Öyle ise, onun kıymetini bilmeye çalışalım.

(277)- Nimetlerin Sayılması

Cenâb-ı Hakk'ın nimetlerini ta'dâd etmek, meddahlığını yapmak da bir nevi şükürdür.

(403)- En Büyük Nimet 

Nimet, şükür ister. Şükredildikçe, nimet ziyadeleşir. En büyük nimet, iman nimeti, İslâmiyet nimetidir.

(408)- Hakkı Tavsiye

Herkes, iktidarı dâhilinde hakkı tavsiye edecek.

(438)- Sabır Çeşitlidir

Sabrın envâı vardır  

  •                                ü         İbtilaya sabır: Hastalıklara, musibetlere.
  •                                ü         Mâsiyetten sabır: Günâhlardan.
  •                                ü         Tâatte sabır: İbâdette sabır.

Günâhlardan uzak durmak, ibâdetlere devam etmek, sabırla olur. Sabrın sevabı, on, yüz, yedi yüz, hatta bi-ğayri hisâb hadsiz ve nihâyetsizdir.

(439)- Verilen Sadaka Nereye Gider?

Verilen sadaka, daha fukarânın eline ulaşmadan yedullaha; Hakk'ın yedine ulaşıyor.

(674)- Kimlere Buğz Edilmez?

Mümine, âlime, ulemâya buğz câiz değildir.

MADDÎ VE MÂNEVÎ TEMİZLİK

(157)- Kirlerden Arınmak  

 Allah Teâlâ Hazretleri, maddî-mânevî kirlerden, pisliklerden temizleneni sever.

(324)- Kabirde Çürümek 

Kabirde çürümek tathîr içindir.

(353)- Abdest Suyundan Sakınmak

Abdest alınırken günâhlar döküldüğünden, bâhusus birinci abdest suyu akarken ziyâde sakınmalıdır.

(556)- Huzura Nasıl Girilir?

Gaflet cenâbetliğinden temizlenmedikçe Huzur'aa girilmez. Hefevâtından tevbe etmemiş bir kimse de hakâik-ı esrâra muttalî olamaz.

(653)- Takvâ Giysisi Daha Kıymetlidir

Zâhirî kire ehemmiyet verip de, bâtınî kire ehemmiyet vermemek olmaz. Sadece dışı zînetlendirmek kâfî gelmiyor. Bu elbise, cesedi zînetlendiriyor. Takvâ ise, kalbi zînetlendiriyor. Takvâ libâsı daha kıymetlidir.

(258)- Çürümek Temizlenmek İçindir

Müminlerin kabirde çürümesi, hatta cehenneme girmesi tathîr (temizlenme) içindir; azap için değildir.

(260)- Kanserin Tedavisi

Hayat-ı tayyibeye mazhar olanlar, kabirde çürümezler. Kanserin tedavisi de hayat-ı tayyibedir. Çünkü kanser, huceyrât-ı habîsenin çoğalmasıyla oluşur. Hayat-ı tayyibeye mazhar olan bir kimsenin kanında nur dolaşır. Bu nur, habîs şeyleri yakar, yok eder.

(475)- Hakk'ın Lutfu Olmayınca...

Hiçbirimiz tâhir olamayız, Hakk'ın lutfu olmayınca!

(710)- Misvak Kullanmak

  •                                ü         Misvak güzel açılmalı,
  •                                ü         Âheste âheste kullanılmalı,
  •                                ü         Dil tutukluğunda taze misvak kullanılır,
  •                                ü         Misvak kullanmak, hazma medâr olur,
  •                                ü         Misvak, göz damarlarını açar,
  •                                ü         Gözü cilâlandırır,
  •                                ü         Kirpikleri bitirir,
  •                                ü         Misvak, siper-i sâikadır,
  •                                ü         Melekleri ve Rabbi râzı eder; hadis-i şerifte: "Ağzınızı temizleyiniz; çünkü ağız, meleklerin durduğu yerdir"[73] buyuruldu.
  •                                ü         Misvak hakkında otuz küsur hadis rivâyet olunmuştur.

(759)- Bu Arz (Dünya)

Cenâb-ı Hak bu arzı, dirilerimize de, ölülerimize de kâfî kıldı. Suyun temizleyemediğini toprak; toprağın temizleyemediğini ateş temizler.

(652)- Eşyada Aslolan

Eşyada aslolan tahârettir. Fazla teftiş güzel değildir.

ALLAH'A KULLUK VE ÇEŞİTLİ İBÂDETLER

(20)- Mârifetullah  

Mârifetullâhın neticesi ubûdiyyettir. Ubûdiyyetin neticesi ise duadır. Bunun için Rasûlüllah (s.a.) Efendimiz: (?????? ?? ???????) "ed-Duaü muhhu'l-ibâde" (Dua ibâdetin iliğidir.)[74] buyurdular.

(25)- En Yüksek Makam 

Ubûdiyyet, en yüksek makamdır. Sahtekârlar, decâcile ve kezzâbûn, ubûdiyyet konusunda enbiyâya ve evliyâya ulaşamazlar.

(47)- Hareket ve Sükûn 

 Namaz hareket; oruç sükûndur. Hareket isteyen namaz kılmalı.

(76)- Namaz Kılan ve Tavâf Eden  

Musallînin, namazda Beyt'in Rabbi'ne teveccüh ettiğini; tavâf edenin de gerçekte Cenâb-ı Hakk'ı tavâf ettiğini müdrik olmalıdır.

(109)- Nâfileler Farzları Tamamlar

Farzdan evvel kılınan sünnet namazlar, farza huzur kesbetmek için bir nevi idmandır. Farzdan sonraki sünnetler de hasbel kader farzda vukû bulan bazı noksanların telafisi içindir. Nâfileler, farzları cebîre içindir.

(112)- Kıyamda Tilâvetin Sebebi

Azîz'in kelâmı, izzet hali olan kıyamda okunması münasip oldu. Rükû, secde ve kuûd ise tesbîh ve dua mahallidir.

(200)- Hak'dan Hakk'a Firâr 

Safâ ile Merve arasında Hak'tan Hakk'a firâr edeceğiz. Gazabından rızasına, celâlinden cemâline, azâbından affına sığınacağız. Yoksa orası spor salonu değildir!..

(201)- Mihrâb ve Minber 

Minber, teliğ; mihrâb, tâlim mahallidir.

(205)- Haccın Sosyal Gücü

Hac, küffârı korkutuyor.

?"Aynı zamanda, aynı mekânda, aynı gâyede Müslümanlar toplanabiliyorlar!.."

diye korkuyorlar. Hacda cihad sevâbı da var. Hac, istihâle fabrikası gibidir.

(828)- İnsanın Dünyadaki Nasibi  

İnsanın dünyadaki nasibi; başta mârifetullah-muhabbetullah kesbedip, huzur ve ihlâsla ubûdiyyet etmesidir.

(829)- Huzursuz İbâdet!

Namazı kılıyoruz ama neresinde huzur bulduysak, namazdan nasibimiz o kadardır; gerisi uzuvların hareketinden ibârettir. Hac için de, oruç için de bu böyledir.

(862)- İnşallah Öyle Bir Hac Olacak ki!…

Haccetu'l-Vedâ'nın timsâli öyle bir hac olacak ki, inşallahu Teâlâ o hacda mebde ile müntehâ birleşecek. Lâ-akall (en az) sahâbe adedince 124 bin evliyâ mevcut olacak.[75]

(868)- Namazın Kan Dolaşımında Yeri

İnsandaki hareketi sağlayan ve kan dolaşımının düzenle işlemesini temin eden namazdır. Namazdaki hareketler secde ile tamam olur.

(312)- İbâdet Anında

İbâdet anında âbid kim; ma'bûd kim, belli olacak!

(333)- İbâdetler Hangi Maksatla Yapılmalı?

İbâdetleri mutâbaat kastıyla yapmak lâzım. Aksi takdirde, âdet nev'inden olur.

(522)- Ashâbın Sanatı

Ashâb-ı kirâmın sanatı cihattı.

(523)- Kesbin En Efdali

Kesbin en efdali, cihattan elde edilen ganîmettir.

(532)- Câminin Havası

Câminin havası, nur-i zikr ve nur-i tâat ile istihâle olur; mikroplar kümelenemez.

(543)- Yaratılışın Neticesi

Hilkatin neticesi ubûdiyyet; ubûdiyyetin neticesi duadır.

(545)- Allah'tan Başkası İçin Kurban Olur Mu?

Kurban kurbettir, Hakk'a ibâdettir. İbâdet Allah'tan gayrıya olmaz.

(572)- Hz. Peygamber'in Huzuru

Ekmel şekilde ibâdet etmek Rasûlullah (s.a.) Efendimizin hasâis-i nübüvvetindendir. Huzuruna hiçbir şey mâni olmazdı.

(*)* Hz. Peygamber'in Namazı

Rasûlullah (s.a.) Efendimiz: "Namazı benden gördüğünüz gibi kılın"[76]  buyurdu. Benim kıldığım gibi kılın" buyurmadı! Eğer böyle buyursaydı, kimse tâkât getiremezdi.

(573)- Namazdaki Nur 

Rasûlullah (s.a.) Efendimiz namaza durduklarında bir nur hâsıl olur, bütün vücûdu nur kesilirdi. İşte bu nur vasıtasıyla, bütün vücûd-i şerifleri bir göz gibi olurdu. Onun için, önünü gördüğü gibi arkasındakileri de görürlerdi.

(574)- Yetmiş Bin Hicap 

Kul namaza durduğu vakit, Cenâb-ı Hakk'ın emriyle, kulu ile kendisi arasındaki yetmiş bin hicâb ref' olur. Geriye kulun kendi tarafındaki hicaplar kalır. Eğer kul bu hicapları ref'e kâdir olursa, Cenâb-ı Hakk'a karşı gerçek namazı kılmış olur.

(569)- Hacda Şeytanın Taşlanmasındaki Anlam

Hacda şeytana atılan yedi taş; kalpte yedi başlı ejderhaya işaret eden kibir, haset, riyâ, ucub, hubb-i câh, hubb-i riyâset, dünya muhabbetini söküp atmak manasınadır.

(575)- Aşı Hükmündedir

Muzır mikroplar Hacerü'l-Esved'de istihâle olur; aşı hükmündedir.

(588)- 124 Bin Evliyânın Yer Alacağı Kutlu Hac 

Ümmet-i Muhammed ('aleyhi's-selâm) için inşallah parlak bir hac olacak. O hacda lâ akall (en az) Vedâ Haccı'ndaki sahâbe-i kirâm adedince 124 bin evliyâ bulunacak.

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?

Allah'ın gazâbına, belâ ve musîbetine ancak tevbe ile, dua ile, sadaka ile, ibâdât-ı tâât ile karşı durulabilir.

(626)- Huzura Giden Ameller ve Kelimeler

Âmâl-i sâliha, kelimât-ı tayyibe ref olur, yükselir. Yapılan amelin ihlâslı olup olmadığına, Huzur-ı ilâhiyyeye arz olununcaya kadar melek dahi muttalî değildir. Kelimât-ı habîse ise ref olunmaz; onlar dünyada kalır.

(472)- İmâma İktidâ Etmeme Konusunda Ölçü 

İsyanı-günâhı küfre varmıyorsa, o imâma iktidâ edilir.

(473)- İmâma İktidâ Eden Yalnız İnsanlar Değildir

İmâma iktidâ eden, yalnız insanlar değildir; sulehây-ı cin gelir, imâma iktidâ ederler.

(480)- Câmilerin İmârı

Câmilerin îmârı ibâdetle, zikirle, ilim taallüm etmekle olur.

(482)- Ezan ve Kâmetin Anlamı

Ezan, huzura davettir. Kâmet, huzura girmeye izindir.

(504)- Sabah Namazı

Sabah namazı, gece ile gündüz arasında bir berzahtır.

(671)- Nâfilelerin En Üstünü

Terâvih, Ramazan gecelerini ihyâdır. Nevâfilin en efdali teheccüddür. Geceleri ihyâ edenler, vitri teheccüdden sonra kılarlar.

(690)- İbâdetlerde Esâs Olan

Nasıl emrolunduysak öyle yapmaya çalışalım.

(692)- Ramazandan Sonra En Üstün Oruç 

Ramazan orucundan sonra en faziletli oruç, Dâvûd ('aleyhi's-selâm)'ın orucudur. O, bir gün tutar, bir gün yerdi.

(696)- Atılan Adımlar

Câmiye atılan her adım, günâhlara keffâret oluyor. Soğuk havada soğuk su ile abdest almak, günâhlara keffâret oluyor.

(702)- Şeyh-i Ekber ve Müceddid-i Elf-i Sânî'ye Göre En Üstün İbâdet?

Muhyiddîn-i Arabî Hazretleri her ne kadar: "İbâdetlerin efdali oruçtur" diyorsa da; İmâm-ı Rabbânî Hazretleri: "Bana göre namaz efdaldir; çünkü namazda Hakîkat-ı Kâbe'ye teveccüh vardır. Hakîkat-ı Kâbe ise bütün hakîkatların fevkındadır. Hakîkat-ı Kâbe dünyadan değildir" diyor.

(703)- İbâdetler Rabbu'l-Beyt'e Olacak

İbâdet ve tâat, Beyt-i Şerif'e değil; Rabbu'l-Beyt'e olacak. Cenâb-ı Hak, Beyt-i Şerif'e olan teveccühü, Zât-ı Akdes'ine teveccüh olarak kabul buyurdu.

(707)- Fazlaca Tavâf Etmek

Tavâf eden, Rabbu'l-Kâbe'yi tavâf ettiğini müdrik olmalı. Uzaktan gelenler için, fazlaca tavâf güzeldir.

(712)- İbâdet Yoluyla İmtihân Oluyoruz

Hem ibâdet-i bedeniye, hem de ibâdet-i mâliye ile emrolunduk; Rabbimiz imtihân ediyor.

(719)- Hacdaki Sırlar

Hacda, cihâd sırrı da var; hacda istihâle de var. Senelik hac, ıslâhât fabrikasıdır. Huccâc, oraların feyiz ve bereketlerinden memleketlerine getiriyorlar. Hac, tenperverleri, bahilleri (cimrileri) de tedavi ediyor. Şimdi hac kolay ama muhâfazası zor. Eskiden haccetmesi zor, muhâfazası kolaydı.

(732)- Nur, Nâra Siper Olur

Müminlerin iman nuru, ibâdâtu tâat nurları, âmâl-i sâliha nurları… ateşi reddeder. Kâfirlerin ateşe siper olacak nurları yoktur.

(779)- Namazda Huzur?

Namazda huzur bulamıyorum diye namaz terk edilmez! Daha ilk ibâdette huzur elde edilemez. Huzur da bir idman işidir. Onun için, huzur buluncaya kadar mücâhede etmek lâzımdır. İnsan, mücâhede ederse iki sevap alır: Biri, ibâdet ettiği için; diğeri de mücâhede ettiği için.

(795)- İbâdet Duygusu

İnsanın ibâdetleri isteyerek yapabilmesi için, kalbinde ibâdet duygusu olması lâzım. Rabbımız duygu ihsân buyursun! Amin.

(809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi

Kalbin temizlenmesi için önce Şeriat'ın zâhirî ahkâmını bi-hakkın yerine getirmeli, ibâdetleri kusursuz ve ihlâsla yapmalı, helâl ve harâmı gözetmeli. Sonra kalbin temizlenmesi gelir. Bütün bunlardan sonra kalp, İlâhî sırlara mâkes olabilir.

(810)- Nur Üzerine Nur!

Müminin kalbi nur-i iman ile münevverdir; cevâhiri ile işlediği âmâl-i sâlihanın nuru da kalbine akseder. Bir de bunların üstüne nur-i yakîn inzımâm ediverirse, nurun alâ nur olur!…

(815)- Huzur Hali Nasıl Oluşur?

Âhkâm-ı ilâhiyeyi tatbik ede ede huzur hâsıl olur. Huzur neticesinde üns meydana gelir. Üns ise hayâyı terettüb eder. Böyle olunca da kişi, Allah'ın huzurunda, O'nun rızasına muhâlif iş yapmaktan hayâ eder.

(629)- Cennette İbâdet

Cennette ibâdet, teklîfî değil; ihtiyârîdir; telezzüz için yapılacak. Ru'yet-i İlâhiyye'ye mazhar olduktan sonra ibâdette ne kadar lezzet olduğu anlaşılacak.

(283)- Azametli Tecellî 

İki secde arasındaki celse, bu aradaki tecellînin azametine mukâvemet kesbi için bahş olunmuştur.

(375)- Secdeyi Nasıl Yapalım?

Secdeyi yalnız cesetle değil; kalple, ruhla, sırla, hafîyle, ahfâ ile, nefisle, belki cesedin bütün zerreleriyle yapmak lâzım. Cesetle secde yapıp, nefis dimdik ayakta durduktan sonra ne kıymeti var?!

(384)- Namazda Perdelenme

Musallî namaza durunca, Cenâb-ı Hak emreder; bütün hicaplar kaldırılır. Fakat insanın kendi nefsi, enâniyeti ve mâsiyetleri perde olur.

(438)- Sabır Çeşitlidir

Sabrın envâı vardır:

  •                                ü         İbtilaya sabır: Hastalıklara, musibetlere.
  •                                ü         Mâsiyetten sabır: Günâhlardan.
  •                                ü         Tâatte sabır: İbâdette sabır.

Günâhlardan uzak durmak, ibâdetlere devam etmek, sabırla olur. Sabrın sevâbı, on, yüz, yedi yüz, hatta bi-ğayri hisâb hadsiz ve nihâyetsizdir.

(637)- Taşıyamayacağı Yükü Yüklenmemeli

Bir kimse, taşıyamayacağı yükü yüklenirse, bacakları bükülüp düşer, menzile ulaşamaz.

DUA-ZİKİR-TESBÎH

(20)- Mârifetullah  

Mârifetullâhın neticesi ubûdiyyettir. Ubûdiyyetin neticesi ise duadır. Bunun için Rasûlüllah (s.a.) Efendimiz: (?????? ?? ???????) "ed-Duaü muhhu'l-ibâde" (Dua ibâdetin iliğidir.)[77] buyurdular.

(188)- Bir Dua 

Yâ Rabbi! Kalbimizi kötü hâtırâttan, lisânımızı kötü kelâm ve küfür sözlerden muhâfaza eyle... Âmin.

(542)- İnsanın Kıymeti

İnsanın mârifetullah kesbi yoksa, ihlâs kazanmamışsa, ahlâk-ı hamîde kesbetmemişse, duası da yoksa, hiçbir kıymeti yoktur.

(543)- Yaratılışın Neticesi

Hilkatin neticesi ubûdiyyet; ubûdiyyetin neticesi duadır.

(570)- Bir Dua 

Yâ Rabbi! Kalbimizde fenalığa meyil halketme!.. Âmin...

(571)- Râsih Âlimlerin Duası

Ulemâ-i râsihûnun duası:

???? ?? ??? ?????? ??? ?? ?????? ??? ??? ?? ???? ???? ??? ??? ??????

"Rabbenâ lâ tuziğ gulûbenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh inneke ente'l-Vehhâb"[78]

 

(824)- Müslüman Olmayanlar İçin Nasıl Dua Edilir?

Biz, gayr-i müslimlerin ihtidâsına (İslâm yekûnu çoğalması için), fâsıkların ıslâhına ve müminlerin de terakkîlerine dua edeceğiz.

(826)- Bizim Elimizde Birşey Yok!

Cenâb-ı Hak'dan necât isteyelim. Bizim elimizde birşey yok! Mülk O'nun. Hüdâyî Hazretlerinin dediği gibi:

? "Neye kâdir (olur) bîçâre insan; Hak'tan olmayınca ihsân?!.."

(849)- Duanın Kısa ve Özlü Olması

Kur'ân'da peygamberlerin yaptıkları dualara bakacak olursak, hep kısa ve özlü olduğu görülür. Çünkü onlar her olur-olmaz şeyi istemezler. İstedikleri şeyler, önceden kendilerine bildirilir. Bir kere dua ettiler mi, artık geri çevrilmez; mutlaka kabule mazhar olurlar.

(855)- Her An Bir Mekâna ve Zamana Giriş

İnsan her an bir mekâna ve zamana dâhil oluyor. Yine her an bir mekândan ve zamandan çıkıyor. Onun için: "Ya Rabbi! İdhâl ettiğin her medhale beni, idhâl-i hasenle idhâl et; ihrâc ettiğin her mahrece de ihrâc-ı hasenle ihrâc buyur ve benim için nezd-i Sübhânîden davamı isbât edecek bir huccet ihsân eyle!"[79] diye dua etmelidir. Bu duayı Müslümanların tekrar etmeleri lâzımdır.

(478)- Bir Dua 

Rabbim, kendi râzı olduğu şeylerde muvâffakiyet ihsân buyursun, âmin!

(715)- Has Rahmet 

Cenâb-ı Hakk'ın fazlından isteyelim. Bizlere has rahmetinden ihsân buyursun. Rahmet-i âmmından kâfir-mümin herkes istifâde ediyor.

(685)- Duaların Vahyedilmesi

Enbiyânın duaları dahi taraf-ı İlâhîden vahiyle bildirilir; onlar da öyle dua ederler ve kabul görürler. Kabul olunmayacak duayı yapmazlar.

(393)- Duaların Kutbu'l-Aktâba Arzolunması

Kutbu'l-aktâb her duaya yol vermez; hikmete uygun olana yol verir, uygun olmayana yol vermez, geri çevirir.

(795)- İbâdet Duygusu

İnsanın ibâdetleri isteyerek yapabilmesi için, kalbinde ibâdet duygusu olması lâzım. Rabbımız duygu ihsân buyursun! Amin.

(297)- Dua Ismarlamak

Derecede kendinden aşağı olanlara dua siparişi câizdir.

(306)- Uzay da Kıbledir

Semâ, kıbletü'd-duadır. Feyiz, Arş'dan tenezzül eder.

(677)- Rabbımızın Fazlından İstemek

Bizim liyâkatımız yok ama, Rabbımızın fazlından niyâz edelim.

(666)- Dua Vazifemizdir

Dua, vazifemizdir. Âdem ('aleyhi's-selâm)'dan, kıyâmete kadar gelen müminler kardeşlerimizdir; onlara dua edeceğiz. Aralarında nizâ[80] olursa, kardeşlerimizin arasını ıslâh edeceğiz.

(599)- Yalnız Rabbimize İlticâ

Yalnız Rabbimize ilticâ edelim; nefsimize güvenmeyelim.

????? ????? ???? ??? ????? ??? ???? ?? ??? ??? ???

"Allâhümme rahmeteke ercû ve lâ tekilnî ilâ nefsî lâ ilâhe illâ ente."[81] diyelim.

(648)- Gazâba Nasıl Karşı Durulur?

Allah'ın gazâbına, belâ ve musîbetine ancak tevbe ile, dua ile, sadaka ile, ibâdât-ı tâât ile karşı durulabilir.

(762)- Kalbur Dolusu da Olsa!

Zikrederken kalp, lisâna; lisan kalbe mutâbık değilse, kalbur dolusu da olsa o zikir, zikr-i kalîl'dir. Zira zikr-i kesîr adet itibariyle değildir. Fakat kalp lisâna mutâbıksa, adedi az da olsa, o zikir zikr-i kesîrdir.

(771)- Hikmete Uygun Dua 

Kutbu'l-aktâb, hikmete uygun şekilde dua eder; asla reddolunmaz.

(782)- Kelimeler Havada Şekillenir

Kelime-i tayyibe de, kelime-i habîse de havada teşekkül eder;

??? ?? ??? ??? ???? ?????

"Ve-in min şey'in illâ yusebbihu bi-hamdih"[82] âyetinin sırrıyla Allah'ı tesbîh ederler.

(790)- Şehvetle Bakmak

İslâm, âilesinden başkasına şehvetle bakmayı haram kılmıştır. Kim olursa olsun, insana öyle bir duygu geldiği zaman, hemen uzaklaşmalı, başını aşağı eğmeli ve şu duayı okumalıdır:

????? ??? ?????? ????? ?????? ???? ??????? ?? ??????

"Allâhümme tahhir kulûbenâ vağfir zunûbenâ ve hassın cevârihanâ ani'l-harâm."[83] Başka türlü bakabilir; ama şehvetle, âilesinden başkasına asla! Kur'ân, gözlerinizi bağlayın dememiş; kirpiklerinizi indirin buyurmuş.[84]

(813)- Müminler Olmasa?

Müminler olmasa, kâfirlere ve münâfıklara bu dünyada hayat hakkı yoktur. Çünkü arzı ayakta tutan, gerçekte ne dağlardır ne de güneşin câzibesidir. Ferşi Arş'a bağlayan ve cezbeden, gerçekte müminlerin nur-i zikirleri ve halkay-ı ubûdiyyetleridir.

(814)- Esas Mesele Husûsî Rahmete Nâil Olmaktadır

Cenâb-ı Hak'tan, has rahmetini taleb edelim. Yoksa ki,

?????? ???? ?? ???

"Ve rahmetî vesiat külle şey'in"[85] sırrıyla umûmî rahmetinden mü'min-kâfir, melek-şeytan bütün mahlûkât müstefîd olmakta. Esas mesele,

???? ?????? ?? ????

"Yahtassu bi rahmetihî men yeşâ'"[86] âyetindeki husûsî rahmete nâil olabilmekte.

(376)- Çok Zikir 

Cenâb-ı Hak, zikr-i kesîr emrediyor. Zikirde, kalp lisana; lisan kalbe mutâbakat ederse, o zikir zikr-i kesîrdir. Aksi takdirde, zikr-i kalîldir. Sayının azlığı-çokluğu mühim değildir.

(449)- "Allah" (c.c.) İsmiyle Zikir 

Cenâb-ı Hakk'ı "Allah" (c.c.) ism-i şerifi ile yâd eden, bütün esmâ ile yâd etmiş olur.

(480)- Câmilerin İmârı

Câmilerin îmârı ibâdetle, zikirle, ilim taallüm etmekle olur.

(756)- Şeytanı Kovan Şey

Şeytan bizden gâfil olmuyor! Biz de Rabbımızdan gâfil olmayalım. Nur-i zikir, şeytanı tard ediyor.

(112)- Kıyamda Tilâvetin Sebebi

Azîz'in kelâmı, izzet hali olan kıyamda okunması münasip oldu. Rükû, secde ve kuûd ise tesbîh ve dua mahallidir.

(127)- Kutbun İbâdeti  

Kutup, ruh hükmünde olduğundan ibâdâtı ve tesbîhâtı da küllîdir.

(264)- Sahîh Keşif ve Hayâlî Keşif

Keşf-i sahîh sahibi olan zât, her mahlûkun, her mevcûdun lisânına, lugatına vâkıftır. Her şeyin, kendi lisânıyla Cenâb-ı Hakk'ı tesbîh ettiğini anlar. Çünkü, her zerre, her cemâd, her nebât, her mahlûk, kendi lisânıyla, lugatıyla Hakk'ı tesbîh eder.

Keşf-i hayâlî ise, her mahlûkun Cenâb-ı Hakk-ı tesbîh ettiğini, onların lugatlarını ve lisanlarını bilmeksizin hayâl etmekten ibârettir.

(369)- Ruh Hükmündeki Melekût 

Cemâdât olsun, nebâtât olsun, hayvânât olsun, cüz'iyyât olsun, külliyyât olsun, müfredât olsun, mürekkebât olsun hepsinin kendi mertebesinde, o mertebeye lâyık, ruhu hükmünde melekûtu vardır. O melekûtla Hakk'ı tesbîh eder. Evâmir-i tekvîniyyeden gelen hitâbâta, isyansız itaatleri vardır.

(374)- Ruhun Takviyesi

Bu zamanda kuvve-i kudsiyyenin, ibâdât-u tââtın, ezkâr ve tesbîhâtın azlığından ötürü ruhlar cılız kalmıştır. Onun için takviye lâzımdır. Ruhu kuvvetlendirmek için gıda almaya ihtiyaç vardır. Her yenilen gıdanın melekûtu ruha; maddesi de cesede kuvvet verir.

(641)- Bitkilerin Tesbîhâtı ve Faydası

Kabrin etrafı ağaçlandırılırsa iyi olur. Mezarlıktaki nebâtâtın tesbîhâtından, kabirdekiler istifâde eder.

(82)- Bir Dua  

Allah Teâlâ bizleri gazabıyla helak etmesin. Gazabından rahmetine, azâbından affına, celâlinden cemâline sığınalım.

KALP-RUH VE ÇEŞİTLİ METAFİZİK MESELELER

(50)- Ruhun Âlemi  

Ruh, âlem-i emirdendir. Ruh, vücuttan kısmen tedbîrini keserse uyku hâsıl olur. Tamamen tedbîrini keserse ölüm vâki' olur.

(55)- Letâif-i İnsâniyye  

"Kalbin hakîkati, ruhun hakîkati, sırrın hakîkati, hafînin hakîkati, ahfânın hakîkati". Bütün bu beş latîfe, âlem-i emirdendir.

(64)- Kalbin Berzahiyyeti  

Kalp, ruhla ceset arasında bir berzahtır. Âlem-i mânaya açık olan kapısından nur ve feyiz nâzil olur. Yapılan her ibadetin nuru da kişinin bedeninden doğru kalbine yükselir. Bu durumda, nur üzerine nur inzimâmı ile "Nurun alâ nur" sırrına nâil olur.

(166)- İlâhî Hitâba Mazhariyet 

Nefis, mutmainne olduktan sonra kul, İlâhî hitâba mazhar olur.

(188)- Bir Dua 

Yâ Rabbi! Kalbimizi kötü hâtırâttan, lisânımızı kötü kelâm ve küfür sözlerden muhâfaza eyle... Âmin...

(825)- Maddî ve Mânevî Hastalıkların Tedavi Usûlü?

Maddî hastalıklardan tedavi olunmak için, nasıl doktora gidilir ve hastalık teşhis edilerek tedavisine bakılıyorsa; öyle de kalbî hastalıkların tedavisi için de bir tabîbu'l-kulûba ihtiyaç vardır. Hastalığını söyler, hastalık teşhis edilirse tedavisine bakılır; yoksa tedavisi zordur.

(827)- Ruh ve Beden Şirketi

Şimdi ruh ile bedenimiz şirket halindedir. Eğer bu şirket kâr ederse, âhirette mesûd ve müreffeh olacağız. Âhirette müreffeh olabilmek için, şirketi iyi çalıştırmak lâzımdır.

(801)- Kesif ve Nurânî Şeylerin Kanunları

Kesif[87] olan şeylerle nurânî olan şeyler aynı kanunlara tâbî değildir. Her âlemin kanunu ayrı ayrıdır. Âlem-i misâlin bir mahallesi, dünyanın bir ülkesi kadardır. Madde başka kanunlara tâbî; mânâ başka kanunlara tâbîdir.

(832)- Ebû Bekir (r.a.) Hazretlerinin Ameli

Ebû Bekir Efendimiz evinden hiç çıkmazdı. Kendilerinin ferâizden başka amelleri de pek gözükmez idi. Onun ekseri ameli, kalbî idi.

(873)- İhyây-ı Din 

İhyây-ı dîn ve i'lây-ı kelimetullah; niyetin, hedef ve gayen olsun. Hiçbir şekilde maddî meşâgil kalbinde yer tutmasın!

(874)- Kemâle Karşı Fıtrattaki Aşk ve Şevk 

İnsanın mayasında, fıtratında, her kemâle karşı bir aşk vardır. Kemâle karşı olan bu aşkı tahakkümle, korku veyahut maddiyatla söndürmek mümkün değildir. Yine mâkûsen, mütenâsibiyle, kemalsizliğe karşı olan soğukluk ve nefreti de sevgi ve saygıya kalbetmek hususunda tahakküm ve milyonların sarfı beş para etmez. Zâhirden öyle görünse de kalp tam tersini söyler.

(52)- İki Yön 

 Her şeyde; ister zerre olsun, ister küre olsun iki veçhe vardır: Biri mülk âlemine, diğeri melekût âlemine bakar. Melekûtsuz hiçbir şey yoktur.

(73)- Kâbe'nin Hakikati

 Kâbe'nin hakikati bütün hakâikın fevkindedir. Hakîkat-ı Kâbe dünyadan değildir.

(87)- Ma'kûlât ve Mahsûsât  

Elle tutulan, gözle görülen, beş duyuya ait olan şeyler, mahsûsâta tâbîdir. Umûr-i gaybiyye ise ma'kûlâttandır. Birbirine karıştırmamalıdır. Ma'kûlâtı mahsûsâta karıştırmaya muğâlata derler.

(120)- Misâl Âleminin Genişliği  

Âlem-i misâl, bütün avâlimden geniştir. Çünkü onda hepsinden temessülât vardır.

(174)- Hayat-ı Tayyibe

Hayat-ı insaniyyenin fevkınde, hayat-ı tayyibe vardır. Hayat-ı tayyibe, Cenâb-ı Hakk'ın sâlih mümine bahşettiği bir makâmdır. Hayat-ı tayyibeye mazhâr olabilmek için  Yediği, içtiği ve giydiği helâlden olacak; kalp daima uyanık olacak.

(195)- Câmiler

Câminin, küre-i arzın merkezine kadar olan yeri de câmidir; Arş'a kadar olan üstü de câmidir, kutsaldır.

(207)- İki Akış 

Mânâda iki akış var: Fevkânî, tahtânî.

(822)- Zâhire Bakıp Hüküm Vermemeli

Her şeyin bir mülk, bir de melekût cephesi vardır. Zâhire bakıp da hüküm vermemek lâzımdır. Hakîkatta bütün her şeyin nasıl olacağını irâde eden bir müdebbir vardır; o da müdebbir-i hakîki olan Cenâb-ı Hak'dır. Bunu iyi bilen, olan hâdiselerden üzülmez ve ye'se düşmez.

(856)- Hakkı Hak, Bâtılı Bâtıl Olarak Görmek

Eğer müminlere şerh-i sadr nuru vâki olursa nur-i İlâhî üzere olurlar. O nurla bakarlar, o nurla işitirler, o nurla görürler, o nurla fehnederler. Çünkü bu gözün görmediği, o nurla görülebilir. O vakit de hakkı hak; bâtılı bâtıl olarak görür, eşyanın melekûtuna vâkıf olur.

(857)- İstidlâle Hâcet Kalmaz

Bir kimse eşyanın melekûtunu görürse, eşyanın melekûtu da yedullahta olunca, istidlâle bile hâcet kalmaz. Çünkü istidlâl ehl-i hicâb içindir. Yakîn hâsıl olduktan sonra, istidlâle ne lüzûm var. Rabbım cümlemize eşyanın melekûtunu göstersin, âmin.

(858)- Cisim Âlemi-Emir Âlemi

Bulunduğumuz küre-i turâbiyyeden itibaren, Kur'ânı- Kerîm'in: "Arş-ı Azîm, Arş-ı Kerîm" buyurduğu ve fen lisânında da felek-i atlas dedikleri mertebeye kadar cisim âlemidir. Bu âlemde, bu merâtibde îcâd-ı eşya, maddeden müddet zarfında, tekâmül-i tedrîcî düsturu altında, evâmir-i tekvîniyyenin ve îcâdiyyenin hükmü altındadır. Ama Arş'ın fevki, âlem-i emirdir. Burada îcâd-ı eşya, kün emriyledir; maddeden müddet zarfında değildir.

(859)- Eski Felsefeciler 

Eskiden felsefeciler semânın hark ve iltiyâmını kabul etmezlerdi; semâvâtın kıdemine kâildiler. Bunun için Mi'râc meselesinde inkâra gitmişlerdir. Şimdi mâdem atom keşfolundu, bizim âkîdemizi bi'l-mecbûriye kabul etmeleri, tasdik etmeleri lâzımdır. Kabul etmiyorlar, yine diretiyorlar! Sonra da kaba-saba yoğun adamlar, tonlarca yüklerle küre-i kamere gittiklerini iddia ediyorlar! Rasûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin ruhunun çıktığı makama engel olmayacak derecede letâfet ve nurâniyet kesbetmiş vücûd-i şeriflerinin Mi'râcını niye inkâr ediyorlar?!..

(292)- İki Nevi Hicap 

Hicaplar iki nevidir  Bir kısmı nurânî; bir kısmı zulmânîdir. Zulmânî hicapları bilmek kolaydır. Fakat, nurânî hicapları herkes bilemez ve fark edemez.

(299)- Dört Çeşit Hayat 

Merâtib-i hayat dörttür

  •                      ü         Hayat-ı cemâdiyye
  •                      ü         Hayat-ı nebâtiyye
  •                      ü         Hayat-ı hayvâniyye
  •                      ü         Hayat-ı insaniyye

Bir de hayat-ı tayyibe vardır ki, onu ehl-i fen henüz keşfedememiştir; fakat Kur'ân ondan bahsetmektedir.

(305)- Cündullahın Halkı

Zikrullahdan cündullah halkolunuyor.

(313)- Tenezzülât ve Kesb-i Mârifet 

Zâttan sıfâta; sıfâttan esmâya; esmâdan ef'âle; ef'âlden eşyaya tenezzül vâki oldu. Kesb-i marifet ise, eşyadan ef'âle; ef'âlden esmâya; esmâdan sıfâta; sıfâttan zâtadır.

(335)- Halîfe-i Arz Kim?

Halîfe-i arz olan insan, kutuptur.

(338)- Esas Yük Kutupta 

Esas yük kutbun omzunda; diğerleri tufeylîdir.

(328)- Kâbe'nin Sureti 

Kâbe'nin suretidir bu; hakîkat-ı Kâbe, bütün hakâikın fevkindedir. Hakîkat-ı Kâbe dünyadan değildir.

(517)- Kalbin Hayatı

Kalbin hayatı, Kur'ân'ın hakâikı iledir. Hakâik-ı Kur'âniyye'den mahrum olan kalpler ölü hükmündedir.

(550)- Meleklerin Ölü

Meleklerde ölüm; bayılma ve ayılma nevindendir.

(602)- Tedrîcîlik Dünyadadır

Burada terakkî, tedrîcîdir. Âhirette her şey def'aten olacak.

(600)- Ruh ve Cesedin Şirketi

Ruh ve ceset, bu âlemde şirket vaziyetindedir. Bunun için âhirette insan, hem ruhuyla hem de cesediyle mücâzât görür.

(601)- Toprakta Çürüyen 

Toprakta çürüyen o şeyin sûretidir, hacmidir. Yoksa melekûtu değildir. Her şeyin melekûtu, canı yedullahtadır.

(605)- Ruh Hakkında Bilgi 

Rasûlullah Efendimize ruhun mâhiyeti bildirildi. Bunun için kendisi ruhu bilirdi. Ama ifşâ etmediler. Bilmek, hemen ifşâyı gerektirmez.

(608)- Beş Şey Âlem-i Emirdendir

Kalbin hakîkati, Ruh, Sır, Hafî ve Ahfâ'nın hakîkati... Bunlara letâif-i kudsiyye-i insaniyye denir. Bu beş şey âlem-i emirdendir.

(609)- Bu Âlemde Dereceler Sır Olarak Kalır

Onu nasbetmek; öbürünü azletmek kimsenin üzerine vazife değildir. Herkesin derecesi âhirette belli olur. Bu âlemde dereceler, sır olarak kalır.

(628)- Gayba İman 

Mümin, gaybe imanla emrolundu. İnanmış kimse ölürken, şuhûd derecesine geliyor.

(632)- Akıl Nurdan Yoksunsa?

Kalpten bir nur dimağa aksetmedikçe, o aklın sahibi zulmetli olur; aklı da sakîmdir, fikri de sakîmdir.

(603)- Cisim Âleminin Sonu

Cisim âlemi, Arş-ı Âzam'da son bulur.

(664)- Yükselmek İsteyen

Mânen terakkî etmek isteyen, hiss-i dünyayı kalbinden çıkaracak. Hem hiss-i dünyâ, hem hiss-i dînî bir arada olmuyor.

(654)- Niyet Ruh Gibidir

Kalbin lisâna, lisânın kalbe mutâbakatı gereklidir. Selef-i sâlihîn, kalplerinde hüsn-i niyet hâsıl olmayınca bir iş yapmazlardı. Niyet, yapılan işte ruh gibidir.

(665)- Huzur-ı İlâhiyye'ye Çıkış

Ne mal, ne evlat sevgisiyle değil; selim bir kalple huzur-ı İlâhiyye'ye çıkabilirsek ne âlâ!..

(455)- Atom Parçalanmıyor!

Cevher-i ferd olan atom inkısâm edip parçalanmıyor; enerji neşrediyor. Eğer cüz parçalansaydı, Arş'ın sahibine yol bulurlardı.

(458)- Âlem Değişirse

Âlem değiştiğinde, şartlar da değişiyor.

(465)- Kalbin Elbisesi

Kalbin libâsı ve zîneti takvâdır.

(474)- Kâinatta Boş Yer Yoktur

Kâinatta hiçbir yer boş değildir. Kimi, ruhânî; kimi melâike; kimi cin ile doludur.

(477)- Bir Üst Mertebeye Ermeyen Alt Mertebeyi Bilemez

Kişi, mertebe-i daire-i nefiste olduğu halde, nefs-i nâtıkayı künhüyle keşfedemez. Kalp mertebesine terakkîden sonra, nefsin künhüne kalbin nuruyla nazar eder ve kendisine nefsin hakikati münkeşif olur.

Mertebe-i kalpte olduğunda, kalbin hakikati künhüyle bilinmez. Mertebe-i ruha terakkîsinde, ruhun nuruyla kalbin hakikati inkişâf eder. Diğer merâtib de bu minvâl üzeredir; fakat ifşâya mezûn olunamaz.

(498)- Gece ve Gündüzde Tecellî 

Geceleri tecellî cemâlîdir. Gündüzleri celâllıdır.

(507)- Kalbi Kontrol Etmek

Her gün kalbe nazar etmeli; bostandaki yabânî otların sökülüp atıldığı gibi, kalpteki lüzumsuz şeyleri çıkarıp atmalı.

(667)- Melekûttaki Tesir

Zerre olsun, küre olsun her şeyin melekûtu vardır. Cenâb-ı Hak o melekûta bir tesir vermiştir. Hastalar, ilaçlardaki o melekût yoluyla tedavi edilir.

(694)- Allah Nâmına Verilen

Allah nâmına ne verirsek önce yedullaha ulaşır.

(695)- Kimin Eline Ne Gelirse

Kimin eline ne gelirse, yed-i münfıktan geliyor.

(705)- Bütün Uzuvlar Kalbe Bağlı

Göz, kulak, lisân… bütün âzâ kalbe bağlıdır.

(708)- Harem 

Harem-i Şerif Kâbe'nin; Mekke Harem-i Şerifin; mîkât mahalleri Mekke'nin; yeryüzü de mîkât mahallerinin haremidir.

(709)- Kâbe'ye Yağan Rahmet 

Kâbe'ye her an 120 rahmet nâzil olur. Rahmetin altmışı tavâf edenlere; kırkı etrafında namaz kılanlara; yirmisi ona nazar edenleredir.

(720)- Kalbin Takvâsındandır

Mukaddesât-ı dînîyyeye, şeâir-i İslâmiyye'ye ihtirâm, kalbin takvâsındandır.

(221)- Ruhlar ve Birbiriyle Tanışmaları

Her ruhun, ahsen-i takvîm üzere sûreti de vardır. Ervâh, fevka'l-Arş halkolundu. Âlem-i ervâhta  seciyeleri birbirine uygun olan ruhlar, birbiriyle tanıştılar. Âlem-i ervâhta birbiriyle tanışan, bir araya gelen ruhlar, bu dünyada da çeşitli vesilelerle bir araya gelirler, buluşurlar, tanışırlar, kaynaşırlar.

(224)- Her Şeyin Bir Melekûtu Vardır

İster cüz'iyyât olsun, ister külliyyât olsun her şeyin, ruhu mesâbesinde bir melekûtu vardır. Her şeyin melekûtu da Hakk'ın yedindedir.

(225)- İbrahim ('aleyhi's-selâm) Melekût-i Eşyâyı Gördü

İbrahim ('aleyhi's-selâm), eşyânın melekûtunu görmek istedi. Cenâb-ı Hak da ona gösterdi. Melekûtu görünce istidlâle hâcet kalmadı.

(226)- Melekûtu Başka Kimler Görür?

Hullet makâmına  gelen İbrahim ('aleyhi's-selâm)'ın meşrebindeki her velîye eşyânın melekûtu gösterilir.

(230)- Rüyâyı Ruh Görür

Rüyây-ı sâliha, hayalden ibâret değildir; hakikati vardır. Rüyâyı ruh görür. Ruh, cesetten tedbirini kısmen kesince, yükselmeye başlar, rüyâ görür. Ölümde tedbirini tamamen keser. Ruh gözüyle ruh görüyor; ruh gidiyor, ruh işitiyor ruh geziyor...

(246)- Celâl ve Cemâl Tecellîleri

Celâl tecellîsi olursa, kalpte bir inkıbâz olur. Cemâl tecellîsi olursa, kalp genişler. Rabbisinden bir nur üzere olur, basîret ihsân olunur. Basîret, mânâya taalluk eden kalp gözüdür.

(259)- Kâfirin Kalbi

Kâfirin kalbi zulmetlidir, muzlamdır. İşlediği her günâhın gubârı (tozları, lekeleri) de kalbini karartır. Zulmet içinde zulmettir. Kâfirin âlem-i ğayba olan penceresi kapalıdır.

(271)- Dört Türlü Sır 

Alâ merâtibin dört türlü sır vardır: Esrâr-ı kader, esrâr-ı risâlet, esrâr-ı ulemâ, esrâr-ı ümerâ.

  •                                ü         Esrâr-ı kader inkişâf etse, enbiyânın risâletinin bir anlamı kalmaz.
  •                                ü         Esrâr-ı risâlet inkişâf etse, ulemânın bir kıymeti kalmaz.
  •                                ü         Esrâr-ı ulemâ inkişâf etse, ümerânın bir kıymeti kalmaz.
  •                                ü         Ümerânın esrârı inkişâf etse, kanûn-nizâm kalmaz; nizâm-ı âlem bozulur.

Şimdi, ümerânın bileceğini, kahveci çırakları bile biliyor! Bunlar, kıyâmet alâmetlerindendir.

(279)- Kalp Huzurunu Temin İçin

Kalpte huzurun temini için yedi âzânın muhâfazası lâzımdır. Bunlar  Göz, kulak, dil, el, ayak, batın (mide), âlet-i tenâsül (nesil organı)dır. 

(286)- Ruh ve Ceset Şirketi

Ruh ve ceset bu âlemde bir şirket vaziyetindedir. Sermayeleri ise istîdatlarıdır.

(290)- Ervâh İle Görüşme

Ervâh ile görüşme üç türlü olur  

  •                      ü         Rüyâ yolu ile: Ruh, rüyâda ervâhın temessülâtını görür ve onlarla konuşur.
  •                      ü         İstinzâl yoluyla.[88]
  •                      ü         Urûc yoluyla.[89]

(369)- Ruh Hükmündeki Melekût 

Cemâdât olsun, nebâtât olsun, hayvânât olsun, cüz'iyyât olsun, külliyyât olsun, müfredât olsun, mürekkebât olsun hepsinin kendi mertebesinde, o mertebeye lâyık, ruhu hükmünde melekûtu vardır. O melekûtla Hakk'ı tesbîh eder. Evâmir-i tekvîniyyeden gelen hitâbâta, isyansız itaatleri vardır.

(374)- Ruhun Takviyesi

Bu zamanda kuvve-i kudsiyyenin, ibâdât-u tââtın, ezkâr ve tesbîhâtın azlığından ötürü ruhlar cılız kalmıştır. Onun için takviye lâzımdır. Ruhu kuvvetlendirmek için gıda almaya ihtiyaç vardır. Her yenilen gıdanın melekûtu ruha; maddesi de cesede kuvvet verir.

(428)- Nurun İnsan Bünyesindeki Hareketi

Ruhtan kalbe; kalpten cesede; cesetten elbiseye nur akseder. Elbiseyi mâsiyet eskitir. Sû-i istimâl edenlerin elbiseleri çabuk eskir; "Kumaş kötüymüş!" deyiverirler!

(429)- Takvâ Elbisesi

Takvâ elbisesi, bu elbiseden daha üstündür. Bu elbise, bedenin ayıp yerlerini örter. Ama takvâ libâsı, kalbin, ruh ve nefsin ayıplarını örter.

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz, kevneynin ruhudur, hakikatidir. Salavât-ı şerifenin, göze de, kalbe de, bedene de fâidesi vardır.

(769)- Her Kalpte    

Her kalpte, kuvve halinde tasdik kâbiliyeti de, inkâr kâbiliyeti de mevcuttur.

(773)- Hayır 

Nefis neden ikrâh ederse, hayır ondadır. Nefse ağır geleni tercih etmelidir.

(781)- Emir Âleminde Yaratılış?

Âlem-i emirde yaratma, maddeden müddet zarfında değildir. Orada yaratma, kün fe-yekûn iledir.[90]

(790)- Şehvetle Bakmak

İslâm, âilesinden başkasına şehvetle bakmayı haram kılmıştır. Kim olursa olsun, insana öyle bir duygu geldiği zaman, hemen uzaklaşmalı, başını aşağı eğmeli ve şu duayı okumalıdır:

????? ??? ?????? ????? ?????? ???? ??????? ?? ??????

"Allâhümme tahhir kulûbenâ vağfir zunûbenâ ve hassın cevârihanâ ani'l-harâm."[91] Başka türlü bakabilir; ama şehvetle, âilesinden başkasına asla! Kur'ân, gözlerinizi bağlayın dememiş; kirpiklerinizi indirin buyurmuş.[92]

(809)- Kalbin İlâhî Sırlara Mâkes Olabilmesi

Kalbin temizlenmesi için önce Şeriat'ın zâhirî ahkâmını bi-hakkın yerine getirmeli, ibâdetleri kusursuz ve ihlâsla yapmalı, helâl ve harâmı gözetmeli. Sonra kalbin temizlenmesi gelir. Bütün bunlardan sonra kalp, İlâhî sırlara mâkes olabilir.

(810)- Nur Üzerine Nur!

Müminin kalbi nur-i iman ile münevverdir; cevâhiri ile işlediği âmâl-i sâlihanın nuru da kalbine akseder. Bir de bunların üstüne nur-i yakîn inzımâm ediverirse, nurun alâ nur olur!…

(812)- Kâfir ve Münâfıkların Kalpleri

Kâfir ve münâfıkların kalpleri muzlamdır. Çünkü, evvelâ tasdik nurundan mahrumdurlar. Sonra, âzâları ile işledikleri âmâl-i seyyienin de zulmetleri,

??? ?? ??? ??? ?????? ?? ????? ??????

"Kellâ bel râne alâ kulûbihim mâ kânû yeksibûn"[93] sırrıyla kalplerine akseder. Böylece ebedî hüsrânda kalırlar.

(815)- Huzur Hali Nasıl Oluşur?

Âhkâm-ı ilâhiyyeyi tatbik ede ede huzur hâsıl olur. Huzur neticesinde üns meydana gelir. Üns ise hayâyı terettüb eder. Böyle olunca da kişi, Allah'ın huzurunda, O'nun rızasına muhâlif iş yapmaktan hayâ eder.

M. FEYZÎ EFENDİ'NİN İLME VE ULEMÂYA BAKIŞI

ÇEŞİTLİ İLİM DALLARI VE ÂLİMLERLE İLGİLİ SÖZLERİ

(9)- Dünya'nın Yuvarlaklığı

 Namaz içinde kıbleye teveccühün şart-ı dâim oluşu, arzın kürevî oluşuna delâlet eder.

(19)- Mesâil-i Dîniyye

 Mesâil-i dîniyyenin usûlen olsun, furûan olsun hepsinin derin hüccetleri, bürhânları ve parlak felsefeleri vardır; basit gösterenler yanılıyorlar.

(23)- Kulaktan Âlim Olmak

 Sohbet-i Nebeviyye berekâtıyla o ümmî kavim kulaktan âlim oldular; Nur-u Nübüvvet'le sıvarıldılar.

(30)- İrşâd  

Kur'ân'ın irşâdından, Ehâdîs-i Nebeviyye'nin irşâdından, ulemânın irşâdından başka çâre yoktur.

(639)- Fetret Devri ve Çoban Hikâyesi

Çoban hikâyesi fetret devrine aittir. Fetret devri olmayınca, cehil özür olmaz; öğrenmek lâzımdır. Fetret devrinde dahi, dünya ricâlullahtan boş değildir.

(31)-Kur'ân'ı Anlamak  

Kendi bildiğimize Kur'ân'dan ve Hadis'den mânâ çıkaramayız; onunla amel edemeyiz. Ancak ulemânın kâide-i mukarreresi altında mânâ istihrâc edip, ona göre amel etmeliyiz.

(41)-Tekrarın Güzelliği

 Aynı mevzuları tekrar tekrar söylüyorum ama tekrara da ihtiyaç var.

(49)- Âlemler  

Cisim âlemi Arş'da tamam olur. Arş'a felek-i atlas diyorlar. Arş'ın fevki âlem-i emirdir. Orada icat, maddeden müddet zarfında değildir. Arş'ın altı cisim âlemidir. Arş, bütün avâlimi ihâta etmiştir.

(57)- Hareket  

Güneşin hareketinden harâret; harâretinden de câzibe hâsıl oluyor. Güneş, câzibesi ile yıldızları tutuyor. Kamer, Cenâb-ı Hakk'ın "Mübîn" isminin mazharıdır. 28 menzili bir ayda dolaşıyor.

(61)- Seyr-i İlim  

Seyr-i ilim Kur'ân'la başlar; yine Kur'ân'la nihayet bulur. Kur'ân'ın meânî-i adîdesi vardır. Hakâikı, bitmeyen, tükenmeyen deniz dalgaları gibidir.

 (818)- Efdaliyyet Dereceleri?

Sohbetin bereketi çok fazladır. Bu sohbet bereketiyle ashâb-ı kirâm, ümmetin en faziletlisi oldular. Enbiyâdan sonra nâsın efdali, başta Ebû Bekir (r.a.) Efendimiz olmak üzere, hulefâ-i râşidîn ve alâ merâtibihim diğer ashâb-ı kirâmdır. Ondan sonra, kibâr-ı tâbiîn ve müçtehitlerdir. Daha sonra, evliyây-ı izâm hazerâtı gelir.

 (844)- İlim Korur

İlim insanı bütün kötü şeylerden korur. Allah'ı bilen, O'ndan en çok korkandır. Allah'ı bilmeyen ise, O'ndan ne korkacak?!..

(845)- Talebe Olarak Ölmek 

İnsan, talebe olarak hayatını devam ettirir ve öyle kabre girerse, Allah kıyâmete kadar onun ilmini tamamlar.

(846)- İlmin Kendine Has Zevki

İlmin de kendine mahsus bir zevki vardır. İmâm-ı Âzam Efendimiz: "Eğer sultanlar, bizim içinde bulunduğumuz, ilimden aldığımız zevki bir bilseler; üzerimize ordular gönderirler de elimizden alırlardı" diyor. Ama ne çâre!.. Anlayamadıkları için zevki başka yollarda arıyorlar!

(847)- İlmin İzzetini Muhâfaza

İlmin izzetini muhâfaza için vakar; neşr-i ilim için hilim ve sabır lâzımdır. Aynı zamanda, sözünün tutulması için de ilmi ile âmil olmalıdır.

(848)- Talebenin Fâsık Olması

Talebeliğinde fıska meyyâl olan kimse, ya genç yaşta ölür veya kıyıda-köşede kalır; hiçbir sözü îtibâra alınmaz!

(859)- Eski Felsefeciler 

Eskiden felsefeciler semânın hark ve iltiyâmını kabul etmezlerdi; semâvâtın kıdemine kâildiler. Bunun için Mi'râc meselesinde inkâra gitmişlerdir. Şimdi mâdem atom keşfolundu, bizim âkîdemizi bi'l-mecbûriye kabul etmeleri, tasdik etmeleri lâzımdır. Kabul etmiyorlar, yine diretiyorlar! Sonra da kaba-saba yoğun adamlar, tonlarca yüklerle küre-i kamere gittiklerini iddia ediyorlar! Rasûl-i Ekrem (s.a.) Efendimizin ruhunun çıktığı makama engel olmayacak derecede letâfet ve nurâniyet kesbetmiş vücûd-i şeriflerinin Mi'râcını niye inkâr ediyorlar?!..

(860)- Uzaya Gidenlere Tavsiye

Onlar çalışsınlar da, melekûtu görecek bir gözle çıksınlar! O zaman, Beytü'l-İzzet'teki kütüphaneyi ziyaret etsinler! Oradaki Kur'ân'ın bir sahîfesinin fotoğrafını alsınlar! İşte o vakit müslümanlar onları nasıl alkışlayacaklar bakalım!..

(867)- Sadece Bilgiye Güvenmemek

İbn Sînâ felç oldu; ilmine güvenerek kendini tedaviye ne kadar uğraştı ise muvaffak olamadı, ilmi fayda vermedi. Kasîde-i Bürde sahibi İmâm-ı Bûsırî Hazretleri de felç oldu. Fakat o Peygamberimizden şefaat istedi. Rüyasında Peygamberimiz onu meshetti; bir anda felç illetinden kurtuldu, eskisinden daha sağlam oldu!

(870)- Bazı Din Adamları

Bazı din adamları bid'atlarla uğraşıyorum diye, dinin furûâtının incelikleriyle o kadar meşgul oluyor ki, beri tarafta adam namaz kılmıyor,  içki içiyor, kumar oynuyor!.. Hâsılı en kuvvetli farzları terkedip, en şiddetli haramları işliyor da görülmüyor! Nerde dal-budak mesâbesinde meseleler varsa onlarla uğraşılıyor!

(886)- En Güzel Meslek?

En güzel meslek talebeliktir. Talebelik ölünceye kadar devam etmelidir.

(887)- Günâhlar İlmin Feyzine Engel Olur

Sefehât ve günâhlardan son derece kaçınmalıdır ki feyiz gelsin. Feyiz olmayınca ilminin başkalarına tesiri olmaz.

(888)- Kabirde Talebeliği Devam Eder!

Tâlib-i ilim olarak ölen kimsenin talebeliği, aynen kabirde de devam eder. Derslerinden geri kalan, tekmil olunmayan kısımları muallim melekler vâsıtasıyla tamamlar. İlim tâlibinin, berzah hayatında da tekâmülü devam eder.

(68)- Müezzinler ve Âlimler

 Müezzinler ümenây-ı ümmettirler. Âlimler ise ümenây-ı rusüldürler.

(69)- Esrâr-ı Şerîat 

 Esrâr-ı Şerîat inkişaf etmedikçe vâris-i Nebî olunmaz. Esrâr-ı Şerîat'a, müctehitler alâ tarîk'il- istinbat; evliyâ da alâ tarîk'il-keşf ulaşırlar.

(70)- Müfessirlerden Beyzâvî'ye Ta'rîz

 "Ehl-i Sünnetim" dediği halde mühim bir müfessir,

????? ?????? ?????? ??????

"Lillezîne ahsenû'l-husnâ ve ziyâde"[94] âyetindeki "ziyâde" kelimesini ilk tevcih olarak:

??? ?????? ??? ??????? ?????

"Vemâ yezîdühüm ale'l-mesûbeti tefaddulen"[95] diye tefsir ediyor!...

(72)- Günü Gelince Hakikatların Zuhûru  

Hakikatler mahcûb değil, muhtecibtir. Zamanı gelince o hakikat, üzerindeki peçeyi atıverir.

(83)- Ulemâya Hürmetsizliğin Cezası

 İlme, ulemâya hürmet edilmeye edilmeye bu hale geldik. İlimden, ulemâdan uzak kalanlara Allah Teâlâ şu belaları musallat eder: a)- Başlarına bir zâlimi musallat eder b)- Adı bilinmedik hastalıklar verir c)- İşlerinde kesat (bereketsizlik) olur d)- En kötüsü ve en dehşetlisi de, şek üzere ölürler.

(95)- Ehl-i İlim ve İrşâdı Birbirinden Sormamak

 Bütün ehl-i ilme ve ehl-i irşâda ihtiram ediniz,sevgi gösteriniz. Fakat, birini diğerinden sormayınız. Çünkü, umduğunuz cevabı alamazsınız.

(97)- Zamanımızda  

Zamanımızda, "câze-yecûzü"'yü bilen, allâmeliğe; azıcık kalbi harekete gelen de irşâda kalkıyor!

(98)- Farzdan Evvelki Farz  

Farzdan evvel farz  İlim; farz içinde farz  İhlastır.

(102)- Hidâyet Lambaları  

Ulemâ hidâyet misbahlarıdır.

(103)- Âlimleri Gıybet  

Ulemâyı zem ve gıybet edip de felâh bulan yoktur.

(104)- Selefin Âdeti  

Selef-i sâlihîn, çocuklarını ilme-ulemâya teslim etmezden evvel, geçimini temin edecek terzilik, saatçılık ve hattatlık gibi bir sanat öğretirlermiş. Tâ ki, ilmi dünyaya âlet etmesinler.

(106)- Osmanlı Türklerinin İlme ve Ulemâya Hürmeti

 Âl-i Osman değil ilme-ulemâya, kisve-i ilmiyyeye dahi ta'zîm etmiştir. Bu hürmet ve ta'zîm, ne Abbâsîler'de ne de Emevîler'de vardır.

(107)- Lüzûm ve İltizâm  

Lüzûm başka, iltizâm başka… Ulemâmız: "Lâzım-ı mezhep mezhep değildir" demişlerdir.

(108)- Ulemâmızda İnsan Sevgisi  

Esas insan sevgisi ulemâmızdadır. Onlar daima, ümmeti kurtarıcı tarafı iltizâm etmişlerdir.

(121)- Cumhûra Muhalefet  

Cumhûra muhalefet kuvve-i hatadan ileri gelir.

(143)- İlme Nazar  

İlme nazar, nâfile ibâdetten efdaldir. Çünkü, ilmin menâfii teaddî eder. İbâdetin menâfii ise kendine râcîdir.

(144)- Bu Yara ve Belâların Sebebi

Bu yaralar hep ilmi ve ulemâyı terzîlden kaynaklandı.

(146)- İlm-i Nâfi'  

Herhangi bir ilim, takvâya mukârin ise ilm-i nâfi'dir. Yoksa, ilm-i gayri nâfîdir.

(147)- Mikroplar  

Mikroplar umûmî yerlerde kümelenir. Câmilere mikrop girse de, zikrullah nuru ile istihâle olur.

(171)- Bu Din 

 Bu dîn-i mübîn-i İslâm, sağlam ve temiz ellerden gelmiştir bizlere. Alâ merâtibihim hepsine ihtirâm etmeli.

(181)- Sofiyyenin İlmi

Sofiyyenin ilmi, hâldir; kâl'den ibâret değildir.

(182)- İlmin Evveli Ve Sonu

İlmin evveli acıdır; sonu ise çok tatlıdır.

(191)- İbn Sînâ 

İbn Sînâ çok mâlûmât sahibiydi; ayaklı kütüphane gibiydi. Fakat mârifetullâhta Yûnûs Emre'ye yetişemedi.

(192)- Kastamonu'da 1943 Zelzelesi

1943'deki zelzelede bu hapishânede idim.[96] O zamanlar hapishânede gece saat 12'den sonra ışıklar sönüyordu. Zelzele sırasında koğuşta yeşil bir nur zuhûr etti. O karanlıkta birbirimizi gördük. Zelzelenin sebebini sonradan öğrendim 580 cilt kitabımı[97] evden kum arabalarıyla karakola almışlar. Karakolda da rasgele yığmışlar. Paspas yaparlarken kitaplara kirli ve paslı suları sıçratarak hürmetsizlik yaptılar. Onları bu halde görünce yüreğim parçalandı. Anladım ki, gazab-ı İlâhî ve anâsır hiddete gelmiş.

Allah Teâlâ bu milleti gazabıyla helâk etmesin. Âmin... 

(193)- Âdem ('aleyhi's-selâm)'a Bildirilen İlimler

Bütün lisanlar, fenler ve ilimler Âdem ('aleyhi's-selâm)'a bildirildi. Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın terakkîsi ilimle, tâlim-i esmâ ile oldu. Enbiyânın mizâc-ı şerifleri üstün olduğu için, terakkîleri de def'aten olurdu.

(196)- İlim Gıdadır

Aklın, kalbin, ruhun, sırrın, hafînin, ahfânın gıdası ilimdir.

(301)- Faydasız İlim 

İlim haşyet ister. Haşyete mukârin olmayan bir ilim, ilm-i gayri nâfidir. Faydasız ilimden Rasûlullah (s.a.) Efendimiz Allah'a (c.c.) sığınmıştır.

(316)- Kanâatın Güzel Olmadığı Yer

Rızk-ı sûrîde iktisad, kanâat güzeldir. Rızk-ı mânevîde ise güzel değildir.

(302)- İlmin Taalluku

İlim sıfata taalluk eder; zâta değil.

(322)- Usûlüddin Âlimlerinin Tefriki

Ulemâ-i usûli'd-dîn, lüzumla-iltizâmı; mezheple-lâzım-ı mezhebi tefrik ettiler.

(327)- Ekâbirin Eserleri

Ekâbir, eserlerini Fahr-i Âlem'e tasdik ettirir.

(331)- Müsellemât ve Fer'iyyât

Dinin yüzde doksanı müsellemâttır. Yüzde on mesele fer'iyyâtır. İçtihatât-ı ulemâ bu yüzde on meselede cârîdir.

(332)- Âlimlere Karşı Edep  

Ulemâyı rencide etmek, terzil etmek câiz olmaz. Bazı hataları varsa, munsıf hareket etmek lâzım. Tamamıyla tahtıe etmek [98] câiz değildir.

(351)- Merak

Merak, ilmin hâcesidir.[99]

(365)- Tufeylî Bilgilerin Anlatılması

Ulemânın, halka tufeylî mâlûmât sunmaları, anlatmaları, alâmet-i âhir zamandandır.

(344)- Mâneviyâta Hürmetsizlik Olur!

Maddiyatta şiddet peydâ etmiş, gabî ve kaba kimselere, mâneviyyâtın inceliklerinden bahsetmek, mâneviyyâta hürmetsizlik olur.

(524)- Devlet Hazinesinde Âlimlerin Hakları Vardır

Ulemânın, ganâimden, beytü'l-malden hisseleri vardır. Burada verilmez ise âhirette alacaklar.

(527)- Âlimlerin Türleri

Ulemâ-i makbûlîn üç nevidir

a)- Âlim-i billah b)- Âlim-i bi-emrillah c)- Hem âlim-i billah, hem âlim-i bi-emrillah. Hepsi de verese-i enbiyâ 'dır.

(560)- Kur'ân'ın Her Harfi

Her harf-i Kur'ân'da, Kur'ân yazılıdır. Her harf-i Kur'ân'ı hayattar bilmeyen, âlim değildir. Müçtehitlere bu sır zâhir oldu. Onun için müçtehitlik en büyük makamdır.

(561)- Fütûhât'ın Hatmi

İmâm-ı Şa'rânî:

? "Fütûhât-ı Mekkiyye'yi günde iki buçuk defa hatmederdim." diyor.

(554)- İlâhî Tâlim 

İlâhî tâlimin dâru'l-fünûnu  takvâdır.

(555)- Faydasız İlim 

Takvâya mukârin olmayan ilim, ilm-i gayr-i nâfidir.

(571)- Râsih Âlimlerin Duası

Ulemâ-i râsihûnun duası:

???? ?? ??? ?????? ??? ?? ?????? ??? ??? ?? ???? ???? ??? ??? ??????

"Rabbenâ lâ tuziğ gulûbenâ ba'de iz hedeytenâ ve heb lenâ min ledünke rahmeh inneke ente'l-Vehhâb."[100]

(586)- Ulemâya Kıymet Vermek

Biz ulemâmıza, ilminden-fazlından dolayı kıymet veririz, ihtirâm ederiz.

(549)- İrşâd Nasıl Olmalıdır?

İrşâd, insan hilkatine, fıtratına uygun ve tedrîcî olmalıdır.

(595)- Şer'î Istılahların Farklı Oluşlarındaki Hikmet 

Farz, vâcip, sünnet, haram, mekruh gibi şer'î ıstılahlar, Cibrîl ('aleyhi's-selâm)'ın vahyi aldığı makamlardan dolayı değişiyor.

(605)- Ruh Hakkında Bilgi 

Rasûlullah Efendimize ruhun mâhiyeti bildirildi. Bunun için kendisi ruhu bilirdi. Ama ifşâ etmediler. Bilmek, hemen ifşâyı gerektirmez.

(610)- Tesadüf Yoktur

Rast geldi, tesadüf etti denmez; tevâfuk etti denir. Tesadüf diye bir şey yoktur. Her şey Allah Teâlâ'nın ilm-i irâdesiyledir.

(618)-Derviş Olsaydım

Eğer derviş olsaydım, dîvâneliği kabul edecektim. Ama talebe olduğumdan ve izzet-i ilmiyyeye zarar vereceğinden, kabul etmedim.

(616)- Tokat Yemek

Tokat yemeden terbiye görülmez.

(621)- Şahsıma Yapılan Haksızlıkları Helâl Ettim

Benim yüzümden ne dünyada, ne de âhirette kimseye zarar gelmesini istemem. Şahsım nâmına neler yaptılarsa hepsini helâl ettim. Ama ilme ve ulemâya ait haklara karışamam.

(661)- Geri Kalmışlığımızın Nedeni

Maddî sahada geri kalmışlığımız, âyât-ı tekvîniyyeyi ihtiva eden kitâb-ı kebîr-i kâinatı iyi okuyamadığımız; îcâd kanunlarına göre uygun şartlar altında çalışamadığımız içindir.

(657)- Mârifetin Ölçüsü

Mârifet takvâ ölçüsündedir. Müminin dâru'l-fünûnu takvâdır.

(442)- Peygamberlerden Sonra Derece Kimindir?

Enbiyâdan sonra derece ulemânındır. Ulemâ için mahşerde minberler kurulacak; enbiyâdan sonra kendilerine şefâat hakkı verilecek.

(451)- Muhammed (s.a.) Ümmetinden Maksat

Hiçbir ümmet, peygamberlerinin kelamlarını, ümmet-i Muhammediyye gibi senedâtıyla, an-aneleriyle muhâfaza edememiştir. Ümmetten murâd, ulemâdır; itibar bu kısmadır. Diğerleri tufeylîdir.

(452)- İhânet Eden Âlimler

Ulemâ -dünyaya meyletmedikçe, mansıp-makam peşinde koşmadıkça, ümerâ kapılarına devam edip dalkavukluk yapmadıkça- ümenây-ı rusuldürler. Aksi takdirde, rusül hainleri olurlar.

(453)- İttifâk-ı Ulemâ 

İttifâk-ı ulemâ, hüccet-i kâtıadır.

(466)- Din İlimlerinde İhtisas 

Her meslekte olduğu gibi, ulûm-ı dîniyyede de rusûh lâzım, ihtisas lâzım.

(480)- Câmilerin İmârı

Câmilerin îmârı ibâdetle, zikirle, ilim taallüm etmekle olur.

(513)- Mâverâünnehr Ulemâsı

Semerkant, Taşkent, Buhârâ... tâ Serhend 'e kadar olan yerlerdeki ulemâya ulemâ-i Mâverâünnehr denir. Onlar i'tikatta Mâturîdî ; amelde Hanefî mezhebindedirler ve çok mazbutturlar.

(672)- Yumuşaklıkla ve Isındıra Isındıra İrşâd Etmek

Ben yapamam dedirtinceye kadar güçleştirmemek, zorlaştırmamak lâzım. Nasihati, irşâdı, ısındıra ısındıra, okşaya okşaya, ünsiyet ettire ettire, rıfk ile, tekâmül-i tedrîcî düsturuna riâyetle yapmalıdır.

(673)- Her Müminin Vazifesi

İlmi, ulemâyı ve âsâr-ı ilmiyyeyi i'zâz, her müminin vazifesidir.

(674)- Kimlere Buğz Edilmez?   

Mümine, âlime, ulemâya buğz câiz değildir.

(717)- Basîret Nuruna Erişme

İnsan takvâ nisbetinde; kalbinde fehim, gözünde basîret nuruna erişir ve İlâhî tâlime mazhar olur. Müminin dâru'l-funûnu takvâdır.

(729)- Evvelâ İlim Lâzım!

Bilgisiz, ne dünya olur; ne âhiret! Evvelâ ilim lâzım. Farzdan evvel farz ilim; farz içinde farz, ihlâstır.

(737)- Nezâketle Uyarmak

Emr-i bi'l-ma'rûfu nezâketle yapabilirse yapacak. Evvelâ kendinden, çoluk-çocuğundan, akrabasından başlayacak. Yapabildiğini yapacak; yapamadığını da Hak'dan niyâz edecek.

(220)- Sultan Fâtih 

Sultan Fâtih Peygamber ('aleyhi's-selâm)'ın meth ü senâsına mazhar oldu. Altı lisan bilirdi. Çok büyük âlimdi, müfessirdi. İçtihat mertebesine çıkmıştı. Kâmûs-ı Arabî 'yi ezbere bilirdi; ezberinden ulemâya arz etti.

(222)- Risâle-i Nurları Nasıl Okumalı?

Risâle-i nurları tekrar tekrar okumak lâzım; sathî değil. Bütün duygular ve latîfelerle teveccüh ederek okumalı ki, her duygu, her latîfe hissesini alsın.

(254)- Beden İlmi-Din İlmi

İmâm Şâfiî, ilmi ikiye ayırmış  (el-ilmü ilmân)  İlmü'l-ebdân ve ilmü'l-edyân. Önceliği beden ilmine vermiş. Çünkü sıhhat çok mühimdir. Mîzaç bozulursa, kafa da bozulur, akîde de bozulur.

(271)- Dört Türlü Sır 

Alâ merâtibin dört türlü sır vardır: Esrâr-ı kader, esrâr-ı risâlet, esrâr-ı ulemâ, esrâr-ı ümerâ.

  •                                ü         Esrâr-ı kader inkişâf etse, enbiyânın risâletinin bir anlamı kalmaz.
  •                                ü         Esrâr-ı risâlet inkişâf etse, ulemânın bir kıymeti kalmaz.
  •                                ü         Esrâr-ı ulemâ inkişâf etse, ümerânın bir kıymeti kalmaz.
  •                                ü         Ümerânın esrârı inkişâf etse, kanûn-nizâm kalmaz; nizâm-ı âlem bozulur.

Şimdi, ümerânın bileceğini, kahveci çırakları bile biliyor! Bunlar, kıyâmet alâmetlerindendir.

(370)- Bu Zamanda Fıkıh İlminin Luzûmu

Bu zamanda hadis ve tefsîrden ziyâde, Fıkıh ilmini[101] öğrenmek lâzımdır.

(372)- Zemzemin ve Kâbe Toprağının Yeryüzüne Dağılması

Nûh tûfânında, Kâbe toprağı ve zemzem yeryüzünün değişik bölgelerine dağıldı.

(377)- Ahd-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri

Ahd-i mîsak anında Âdem ('aleyhi's-selâm)'dan çıkan zerreler, küre-i arzı tamamen doldurmuştu. Birinci safta enbiyâ; ikinci safta evliyâ ve müminler; üçüncü safta ise münâfık ve kâfirlerin ruhları bulunuyordu. Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya ve müminlere Cemâl tecellîsinde bulundu. Onun için: (???? ?????) "Elestü bi-Rabbiküm" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) hitâbına tav'an (boyun eğerek) (???) "Belâ" (evet) dediler.[102]

(381)- İlmin Bereketi

İlmin bereketi ve fâidesi, üstâda olan bağlılık, hürmet ve hizmet iledir.

(388)- Âhirette Şefaat Edenler ve Edilenler

Hesaptan sonra Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya, şühedâya ve âlimlere şefaat hakkı verir. Fâsık Müslümanlara, ameli kifâyet etmeyen müminlere şefaat ederler.

(400)- Hangi Kitaba ve Hangi Zâta Yapışalım?

Okunan kitaplar, kendisiyle sohbet edilen zâtlar, insana yakîn-i îmâniyye ve muhabbetullah veriyorsa, ne âlâ! Aksi takdirde, o kitapları kapatmak, o zâtlardan uzaklaşmak lâzımdır.

(423)- Müminlerin Sanatı Takvâdır

Müminin dâru'l-fünûnu takvâdır. Takvâ, emirlere uymak; nehiylerden sakınmaktadır. Bunun erbâbına müttakî derler. Takvâ, müminlerin sanatıdır.

(424)- Hz. Âişe'nin İlmi

Hz. Âişe (r.anhâ) vâlidemiz, hücresinden, Mescid-i Saâdet'e bir pencere açtırdı. Onun için hem sahâbeye söylenen hadisleri, hem de kendisine söylenenleri zaptederdi. Hz. Âişe (r.anhâ), hem hâfıza, hem müçtehide, hem edîbe...her bakımdan mükemmeldi. Her sene hacceder; Arafat'da iken, çadırının etrafı kendisine soru soranlarla dolardı. O da onlara, çadırın içinden doğru cevaplar verirdi.

(432)- Âlimlerin Nurları

Ulemâ, nurlarını mişkât-ı nübüvvetten alıyor. Bütün akıllar, onun aklından; bütün nurlar onun nurundan taksim olunmuştur.

(437)- Fetvâ Şartlara Göre Değişir

Şartlar değişince, fetvâ da değişir. Doktor dindar olacak, mâhir olacak. Müftî de âlim olacak.

(750)- Kitaplar Eczane Gibidir

Her kitapta, her gördüğümüzü piyasaya çıkartmak olmaz. Kitaplar eczane gibidir. Nasıl, ilaçlar derde devadır diye rasgele verilmez; doktor reçetesi ile veriliyorsa, kitaplardaki bilgiler de öyledir. Mîzânla verilmeli, ölçülü olmalıdır.

(758)- Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri

Ebû Tâlib-i Mekkî Hazretleri, helâlden ekletmek için, ot yiye yiye vücûdu yemyeşil çıktı! Kûtu'l-kulûb adlı eserini bundan sonra kaleme aldı.[103]

(783)- Usûl ve Fıkıh İlmi

Üstâd : "Fıkıhta Şâfiî fıkhı üstündür; usûlde ise Hanefî usûlü üstündür" derdi.

(784)- İlmin Ortadan Kalkması

İlmin ref olması demek, ulemânın kalplerinden ilmin alınması demek değildir. Ulemânın inkırâzı ve terzîli sebebiyle ilim ortadan kalkacak. İlmin ref olması, cehlin zuhûru, kadınların çoğalması kıyâmet alâmetlerindendir.

(796)- İlmin Yeniden İnkişâfı İçin

Çoktan beri ehl-i ilim tezlîl edilmiş, ilim ehline hürmetsizlik edilmiş. Şimdi bizim vazifemiz, ulemâyı ve talebe-i ulûmu i'zâz etmektir. Bu sayede ilim yeniden inkişâf eder.

(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar

Eski hukemâ, âlemin kıdemine kâil oldular.[104] Ulemâ-i İslâm ise, Cenâb-ı Hakk'ın âlemi, cüz-i lâ yetecezzâ olan[105] cevher-i ferdden halkettiğini ve hâdis olduğunu isbât ettiler. Hukemâ, semâvâtın hark ve iltiyâmını[106] da kabul etmezlerdi. Halbuki şimdi aya gittiler. Yoğun, kaba-saba adamların aya gittiğini kabul ediyorlar da; bütün vucûd-ı şerifleri nurâniyyet kesbetmiş olan Peygamberimiz'in Mirâcı'nı neden kabul etmiyorlar?!

(803)- Atom Parçalanmaz!

Cüz-i lâ yetecezzâ adı altında atomu ilk keşfeden, İslâm ulemâsıdır. Atomun parçalandığını söylüyorlar! Hayır! Yanılıyorlar; atom parçalanmaz. Tekessür[107] ve tevessü[108] ediyor.

(816)- Yazarak Öğrenmek En Sağlam Yoldur

Yazarak öğrenmek en sağlam ve en iyi yoldur. Bu husus,

???? ???? ?????? ???? ??? ??????

"İkra' ve Rabbüke'l-Ekram ellezî alleme bi'l-kalem"[109] âyetiyle tebeyyün etmiş oluyor.

ÇEŞİTLİ TIBBÎ KONULARI İLGİLENDİREN SÖZLERİ

(44)- Göze Kuvvet Veren Şeyler  

a)- Kur'ân'a bakarak okumak. b)- Berrak suya bakmak c)- Yeşile bakmak d)- İsmid kullanmak (göze sürme olarak çekmek).

(47)- Hareket ve Sükûn 

 Namaz hareket; oruç sükûndur. Hareket isteyen namaz kılmalı.

(51)- Melekût  

Yediğimiz içtiğimiz şeylerin ruhu, ruhumuza gıda oluyor; vitamini, bedenimize gıda oluyor. Melekûtu da ruhumuzu takviye ediyor.

(83)- Ulemâya Hürmetsizliğin Cezası

 İlme, ulemâya hürmet edilmeye edilmeye bu hale geldik. İlimden, ulemâdan uzak kalanlara Allah Teâlâ şu belaları musallat eder a)- Başlarına bir zâlimi musallat eder b)- Adı bilinmedik hastalıklar verir c)- İşlerinde kesat (bereketsizlik) olur d)- En kötüsü ve en dehşetlisi de, şek üzere ölürler.

(115)- Tokluk Veren Allah'dır  

Yemek-içmek sebeb-i âdîdir. Tokluğu halk eden Cenâb-ı Hak'tır.

(134)- Canın Kıymetinin Artması  

Mukâvemet azaldığı için ihtiyarladıkça can kıymetleniyor.

(136)- Gençlik ve İhtiyarlık

 Gençlikte maddî-mânevî, insanın yükü hafif. İhtiyarlıkta ise maddî ve mânevî yük fazlalaşıyor.

(137)- Gençlik ve İhtiyarlık

İhlâsla âmâl-i sâlihaya muvaffakiyet, mârifetullah kesbi, kemâl-i iman iktisâbı, bir de tevâzû, ihlâs, hilim, tevekkül, teslim, kaza ve kadere rıza gibi ahlâkı hasene kazancı şartıyla, ne gençlikten, ne de ihtiyarlıktan şikâyet edelim.

(147)- Mikroplar  

Mikroplar umûmî yerlerde kümelenir. Câmilere mikrop girse de, zikrullah nuru ile istihâle olur.

(203)- Vazîfeli Melekler

İnsanın bütün mafsallarında, bütün organlarında ve duyularında vazîfeli melekler bulunur. Tâyin edilen zaman gelince melek çekiliverir. O zaman organ hastalanır veya ölüm vâki' olur. Doktorlar da, ilaçlar da tesir edemez. O vakit doktorlar  "Bizim yapacağımız bu kadar; tıbbî imkânlar bitti" deyiverirler.

(833)- İhtiyarlayınca!..

İhtiyarlayınca yük çoğalıyor, tahammül azalıyor. Gençlikte ise yük az, fakat tahammül fazla oluyor. Onun için ihtiyarladıkça insan, üzerindeki hamûleyi (yükü) hafifletmeye çalışmalı. Eğer hafifletmez ise, yolculuğu çok zor olur. Şimdi dünyada bu yükler mânevî; ama âhirette tecessüm edecek. Hepsi birer kisve giyecekler. İşte o zaman ağırlıkları ortaya çıkacaktır.

(868)- Namazın Kan Dolaşımında Yeri

İnsandaki hareketi sağlayan ve kan dolaşımının düzenle işlemesini temin eden namazdır. Namazdaki hareketler secde ile tamam olur.

(878)- Hacer-i Esved'le Aşı Olunmak!

Her sene yüzbinlerce müslüman Haceru'l-Esved'i istîlamla, ona elini ve yüzünü sürmekle çeşitli mikropları o taşa bulaştırıyorlar! İstîlam ile de mikroplar istîlam edenin bünyesine geçiyor. Dolayısı ile aşı olmuş oluyorlar! Çeşitli hastalıklar bu sayede zâil oluyor!

(879)- Câmilerin Tozu Da Şifadır!

Peygamber (s.a.) Efendimiz: "Medîne-i Münevvere'nin tozu şifadır" buyurdular. Hem, câmilerin tozu dahi şifadır; sakınmamak lâzım.

(880)- Tecrübeye Gerek Yok!

Birşey hakkında Allah ve Rasûlü "şifadır" derse, o muhakkak şifadır; tereddüde hiç mahal yoktur. Tecrübeye de gerek yoktur. Fakat insanların tavsiye etmiş oldukları ilaçlar hakkında: "Bir kere de bunu deneyelim" gibi sözler söylenebilir.

(881)- Bir Şeyi Yerken Şifa Niyetiyle Yemeli

Bir şeyi yerken şifa niyetiyle yemeli, şifa olur. İstemeye istemeye, zoraki yenirse zarar olur. Şâyet canı yemek istemiyorsa, birşey söylemeden çekiliverir.

(882)- En Az Üç Defa Kullanmak

Bir ilacı en az üç defa tecrübe etmelidir. Üç defa kullanmadıkça bir hüküm vermemelidir.

(883)- Perhizde de Şifa Vardır

İnsan için perhizde de şifa vardır. Büyük zâtların yedikleri, lokmacıklar olarak tesmiye olunuyor. Vücuttaki harareti muhâfaza edecek kadar yemek kâfî gelebilir. Hem, çok yemekle, çeşitli yemekle insan şifa bulmaz, şişmanlamaz. Çoklarını görürsünüz, her çeşit vitaminli tasavvur olunan gıdalardan kanlanacağım-canlanacağım, yahut da şişmanlayacağım diye mütemâdiyen yer, hem pek çok yer. Fakat yine de görürsünüz ki hiçbir değişiklik yok! Hem kansız, hem zayıf! Diğer taraftan ayrana ekmek doğrayıp yiyen yük taşıyıcı bir hamal, hem canlı hem kanlıdır!

(727)- Eşikte Oturmamalı

Sahâbe-i kirâm, güneşle gölgenin birleştiği yerde durmayı hoş karşılamazlardı. Ya güneşte, ya da gölgede durulardı. Kapı eşiğinde oturmak da men edilmiştir, mekruhtur.

(436)- Salavât-ı Şerifenin Fâidesi

Aleyhi's-salâtü ve's-selâm Efendimiz, kevneynin ruhudur, hakikatıdır. Salavât-ı şerifenin, göze de, kalbe de, bedene de fâidesi vardır.

(772)- Tâûn, Vebâ ve Musîbet Ateşleri

Tâûn, vebâ gibi ateşli hastalıklar; belâ ve musîbet ateşleri, müminin cehennemden nasîbidir.

(326)- Kanser Neden Oluşur?

Kanser bir ibtilâ, bir beliyyedir ki, haram lokmalardan, muzır maddelerden ve kalpte yakîn nurunun yokluğundan neşet eder.

(532)- Câminin Havası

Câminin havası, nur-i zikr ve nur-i tâat ile istihâle olur; mikroplar kümelenemez.

(575)- Aşı Hükmündedir

Muzır mikroplar Hacerü'l-Esved'de istihâle olur; aşı hükmündedir.

(576)- Misvak 

Misvak, siper-i sâikadır. Üzerinde misvak bulunana yıldırım isâbet etmez, felç gelmez.

(577)- Tecrübe Etmeden!

Rasûlullah (s.a.) Efendimizin emrettiği şeylere karşı duygu ve iştiyakla itaat edeceğiz; tecrübe etmeye kalkışmayacağız!

(578)- Bazı Sağlık Tavsiyeleri

  •                      ü         Bol misvak, çörek otu ölümden gayrı her şeye şifadır. Bâdemde, şeker hâriç bütün vitaminler mevcuttur; şekerle yiyince o da tamam olur.
  •                      ü         Mantarın suyu göze şifadır; damlatılır.
  •                      ü          Balda bütün vitaminler tamamdır.
  •                      ü         Avrupa'da oğulotu üsâresi yapılır; kalple ilgili bütün ilaçların içinde vardır.
  •                      ü         İnsana, kendi muhitinin sebzesi ve meyvesi daha fazla yarıyor.
  •                      ü         Hastanın canının istediği şeyde şifa vardır.
  •                      ü          Kur'ân'dan istişfâ etmeyene şifa yoktur.
  •                      ü         Fâtihâ-i şerifenin bir ismi de sûretü'ş-şifa 'dır.
  •                      ü         Yâsin-i şerif ne niyetle okunursa, ona şifadır.
  •                      ü         Zemzem-i şerif ne niyetle içilirse, onun için şifadır.
  •                      ü         Kur'ân'la istişfâda şifa-i mahz vardır.

(579)- Tedavi ve Sebeplere Yapışmak

Tedavi, tevekküle mâni değildir. Esbâbı terzîl etmek, hiçe saymak doğru değildir. Yalnız, hakîkî müessir görmemeli; şifayı Hakk'dan bilmeliyiz.

(583)- Hasta Ziyareti

Hasta ziyaretinde âdâb: Hastanın baş tarafında oturulur. Alnına el konulur. Hal-hatır sorulur. Kuvve-i mâneviyye verilerek tesellî edilir. Yüzüne sık sık bakılmaz. Kalben himmet edilir.

(604)- Çürümeyen Cesetler 

Enbiyâ ve evliyânın cesetleri, besâtet ve nurâniyet kesbetmiştir. Bunun için çürümek iktizâ etmez.

(260)- Kanserin Tedavisi

Hayat-ı tayyibeye mazhar olanlar, kabirde çürümezler. Kanserin tedavisi de hayat-ı tayyibedir. Çünkü kanser, huceyrât-ı habîsenin çoğalmasıyla oluşur. Hayat-ı tayyibeye mazhar olan bir kimsenin kanında nur dolaşır. Bu nur, habîs şeyleri yakar, yok eder.

(261)- İyi İnsanların da Kansere Yakalanmasının Sebebi Nedir?

Bir şey âfet halini alırsa, mazlûm, mâsum, zâlim diye ayrılmaz. Kanser de âfet halini aldı. Mehlek bir; mecrâ ayrıdır.

(278)- Şifa 

Şifayı, Şâfi-i Hakîkî'den bilmek ve beklemek lâzımdır.

(279)- Kalp Huzurunu Temin İçin

Kalpte huzurun temini için yedi âzânın muhâfazası lâzımdır. Bunlar  Göz, kulak, dil, el, ayak, batın (mide), âlet-i tenâsül (nesil organı)dır. 

(402)- İstirahat İhtiyacı

İnsan ihtiyarlayınca, istirahata ihtiyaç hissediyor. Gençlikte yorulma nedir, bilmezdik!

(437)- Fetvâ Şartlara Göre Değişir

Şartlar değişince, fetvâ da değişir. Doktor dindar olacak, mâhir olacak. Müftî de âlim olacak.

(667)- Melekûttaki Tesir

Zerre olsun, küre olsun her şeyin melekûtu vardır. Cenâb-ı Hak o melekûta bir tesir vermiştir. Hastalar, ilaçlardaki o melekût yoluyla tedavi edilir.

(668)- Tedavi Olmak

Tedavi, tevekküle mâni değildir. Cenâb-ı Hak, ilaçlarda hasiyet halketti.

(728)- Yalnız Kalıp Derin Derin Düşünme!

"Elem neşrah leke sûresini oku. Gıdanı al. Normal uykunu uyu. Yalnız kalıp, derin derin düşünme. Hoşlandığın arkadaşlarınla sohbet et. Kendine bir meşgale bul. Çalış; vücûden yorul. Vücûdun yorulunca, zihnin dinlenir."[110]

(765)- Hastalıklara Karşı

Kışa girerken hastalanınca dikkat etmeli. Bahar hastalığı, kışa girerkenki kadar endişeli değildir.

(786)- Kuvve-i Câzibe Ve Kuvve-i Dâfia

Allah insana kuvve-i câzibe, kuvve-i dâfia vermeseydi, insan ne yiyebilir; ne de def-i hâcet yapabilirdi. İkisi de insana lütuftur.

M. FEYZÎ EFENDİ'NİN ÇEŞİTLİ KONULARA BAKIŞI

BAZI KONULARLA İLGİLİ DEĞERLENDİRMELERİ

(116)- Tecrübe ve İmtihan  

Tecrübe ve imtihan istîdatların inkişâfına; istîdatların inkişâfı da emr-i nisbîlerin vucûd-u zâhirî giymelerine sebeptir.

(185)- İngilizin Hainliği

İngilizler İslâm devletleriyle aramızı açtılar. Osmanlılara çok çektirdiler. İngilizler ve Fransızlar da çok çekecekler.  

(186)- İslâm Birliği

İslâm birliği, kerhen de olsa gerçekleşecek. Gönül isterdi ki, gönül hoşluğu ile olsun.

(209)- Davet ve Hidâyet 

Davet umûmî, hidâyet husûsî oldu.

(830)- Bu Dünyanın Boş Olduğu

İnsan bu dünyaya nice ümniyelerle gelir. O doğarken, avuçları sıkılı olarak doğar; fakat sonunda ölürken elleri açık gider. Yani bu dünyanın boş olduğunu anlar. Ama bazı kibâr-ı evliyâ, yumrukları sıkılmış vaziyette vefât ederler ki, yani: "Biz bu dünyadan eli boş gitmiyoruz!" mânâsınadır. Rabbim bizleri buradan boş göndermesin! Âmin. O halde burada, mârifetullah-muhabbetullah kesbetmeye bakalım.

(833)- İhtiyarlayınca!..

İhtiyarlayınca yük çoğalıyor, tahammül azalıyor. Gençlikte ise yük az, fakat tahammül fazla oluyor. Onun için ihtiyarladıkça insan, üzerindeki hamûleyi (yükü) hafifletmeye çalışmalı. Eğer hafifletmez ise, yolculuğu çok zor olur. Şimdi dünyada bu yükler mânevî; ama âhirette tecessüm edecek. Hepsi birer kisve giyecekler. İşte o zaman ağırlıkları ortaya çıkacaktır.

(834)- Geminin Sağlamlığı

Gemi eğer sağlam olursa, denizin dalgaları-sadmeleri ona tesir etmez. Yok eğer çürük olursa, her tarafından su alır ve gemi batar!

(837)- Mucize ve Kerâmet 

Mucize ile kerâmet arasındaki fark  Mucize, dâvâya mukârin olur. Kerâmet ise, dâvâya mukârin değildir.  Bu sırrı anlayamadıkları için Mu'tezilîler kerâmeti inkâr ettiler.

(841)- Herkes

Herkes lâyık olduğu makâma âşıktır.

(850)- Dünya = Rüya 

Eskiler: "Dünya, denâ'dan gelir; denue'den gelir…" diye uzatmış durmuşlar. Ben öyle uzatmıyorum: Dünya = rüya diyorum! Hem kâfiyesi uygun; hem mânâsı!…

(853)- Kimsenin Yaptığı Yanına Kalmaz!

Âhiret yolculuğu geri kalmayınca, kabir kapısı kapanmayınca, ölüm ölmeyince, kimsenin yaptığı yanına kalmaz!

(855)- Her An Bir Mekâna ve Zamana Giriş

İnsan her an bir mekâna ve zamana dâhil oluyor. Yine her an bir mekândan ve zamandan çıkıyor. Onun için: "Ya Rabbi! İdhâl ettiğin her medhale beni, idhâl-i hasenle idhâl et; ihrâc ettiğin her mahrece de ihrâc-ı hasenle ihrâc buyur ve benim için nezd-i sübhânîden davamı isbât edecekbir huccet ihsân eyle!"[111] diye dua etmelidir. Bu duayı müslümanların tekrar etmeleri lâzımdır.

(861)- Her Arefe Günü

Her Arefe günü bu fakir İslâmiyet lehinde bir futûhât hissediyorum. Hiç olmazsa onların bazı entrikaları ortaya çıkıyor. İnşallah bu defa da perişâniyetleri vardır.[112]

(863)- Eşsiz Din İslâm 

Dîn-i İslâm, bütün edyân içerisinde emsalsiz, adîmu'n-nazîr bir din olarak zuhûr etti; yine seyrini adîmu'n-nazîr bir din olarak tamam edecek. Sırr-ı hatmiyyet zuhûr edecek. Zaten nuzûl-i Îsâ ('aleyhi's-selâm) da, daire-i nübüvveti temhir içindir. Bu hikmete binâen, Mehdî Âl-i Rasûl'ün ('aleyhi's-selâm) zuhûru da daire-i velâyeti temhir içindir.

(869)- Müslümanların Güzel Gördüğü Şeyler

Müslüman topluluğun yararına olan ve onlarca istihsân edilen ve benimsenen şeyler, sonradan da ihdâs edilse, bid'at-ı hasene olur ve güzeldir. İlişilemez ve dil uzatılamaz!

(870)- Bazı Din Adamları

Bazı din adamları bid'atlarla uğraşıyorum diye, dinin furûâtının incelikleriyle o kadar meşgul oluyor ki, beri tarafta adam namaz kılmıyor,  içki içiyor, kumar oynuyor!.. Hâsılı en kuvvetli farzları terkedip, en şiddetli haramları işliyor da görülmüyor! Nerde dal-budak mesâbesinde meseleler varsa onlarla uğraşılıyor!

(871)- Câmi Dışındaki Ahvâli Nazara Almamak

Câminin dışında ne olursa olsun, câmiye giren herkese sâlih nazarıyla bak! Dışardaki ahvâli seni ilgilendirmesin.

(872)- Yerine Göre Nasihat

Temizliğine, tahâret ve nezâfetine dikkat ederek namazı kıldırırsın; yerine göre nasihat edersin.[113]

(877)- Hastalık Bulaşması da Allah'ın İzniyledir

Her şeyde olduğu gibi, sârî hastalıkların sirâyetinde de tesir Cenâb-ı Hakk'a aittir. Cenâb-ı Hak tesir vermedikçe, birlikte olmakla, temas etmekle hiçbir sârî hastalık geçmez. Tevekkülün zirvesine ulaşanlar, sârî hastalıklılarla yiyip-içip birlikte oturabilir, yatabilirler. Fakat bu makamda pek az kimseler at oynatabilirler!

(878)- Hacer-i Esved'le Aşı Olunmak!

Her sene yüzbinlerce müslüman Haceru'l-Esved'i istîlamla, ona elini ve yüzünü sürmekle çeşitli mikropları o taşa bulaştırıyorlar! İstîlam ile de mikroplar istîlam edenin bünyesine geçiyor. Dolayısı ile aşı olmuş oluyorlar! Çeşitli hastalıklar bu sayede zâil oluyor!

(879)- Câmilerin Tozu da Şifadır!

Peygamber (s.a.) Efendimiz: "Medîne-i Münevvere'nin tozu şifadır" buyurdular. Hem, câmilerin tozu dahi şifadır; sakınmamak lâzım.

(323)- Kemâlâta Karşı Sevgi 

Beşerde kemâlâta karşı bir muhabbet vardır.

(325)- Tasvîr ve Tasavvur 

İslâm'da tasvîr menolundu. Tasavvurun men'i hakkında bir delile ulaşılmadı.

(328)- Kâbe'nin Sureti

Kâbe'nin suretidir bu; hakîkat-ı Kâbe, bütün hakâikın fevkindedir. Hakîkat-ı Kâbe dünyadan değildir.

(344)- Mâneviyâta Hürmetsizlik Olur!

Maddiyatta şiddet peydâ etmiş, gabî ve kaba kimselere, mâneviyyâtın inceliklerinden bahsetmek, mâneviyyâta hürmetsizlik olur.

(348)- Kemâlât Sevdası

Kendi kendimize ne zaman kemâlât sevdasına yeltenirsek helâk oluruz.

(364)- Bu Âleme Geliş Nedenimiz

İnsanların bu âleme gönderilmelerinin sebebi, haklarında hüccet ikâmesi içindir.

(363)- Nur ve Zulmet 

Nur ve nurânî olan şeyler fevkânîdir. Zulmet ve zulmânî olan şeyler tahtânîdir.

(352)- Bu Zamanda "Niyetim Hâlis" Demek Yetmez!

Bu zamanda, "Yolum müstakîm; niyetim hâlis; gayem ulvî" diyerek yola çıkmak kifâyet etmiyor. Çünkü mânevî trafik, maddî trafikten daha karışık.

(355)- Emr-i bi'l-ma'rûf Yapmada Usûl

Emr-i bi'l-ma'rûf nehy-i ani'l-münker yapacak kimsenin, kendini üstün, karşısındakini hakîr görmemesi lâzımdır.

(357)- Ezan Davettir

Ezan, Rabbimizin huzuruna bir davettir. Davet olunmadan huzura girilmez.

(358)- Yavuz Sultan Selim Han Hazretleri

Yavuz Sultan Selim, Kâhire'yi fethinden sonra hicrî 922'de, Halîfe Mütevekkil Alâllâh hilâfet-i İslâm'ı Sultan Selim'e ifrâğ eyledi. Mekke şerifi Ebû'l-Berekât  da, emânet-i mukaddeseyi gönderip biat etti.

(359)- Şerifler ve İstanbul'daki Hilâfet Merkezi

Şerifler mânen İstanbul'u; İstanbul da maddeten şerifleri desteklerdi. Her sene Medîne-i Münevvere'deki Hâşimî soyundan 300 kişiye hediyeler gönderirlerdi. Bu hediyeler, sürre alayları tarafından törenle götürülür; hediyelerin neler olduğunu götürenler dahi bilmezdi. Çünkü hepsinin ağızları mühürlü olurdu. Onları ancak, oradaki şeriflerin reisleri açabilirdi.

İngiliz kâfiri Arapları: "Şerif sizden, halîfe onlardan olmaz; hilâfet de sizin hakkınız" diyerek kandırdı; Osmanlılara karşı kışkırttı. Halbuki İngilizlerin gayesi İmparatorluğu parçalayıp, petrolü elde etmekti.

(361)- Alışverişte 28 Mesele

Bey-i şirâda yirmi sekiz mesele vardır. Hz. Ömer (r.a.) bu meseleleri, yeni ticarete başlayacak olanlara sorardı. Şayet bilirlerse izin verir; bilmezlerse men ederdi.

(362)- Ehl-i Dünyanın Dikkatine!

Ehl-i dünya, zevk ve sefahatlarının devamını istiyorlarsa, ehl-i Kur'ân'ı desteklemeye mecburdurlar. Çünkü Kur'ân'ın nuru giderse, onlar da rahat edemezler; zevklerini yaşayamazlar.[114]

(293)- Azîz Kim?

Din azîzdir; dindar da!

(522)- Ashâbın Sanatı

Ashâb-ı kirâmın sanatı cihattı.

(563)- Mazlûmen Katlolan

Mazlûmen katlolanlar şehîd-i mânevîdir.

(587)- Eşsiz Din İslâm 

İslâmiyet, emsalsiz bir din olarak başladı; yine emsalsiz olarak seyrini tamamlayacak. Mebde ile müntehâ ittisâl edecek. Ondan sonra kıyâmet kopacak.

(616)- Tokat Yemek

Tokat yemeden terbiye görülmez.

(620)- Kastamonu İmâm-Hatip Okulu 

Kastamonu İmâm-Hatip Okulu'nda ilk dersi ben başlattım; şimdiki karakolda.[115] Orası mektebin müştemilâtındandır. Mevlevî dergâhıydı. İlk resmî dersi de Müctebâ Bey[116] başlattı.

(641)- Bitkilerin Tesbîhâtı ve Faydası

Kabrin etrafı ağaçlandırılırsa iyi olur. Mezarlıktaki nebâtâtın tesbîhâtından, kabirdekiler istifâde eder.

(445)- Zemzemi Doya Doya İçmek

Herkes zemzemi doyasıya içemez. Zemzemi doya doya içmek saâdet alâmetidir.

(697)- Zemzemi Soğutmamak

Zemzemi ılık içmek güzeldir.[117]

(457)- Cansız Denilen Cisimlerin Durumu

Câmid denilen ecsâmda da hayat mevcuttur. Yalnız onlardaki hayat bâtındır.

(462)- Medîne Toprağı

Medîne toprağı şifalıdır. Husûsan Aleyhi's-selâm Efendimizin kabr-i saâdetlerinin yakınındaki toprak. Çünkü, toprakta iletme kabiliyeti vardır. Cilt ve deri hastalıklarına sürülürse tedavi olur.

(464)- Fırça Zararlıdır

Diş fırçası bidattir, zararlıdır. Husûsan kılı yutulursa çok zararlıdır. Misvak kullanmalı; misvak şifadır.

(480)- Câmilerin İmârı

Câmilerin îmârı ibâdetle, zikirle, ilim taallüm etmekle olur.

(487)- Hayatın Olduğu Yerde Rızk Da Vardır

Nerede hayat varsa, orada rızk da vardır. Çünkü rızk, idâme-i hayat içindir.

(488)- Aklın Sınırı    

Aklın da bir hudûdu vardır; ondan öteye geçemez.

(491)- Bazı Vurdum Duymazlara Ta'rîzi

"Bize dokunmuyorlar" demek ne demek?!.. Öndekini bertaraf edince namlu, arkasındakinin göğsüne dayanır!

(505)- Herkesin İsm-i Âzamı

Herkesin ism-i âzamı da; Kur'ân'daki âyeti de ayrı ayrıdır.

(506)- Uyku 

Harpte uyku Rahmânîdir; namazda ise şeytânîdir.

(514)- Âhir Zamanda Emr-i bi'l-ma'rûf Yapanlar

Âhir zamanda, emr-i bi'l-ma'rûf - nehy- ani'l-münker yapanlar, merkep lâşesinden daha âdî görülecek!

(515)- Maddî ve Mânevî Sahada Yükselmenin Yolu

Tekâmül-i tedrîcî kanunlarına uyanlar, maddî-mânevî sahada terakkî ederler, saâdet bulurlar.

(679)- Haram Sel Gibi!

Helâlden rızk temini iyice güçleşti. Haram sel gibi akıyor!

(691)- Buğday Ekmeği

Buğday ekmeği bulunca katık istemez.

(716)- Tevfik ve Hizlân 

İnâyetin tevâlîsine, tevfik denir. İnâyetin kesilmesine hizlân deniliyor. İnâyetin tevâlîsi, takvâ nisbetindedir. Fâsıklar, fıska düştükçe hizlâna uğrarlar.

(746)- Altının Korunması?

Altını muhâfaza için, bal mumundan kaplanmış bir muşamba içine konursa, cinler ilişemezler.

(748)- Şeyh İbrahim Efendi (g.s.)

Hz. Pîr Efendimizin türbesinde en son yatan, Bolulu Şeyh İbrahim Şevkî Efendidir. Hadiste de âlim bir zât idi.

(759)- Bu Arz (Dünya)

Cenâb-ı Hak bu arzı, dirilerimize de, ölülerimize de kâfî kıldı. Suyun temizleyemediğini toprak; toprağın temizleyemediğini ateş temizler.

(761)- Nifak Alâmeti Taşıyanlar?

Bir kimsede nifak alâmetlerinden bazısı bulunuyorsa, o kimse için mahzâ münâfıktır denilemez. Ancak, nifak vasıflarından şu şu alâmetler var diyebiliriz. Zira o vasfı bilerek mi, yoksa cehâletten dolayı mı yapıyor bilmiyoruz.

(766)- Üstâdın Kardeşlik Ölçüsü?

Üstâd, günâh-ı kebâiri terkedeni, ferâizi işleyeni âhiret kardeşliğine kabul etti.

(785)- Sarhoşluk 

İnsanların hepsi sarhoştur; ölünce, kabir tahtasına başını vurunca ayılacak!

(786)- Kuvve-i Câzibe ve Kuvve-i Dâfia

Allah insana kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfia vermeseydi, insan ne yiyebilir; ne de def-i hâcet yapabilirdi. İkisi de insana lütuftur.

(788)- Örümceğin Tevekkülü

Örümcek mütevekkil bir varlıktır. Ağını kurar, başında bekler; sinek gelir ağa takılır. Örümcek de gider avını alır. Mütevekkil bir mahluk olduğu için avını aramaya çıkmaz; avı onun ayağına gelir.

(789)- Böcekler ve Haşerât 

Böcekler, haşerât… cünûdullahtır. Öldürmek, üzerlerine fazla düşmek iyi değildir. Şerlerinden Allah'a sığınmalı. Zararlarından, onları yaratana, idâre edene sığınırsak onlardan korunmuş oluruz. (?? ??? ????) "Küllü mudırrın yuktel" kâidesince, her zararlı öldürülür; ama, zararı tahakkuk ettikten sonra öldürmeye izn-i şer'î vardır.

(797)- İstîdâtların İnkişâfı

Tecrübe ve imtihan, istîdâtların inkişâfına; istîdâtların inkişâfı ise emr-i nisbî denilen, fıtratta dercedilen hakâikın inkişâfına, vucûd-i zâhirî giymesine sebeptir. İnsandaki istîdâtlar da, tecrübe ve imtihan neticesinde inkişâf ederler ve vucûd-i zâhirî giyerler.

(798)- İnsanın Lübbü

Nasıl çekirdeğin lübbü varsa[118] insanın lübbü de akıldır. Bunun için Cenâb-ı Hak Kur'ân'da: (?? ???? ???????) "Yâ uli'l-elbâb" diye hitap etmiştir.[119]

(799)- Değer 

Değer, cesâmete değil istîdâtlaradır. İnsan kendisinde bu istîdâtların olduğunu bildiği için emâneti yüklendi.[120] Peygamberler ve sıddîkîn, o emânetin hakkını bizâtihî edâ ettiklerinden haklarında zulüm ayn-ı adâlet; cehl ayn-ı ilim oldu. Ama kâfirler hakkında böyle olmadı. Onlar emânetin hakkını edâ edemediklerinden, hakîkaten zalûm (pek zâlim) ve hakîkaten cehûldurlar (pek câhildirler).

(808)- Bir Gün Gelecek…

İnşallah bir gün gelecek, nüfus kâğıdına bile bakılmayıp; "Müslüman mısın? Haydi geç…" denilecek. Başka bir şey aranıp sorulmayacak.[121]

(219)- Üç Bayramımız

Bizim üç bayramımız birbirine tevâfuk etti: 1) Ramazan bayramı 2) Cuma günü; müminlerin bayramı 3) 29 Mayıs, İstanbul'un fetih günü.[122]

(234)- Risâle-i Nur Dâvâsı

Risâle-i nur, iman ve Kur'ân dâvâsıdır. Bu dâvâ, bütün mâcerâların fevkınde kalsın. İltibâs yakışmıyor. Üstâd, kabrinde rahatsız oluyor.

(240)- Bâtınîlik ve Hurûfîlik 

Ulemâmız, Hurûfîliği ve Bâtınîliği reddetti. Zamanında Risâle-i nur talebelerine söyledim: "Risâle-i nurun müteşâbihât ve cifre ait kısımları saklansın, muhkemât kısmıyla meşgul olunsun." Fakat sözümü tutmadılar.[123]

(242)- Yahudiler  

Yahudiler hayâsızdır. Allah'a (c.c.) iftira ettiler. Cimridirler, tamahkârdırlar, korkaktırlar. Bi-ğayri hakkın enbiyâyı katlettiler. Onun için lânete müstehak oldular.

(251)- Büyük İftira 

Sahâbe-i kirâma yalan isnâd etmek büyük iftirâdır. Çünkü yalancılara lânet eden âyetleri ilk işiten ve ilk muhâtap olanlar, sahâbe-i kirâmdır. Sahâbîler, bu âyetler karşısında titremişlerdir.

(256)- Uzak-Yakın Fark etmez

Habl-i muhabbet kopmadıkça, iştiyak harâreti sönmedikçe, uzakta olmuş, yakında olmuş fark etmez.

(257)- Fıtrattan Olan On Şey

On şey fıtrattandır; İbrahim ('aleyhi's-selâm)'ın sünnetidir

  •                      ü         Bıyıkları kesmek
  •                      ü         Sakal-ı şerifi hâli üzere bırakmak
  •                      ü         Misvak kullanmak
  •                      ü         Burnu su ile temizlemek
  •                      ü         Tırnakları kesmek
  •                      ü         Elleri yıkamak
  •                      ü         Koltuk altlarını temizlemek
  •                      ü         Kasıkları temizlemek
  •                      ü         İstincâ (tuvalet temizliği)
  •                      ü         Nikâhlanmak (Evlenmek)

(262)- Yeraltında Kalanlar

Almanya'da kömür madenleri altında kalanlara çok acıdım. O gece hasta oldum. Bir hindim vardı; o gece öldü. Büyükçe bir horozum var; o da o geceden beri hasta, ölümü bekliyor. Ben böyle kazalara çok üzülürüm. Hele yerin altında kalanlara... Hıristiyan bile olsalar!..[124]

(280)- İrtibatımız

İmâm-ı Rabbânî hazretleri: "İrtibatımız hubbîliğe dayanır" diyor.

(288)- Akıl İki Çeşittir

Akıl iki çeşittir  a)- Akl-ı meâş b)- Akl-ı meâd

Enbiyâ ('aleyhimü's-selâm) ve bi'l-umûm mü'minlerin akılları, akl-ı meâd; münkirlerin akılları ise akl-ı meâştır.

(391)- Küfrün Merkezi 

Küfür, bir merkezden idâre ediliyor!

(395)- Terakkî ve Tedennî İnsana Mahsustur

Terakkî ve tedennî insan içindir. Hayvanlarda terakkî yoktur.

(409)- İnsan, Nokta-i Merkeziyedir

Bütün kâinat insana bakıyor. Dairenin nokta-i merkezinde insan vardır. Her şey insana hizmet ediyor. Dairenin herhangi bir noktasından bir hat çizilse, merkeze uğrar geçer. Dairenin merkezi bozulursa, her şey bozulur. Pergel merkezden inhirâf edince, daire eğri-büğrü çizmeye başlar.

YARATILIŞLA İLGİLİ ÇEŞİTLİ MESELELER

(46)- Ahd-i Mîsak  

Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın sulbünden ihrâc edilen cüz-i lâ yetecezzâ halindeki zerreler bütün küre-i arzı istilâ etmişti. Her bir ruh kendi zerresiyle birleşti. Rabbimiz bu halde onlara: (???? ?????) "Elestü bi-Rabbiküm" diye hitapta bulundu. Bütün ruhlar: (????? ???) "Kâlû belâ" (Evet, sen bizim Rabbimizsin) cevabını verdiler.[125] Münâfık ve kâfirler dahi "Belâ" (evet) demekten başka kendilerinde mecal bulamadılar.

Elest bezmindeki o zerrecikler sonradan vakti gelince dünyaya gelen her çocuğun kalbine tevdî ediliyor.

(54)- İzdivaç Kanunu  

Kânûn-i izdivâç her şeyde cârîdir. Kânûn-i izdivâca tekâmül de dahildir.

(194)- Hz. Âdem ('aleyhi's-selâm)'ın Yaratılmasında Tedrîcîlik 

Âdem ('aleyhi's-selâm) gibi bir ferd-i kâmilin üzerinden bir devr-i kâmil geçti.

(345)- Neslin Kesilmesi, Üremenin Durması

Kânûn-i izdivâç bütün mahlûklarda cârîdir. İzdivaç kanununa riâyet edilmezse nesil kesilir.

(346)- Fâile ve Kâbile 

Allah Teâlâ her şeyi fâile ve kâbile vaziyetinde, erkekli dişili, çift olarak halk buyurdu.

(543)- Yaratılışın Neticesi

Hilkatin neticesi ubûdiyyet; ubûdiyyetin neticesi duadır.

(606)- Yaratmanın Nevileri Vardır

Cenâb-ı Hak, halketmetnin her çeşitine kâdirdir.

(454)- Hazîne-i İlâhî 

? "Doğal kaynak- tabii kaynak..." değil;

? "Beşerin ihtiyacı kadar, hazîne-i İlâhîden ihsân-ı İlâhîdir" demeli.

(456)- Bir Sûrette Bin Hakikat!

Bir sûrette bin hakikat vardır. Bir lafızda, meânîy-i adîde mevcuttur.

(481)- Arşın İhâtası

Semâ dâhil bütün avâlimi Arş ihâta etmiştir.

(497)- İnsan Bir Bütündür

İnsan bir bütündür; tecezzî-inkısâm kabul etmez.

(516)- Nizâm-ı Âlemin Bozulması

İnsan bozulmadıkça nizâm-ı âlem bozulmaz. İnsan, nokta-i merkeziyededir. Nokta-i merkeziye inhirâf ederse, pergel daireyi eğri-büğrü çizmeye başlar. Her fert, kendini nokta-i merkeziyede bilip ona göre hareket etmeli.

(689)- İnsan Mûnis Yaratıldı

Hak Teâlâ insanı mûnis halketti; önce yabancılık hissetse de çabuk alışır.

(802)- Âlemin Kıdemine Kâil Olanlar

Eski hukemâ, âlemin kıdemine kâil oldular.[126] Ulemâ-i İslâm ise, Cenâb-ı Hakk'ın âlemi, cüz-i lâ yetecezzâ olan[127] cevher-i ferdden halkettiğini ve hâdis olduğunu isbât ettiler. Hukemâ, semâvâtın hark ve iltiyâmını[128] da kabul etmezlerdi. Halbuki şimdi aya gittiler. Yoğun, kaba-saba adamların aya gittiğini kabul ediyorlar da; bütün vucûd-ı şerifleri nurâniyyet kesbetmiş olan Peygamberimiz'in Mirâcı'nı neden kabul etmiyorlar?!

(377)- Ahd-i Mîsak Anında İnsan Zerreleri

Ahd-i mîsak anında Âdem ('aleyhi's-selâm)'dan çıkan zerreler, küre-i arzı tamamen doldurmuştu. Birinci safta enbiyâ; ikinci safta evliyâ ve mü'minler; üçüncü safta ise münâfık ve kâfirlerin ruhları bulunuyordu. Cenâb-ı Hak; enbiyâya, evliyâya ve mü'minlere Cemâl tecellîsinde bulundu. Onun için: (???? ?????) "Elestü bi-Rabbiküm" (Ben sizin Rabbiniz değil miyim?) hitâbına tav'an (boyun eğerek) (???) "Belâ" (evet) dediler.[129]

VATAN-MİLLET SEVGİSİ

 (13)- Mefâhirlerimiz  

Mefâhir-i Dîniyye'yi (dînî değerleri), mefâhir-i milliyyeyi (millî değerleri) ve vatanı muhafaza için tâlim- taallüm etmek, askerlik yapmak da lâzım.

(187)- Onda Dokuzu Türklerde 

Cenâb-ı Hak, muhafazakârlığın onda dokuzunu Türk milletine vermiş. Bu, Allah'ın bu millete bir lutf-u İlâhîsidir.[130]

(349)- Milliyetin Gelişmesi İslâmiyet'in Gelişmesi Demektir

Milliyetimiz gelişirse, İslâmiyet gelişir.

(350)- Önce Millî Bünyenin Islâhı

Her millet evvelâ kendi millî bünyesini ıslâh etmeli; sonra İslâm milletleri el ele vermeli. Çünkü kendi başına ayakta duramayan kimseler, el ele verince daha çabuk yıkılırlar ve düşerler!

(531)- Nikâh ve Zinâ 

Dinimiz nikâhı helâl; sifâhı (zinâyı) haram kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifâhtan gelenler, emîn değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.

(547)- Bir Milletin Birbirleriyle Uğraşması

Bir milletin parçalanması, birbiriyle uğraşması âfettir. Bütün bu parçalanmalar, münâzaa neticesindedir; Kur'ân'ın irşâdından uzaklaşma neticesindedir.

(643)- Bu Memleketi Beğenmeyenler

Bu memleketi beğenmeyenler, abâsını omzuna alıp, beğendiği yere gitmeli; fitne ve fesâda sebep olmamalı.

(398)- Anarşinin Kaynağı

Üstâd Denizli mahkemesinde: "Bu milletin dinle olan râbıtaları ve bağları çözülürse, o zaman anarşi olur!" demişti. O zaman: "Anarşi neymiş?" diyenler, şimdi bu hali görsünler!..

(411)- Din ve Milliyet 

Dinle millet, etle kemik, sırtla karın gibi birbirleriyle kaynaşmıştır. Kâbil-i tefrîk imkânı yoktur.

(669)- Her Fertte Millî Bir Sadâkat Lâzımdır

Millî bünye, bu bünyeden daha önemli, daha sağlam daha üstün ve daha câmîdir.[131] Bunun için her fertte millî bir sadâkat lâzımdır.

(670)- Vatan Şarttır

Vatan şarttır. Vatanı korumak; ırzını, namusunu ve dinini muhâfaza etmektir. Çünkü bunlar, vatanla muhâfaza olunur. Vatana hürmet, şühedâya, ecdâda hürmettir. Her günâh, her suç bağışlanabilir; ama vatana ihânet suçu başka! Vatana ihânet, nesilden nesle, batından batına intikâl eder.

ÇEŞİTLİ KUTSAL MEKÂNLAR

(74)- Haremeyn-i Şerifeyn 

 Medîne, "Harem-i Rasûl", Kâbe de "Haremullah"'dır.

(139)- Kastamonu'nun Fazileti

Seydişehir'li Şerafettin Efendi anlatıyor: Selmân-ı Farisî Hazretleri Şam ve Medîne'ye doğru giderken Kastamonu'ya uğramış. Bugünki Nasrullah Câmii'nin yerinde bir nur görmüş.

Şeyh Şerafettin Efendi Kastamonu'da 17 bin evliyâ yattığını söylüyor.

(140)- Kastamonu'nun Fazileti  

Medîne-i Münevvere'den gelen hac delîli Şeyh Osman Efendi [132] buraya gelince: "Burası, küçük Medîne-i Münevvere " dermiş.

(141)- Kastamonu'nun Fazileti  

Taşıyla-toprağıyla mübârektir bu Kastamonu. Mekke silsilesine bağlıdır. Buradan oraya yol vardır.

(175)- Asyada Türk İlim Merkezleri

Türkistân , Buhâra , Semerkant ... Bu beldelerin hepsi Ehl-i Sünnet ve Mâturîdî idi. Onlara bâtıl mezhepler bile girmemişti. Kızıl kâfirler oraları hep mahvettiler.

(183)- Kastamonu'nun Namazgâhı

Bir belde ilk feth olununca ilk namaz kılınan yere namazgâh denir. Kastamonu'nun namazgâhı Gazipaşa mektebinin olduğu yerdir. Şimdi orada yalnız çeşme kalmış. Namazgâhta Cuma ve bayram namazları kılınırdı.[133]

(749)- Mekke ve Medîne Silsilesi

Mekke ve Medîne cebellerinin silsilesi Anadolu'da devam ediyor; Üsküdar 'a kadar geliyor. Kastamonu bu silsileye dahildir.

(263)- Mekke ve Medîne'nin Dua Alması

İbrahim ('aleyhi's-selâm), Mekke-i Mükerreme için dua ettiler. Rasûlullah (s.a.) Efendimiz de, Medîne-i Münevvere için dua ettiler. Medîne-i Münevvere Harem-i Rasûldür. Mekke-i Mükerreme ehli, İbrahim ('aleyhi's-selâm)'ın duası berekâtıyla; Medîne-i Münevvere ehli de Rasûl-i Ekrem Efendimizin duası berekâtıyla rızıklanırlar.

(387)- Eskiden Kastamonu'nun Muhâfazakârlığı

Eskiden bu Kastamonu böyle değildi; buraya nazar değdi. Altmış sene önce yaşamış olanlar, kabirlerinden kalksalar da şöyle bir baksalar; "Buraya ne olmuş, burası neresi?" derler ve tanıyamazlar.

(698)- Mekke'nin Havası

Mekke-i Mükerreme'nin havası lâtîf ve çok güzeldir; bir seviye gidiyor.

(699)- Arzın Kalbi

Mekke-i Mükerreme küre-i arzın kalbidir. Medîne-i Münevvere de, Mekke-i Mükerreme'nin kalbidir.

(700)- Kalpler

Kâbe Mekke-i Mükerreme'nin kalbi hükmündedir. Ayların kalbi, Ramazân-ı Şerif 'dir. Gecelerin kalbi, Kadir Gecesi 'dir. Kur'ân'ın kalbi de Yâsin-i Şerif'dir.

(708)- Harem 

Harem-i Şerif Kâbe'nin; Mekke Harem-i Şerifin; mîkât mahalleri Mekke'nin; yeryüzü de mîkât mahallerinin haremidir.

(745)- On Yedi Bin Evliyâ 

Seydişehirli Şeyh Şerâfeddin Efendi [134] Kastamonu'ya geldiği zaman, bir sohbetinde burada 17 bin evliyâ medfûn olduğunu söylemiş.

RÜYÂNIN HAKİKATİ İLE İLGİLİ SÖZLER

(12)- Rüyâ  

Rüyânın hakikati vardır; hayal değildir. Yalnız tâbir ister. Keşif ise te'vîl ister.

(159)- Onu (s.a.) Rüyada Görmek  

Rasûlullah (s.a.) Efendimizi rüyada şemâiline uygun olarak görmek, hakîkaten görmektir. Rüyada mahzûn ve mesrûr görülmesi, râîye bakan bir meseledir. Mesrûr görmesi, sünnetine ittiba' ettiğine; mahzûn görmesi, sünnete ittibada kusurunun ve noksanının bulunduğuna bir işarettir.

(212)- Mübeşşir ve Münzir Rüyâlar

Bazı rüyâ mübeşşirdir. Kişi uyandığı zaman ferahlık duyarsa, o rüyâ mübeşşirdir. Bazı rüya da münzirdir.

(611)- Her Şeyin Hayrını İstemek

Ne istersek hayırlı olmasını isteyeceğiz. İstihâre onun için meşrû oldu. İstihâre, rüyaya yatmak için değildir.

(229)- Bazı Rüyâ Tahlilleri ve Tâbirleri

Rüyâda camuş (manda) görmek cehenneme işârettir. Solucan görmek hasede; deve kîne işârettir. Haram, domuz sûretinde; zinâ kuğu; cehil zulmet; ilim, süt ve berrak su; iman nur; küfür zulmet şeklinde görünür.

(230)- Rüyâyı Ruh Görür

Rüyây-ı sâliha, hayalden ibâret değildir; hakîkatı vardır. Rüyâyı ruh görür. Ruh, cesetten tedbirini kısmen kesince, yükselmeye başlar, rüyâ görür. Ölümde tedbirini tamamen keser. Ruh gözüyle ruh görüyor; ruh gidiyor, ruh işitiyor ruh geziyor...

KADIN-ERKEK, EVLİLİK-ÂİLE HAYATI

(177)- Erkek ve Kadın 

Erkek küll'dür. Kadın ise erkekten bir cüz'dür. Kadının erkeğe meyli, cüz'ün külle olan meyli gibidir. Bunun için kadının erkeğe meyli, erkeğin kadına meylinden daha fazladır. Fakat kadında hayâ olduğu için bu meyli perdeler. Kadının meylinin çok olmasının bir hikmeti de, âile saâdeti ve neslin devamıdır.

(784)- İlmin Ortadan Kalkması

İlmin ref olması demek, ulemânın kalplerinden ilmin alınması demek değildir. Ulemânın inkırâzı ve terzîli sebebiyle ilim ortadan kalkacak. İlmin ref olması, cehlin zuhûru, kadınların çoğalması kıyâmet alâmetlerindendir.

(385)- Kadının Süslenmesi 

Kadında fıtraten kendini gösterme, beğendirme arzusu vardır. Kadın, zaîfedir; takviyeye muhtaçtır. Bunun için kadına, süslenme mübahtır. Fakat, evinde erkeğine karşı olmalıdır.

(386)- Erkeğin Süslenmesi 

Erkeğin süslenmeğe ihtiyacı yoktur. Erkeğin süsü; ciddiyeti, vakârı, sadeliği ve şecaatıdır.

(790)- Şehvetle Bakmak

İslâm, âilesinden başkasına şehvetle bakmayı haram kılmıştır. Kim olursa olsun, insana öyle bir duygu geldiği zaman, hemen uzaklaşmalı, başını aşağı eğmeli ve şu duayı okumalıdır:

????? ??? ?????? ????? ?????? ???? ??????? ?? ??????

"Allâhümme tahhir kulûbenâ vağfir zunûbenâ ve hassın cevârihanâ ani'l-harâm."[135] Başka türlü bakabilir; ama şehvetle, âilesinden başkasına asla! Kur'ân, gözlerinizi bağlayın dememiş; kirpiklerinizi indirin buyurmuş.[136]

(811)- Her Mümin Veliyyulahtır!

Tasdik nuruna mazhar olan her mümin velâyet-i âmme hasebiyle veliyyulllahtır. Kâmil velâyet ise, birçok şartlarla ancak tahakkuk eder. Hatta nikâh-ı sahîhten gelmesi bile şarttır.

(531)- Nikâh ve Zinâ 

Dinimiz nikâhı helâl; sifâhı haram kıldı. Nikâh-ı sahîhten gelen nesil, anasına-babasına, cemiyete, millete, vatana ve beşeriyete fayda verir. Sifâhtan gelenler, emîn değildirler, sır tutamazlar, hayâsız ve yalancı olurlar.

(89)- Nesnaslar  

Helâl-haram tanınmaya tanınmaya, nikâh- sifah bilinmeye bilinmeye, tevbe ve istiğfar edilmeye edilmeye hep nesnaslar[137] çoğalıyor.

(94)- Kur'ân Fârıktır  

Kur'ân fârıktır; hakkı-bâtılı, meleği-şeytanı, nikâhı-sifahı, helâli-haramı tefrik ederek yaşayalım.

MEHMET FEYZÎ EFENDİ'NİN ŞAHSIYLA ALÂKALI KONULAR

KENDİ ÖZEL DURUMUNU ANLATAN SÖZLERİ

(5)- Mesleğimiz  

Bu fakir askerde nefer, sivil hayatta hiç imiş; mesleği ise gariplik, miskinlik imiş…

 (8)- Meslekî Mevsimler 

Bir zamanlar hubbî idik; sonra cübbî olduk. Şimdi de sükûtiyiz. İlerde türâbî olacağız. Hubbîlik suûbetli, cübbîlik sühûletli, sükûtîlik selâmetli.

 (24)- İştiyak Sözü  

Demler o demler; zaman o zaman idi!..

 (885)- Doğru İş Yapmak Müşkilleşti!

Bu zamanda, cemiyet içinde doğru iş yapmak pek müşkil hale geldi. Ben bu işi başaramadım; bu cemiyete ayak uyduramadım! Onun için de inzivâyı tercih ettim. Bu kadar eğrinin içinde doğru, ne yapsın ki! Şaşırıp kalmış! Yüzlerce eğrinin içinde bir tane doğru, minare kırığı gibi kala kalıyor! Allah işlerin sonunu hayır etsin! Âmin.

 (105)- İnsanın Kendine Hüsn-i Zannı  

Siz, benim hakkımda hüsn-i zan edebilirsiniz; ama ben, kendi hakkımda hüsn-ü zan edemem.

 (110)- Bazılarına Ta'rizi

Onlar minare şerefesinde; biz ise kuyu dibindeyiz. Kuyu dibinde olan, minare şerefesinde olanın işine karışamaz!..

 (111)- Liyâkatım

İlme, ulemâya muhabbet, meveddet ve saygıdan başka bir şeye liyâkatım yoktur.

 (135)- Bendeki İhtiyarlık  

Bende iki ihtiyarlık cem oldu. Biri, beşikten başlayan sun'î ihtiyarlık; biri de, hakîkî ihtiyarlık. Birbirine inzimâm edince beni hırpaladı.

 (178)- Hikâyet ve Şikâyet 

Hikâyet başka, şikâyet başka. Ben hâlimi hikâyet ediyorum; yoksa şikâyet etmiyorum.

 (190)- Enfiyeyi Bırakmak İstiyorum

Her abdest aldıktan sonra şu enfiyeyi bırakayım diyorum, yapamıyorum. Baş ağrısı hemen başlıyor.

 (192)- Kastamonu'da 1943 Zelzelesi

1943'deki zelzelede bu hapishânede idim.[138] O zamanlar hapishânede gece saat 12'den sonra ışıklar sönüyordu. Zelzele sırasında koğuşta yeşil bir nur zuhûr etti. O karanlıkta birbirimizi gördük. Zelzelenin sebebini sonradan öğrendim, 580 cilt kitabımı[139] evden kum arabalarıyla karakola almışlar. Karakolda da rasgele yığmışlar. Paspas yaparlarken kitaplara kirli ve paslı suları sıçratarak hürmetsizlik yaptılar. Onları bu halde görünce yüreğim parçalandı. Anladım ki, gazab-ı İlâhî ve anâsır hiddete gelmiş.

Allah Teâlâ bu milleti gazabıyla helâk etmesin. Âmin... 

 (202)- Muharrem Ayı

Ehl-i Beyt, Muharrem ayında çok ezâ ve cefâ çektiler. Bize de bir pay isâbet etti.[140]

 (864)- Babamın Hacca Gidişi

İstanbul'dan gemi ile hacca giden amcamı babam uğurlamaya gitmiş. Gemi hareket ederken amcam demiş:

? "Gel sen de bin."

Babam gemiye binmiş de inmeyivermiş! Biletleri kontrol eden kişinin de gözüne görünmemiş. Hâsılı, uğurlamaya giden kişi, hac vazifesini edâ edip gelmiş!

(231)- Hâfız Ali Efendi 

Denizli hapishânesinden çıkınca Üstâd, Selahaddîn Çelebi , Hâfız Emin ve ben, Hâfız Ali Efendi'nin mezarını ziyarete gittik. Üstâd eline bir kalem alarak Hâfız Ali Efendi'nin kabri başındaki tahtaya şöyle yazdı:

"Risâle-i nurun alemdârı, İslâmköylü Hâfız Ali"

(342)- Kâfile-i Evliyâya Dâhiliz

Biz de üveysî olarak kâfile-i evliyâya dâhiliz.

(525)- Kapıların Herkese Açık Tutulması

Mütevâziâne ziyaret edenler, maddî-mânevî terakkî ederler. Ziyaret edenlerin terakkîlerine engel olmamak için kapıyı kapatmıyoruz.

(551)- Boş Saman Sepeti Gibiyim!..

Boş saman sepeti gibiyim!.. Almışlar, bir köşeye koymuşlar... Edebinle burada otur, demişler...

(633)- Bir Tek Farkımız Var

Ehl-i dünya ile aramızda, dünyalık açısından bir tek fark var: Onlar, dünyanın peşinden gidiyor; benim ise peşimden geldi.

(617)- Öldük Dirildik!

Numûne Hastanesi'nde, merdiven başında öldük, dirildik![141]

(618)-Derviş Olsaydım

Eğer derviş olsaydım, dîvâneliği kabul edecektim. Ama talebe olduğumdan ve izzet-i ilmiyyeye zarar vereceğinden, kabul etmedim.

(621)- Şahsıma Yapılan Haksızlıkları Helâl Ettim

Benim yüzümden ne dünyada, ne de âhirette kimseye zarar gelmesini istemem. Şahsım nâmına neler yaptılarsa hepsini helâl ettim. Ama ilme ve ulemâya ait haklara karışamam.

(620)- Kastamonu İmâm-Hatip Okulu 

Kastamonu İmâm-Hatip Okulu'nda ilk dersi ben başlattım; şimdiki Karakolda.[142] Orası mektebin müştemilâtındandır. Mevlevî dergâhıydı. İlk resmî dersi de Müctebâ Bey[143] başlattı.

(647)- Bizim İrtibâtımız

Bizim irtibâtımız muhabbet; nisbetimiz in'ikâs üzeredir. Muhabbet bağı kopmadıkça, iştiyâk ateşi sönmedikçe, uzaklık-yakınlık fark etmez.

(266)- İnzivâmın Sebebi  

Eve çekilmemdeki asıl niyetim şu idi: Kitaplarımla baş başa kalayım; cehlimi izâle edeyim. Sonra hizmet için çıkmak îcâb etti.[144] Halimiz, ne inzivâya ne de ihtilâta benziyor; berzahta kaldık.

(268)- 1960 İhtilâlinde

1960 ihtilâlinden sonra günde iki defa olmak üzere 35 gün karakola imza vermeye gittim. Âyetü'l-kübrâ , Münâcât , Âyet-i Hasbiye risâleleri Kastamonu'da telif edildi.

(272)- 1966 Haccı (İlk Hacları)

1966 haccına, Medîne-i Münevvere'de 120 yaşındaki baş türbedâr Câfer-i Sâdık Efendinin buraya gönderdiği bir işaretle gidildi.[145] O zamanki tayyâre doğrudan doğruya Medîne'ye indi. Ondan sonraki haclarda Medîne'ye iniş olmadı. Oraya varınca bu zâtı soruşturduk; vefât ettiği söylendi. Eylül'de türâb-ı şerif geldi; Mart'da hacca gidildi.[146]

(273)- Kendisine "Kalaycı Mehmet Efendi" Denilmesinin Nedeni  

Mektepten babasının dükkânına geldikleri zaman karşılarında Hüseyin Usta ismindeki yaşlı bir kalaycı dikkatlerini çekermiş. Bu zattan çok hoşlanırlarmış. Hareketlerini çok beğenirlermiş. Dükkânın yanı başında dikilir, onun yaptığı şeylere dikkat edermiş. Bakmış, görmüş ki, o kaplar gümüş gibi kalaylanıveriyormuş. Bunlara günlerce dikkat etmiş. Sonra çok kirli kapları, evvela kuvvetli ateşte yaktığını; az kirli olanları da kumla yıkattırdığını görmüş. Eğer kaplarda eğrilik, yuğruluk ve delik varsa, örs üzerinde onları bir güzel düzlediğini müşâhede etmiş. Hiçbir kir ve düzensizlik kalmayınca da âheste bir ateşte pamukla, erimiş kalayı sürdüğünü izlemiş. Bu durumu hemen her gün seyredermiş. Daha sonra kendisi de bir körük yapıp tatbîkatta bulunmuş. İşte bunu için, kendisine muhitinde Kalaycı Mehmet Efendi denilmiştir. Fakat, bir hiss-i kable'l-vukû' ile, ilerde tasavvufa merak edeceğinin, (?????? ????? ??????) "ez-Zâhiru unvânü'l-bâtın" fehvâsınca bir belirtisi olmuştur. Çünkü erbâbına mâlûmdur ki, tasavvufta tahliyye (noktalı hâ ile)[147] ve tahliyye (noktasız hâ ile),[148] mühim bir umdedir. Tevbe, inâbe, evbe gibi esaslar önemlidir.

Sonraki hayatında, uzak-yakın kimseler tarafından kendisine Mehmet Feyzî denilmesi, üstâzı Bedîüzzaman hazretlerinin Feyzî tesmiyesiyle şöhret bulmasındandır.

(274)- Bir de Postekiden Sakal Yapalım!

Sarık ve cübbeyi "kisve-i ulemâdandır" diye çok sevdiğinden, dayısı ( Allâme Efendi 'nin icâzetli talebesi) Ali Efendi latîfe yaparak:

? "Oğlum! Sadece sarıkla-cübbeyle olmaz, bir de postekiden sakal yapıp yüzüne yapıştıralım da tamam olsun!" dermiş.

(275)- Sen "Emîr"sin; Yeşil Saralım!

Vâlidesi Hâfıza Âişe hanıma sarık sardırır ve fakat bir türlü beğenmezlermiş! Anneleri de bu işten usanarak:

? "Oğlum oldu işte, tamam artık! Hem sen emîrsin; yeşil saralım" derlermiş.[149]

(390)- Bu Günkü Fitne ve Fesat Ortamına Sebep Olanlar

Bu işler olduğu zaman, siz dünyada yoktunuz. Biz ise, elimiz ermez-gücümüz yetmez bir haldeydik. Mesûl olanlar hesâbını versinler!

(402)- İstirahat İhtiyacı

İnsan ihtiyarlayınca, istirahata ihtiyaç hissediyor. Gençlikte yorulma nedir, bilmezdik!

(404)- Yeryüzündeki Bütün Hatalar

Yeryüzündeki bütün hatalar, bütün suçlar benim!..

(687)- Bütün Kusurlar Benim!

Dünya üzerinde ne kadar kusur, ne kadar zaaf varsa hepsi bu fakirin üzerinde temerküz etmiş!

(688)- Kimseye Bir Şey Soramam

Kimseye bir şey sormak haddim değil, soramam! Mahcup bir vaziyette, hayâ içinde yaşıyorum!

ÜSTÂD BEDÎÜZZAMAN VE RİSÂLE-İ NUR

(231)- Hâfız Ali Efendi 

Denizli hapishânesinden çıkınca Üstâd, Selahaddîn Çelebi , Hâfız Emin ve ben, Hâfız Ali Efendi'nin mezarını ziyarete gittik. Üstâd eline bir kalem alarak Hâfız Ali Efendi'nin kabri başındaki tahtaya şöyle yazdı:

"Risâle-i nurun alemdârı, İslâmköylü Hâfız Ali"

(232)- Hâfız Ali'nin Kerâmeti

Üstâd hazretleri Barla'da, bir mübârek gecede dua ederken Hâfız Ali Efendi'nin âmin dediğini işitiyorlar.[150] Üstâd yanındakilere:

? "Benim duyduğumu siz de duyuyor musunuz?"

diye soruyor. Onlar da, bu sesi işittiklerini söylüyorlar. Hâfız Ali Efendi şehîddir. Hem gurbette, hem mahbûs, hem hasta, hem de hastalığı ölümle neticeleniyor.

(234)- Risâle-i Nur Dâvâsı

Risâle-i nur, iman ve Kur'ân dâvâsıdır. Bu dâvâ, bütün mâcerâların fevkınde kalsın. İltibâs yakışmıyor. Üstâd, kabrinde rahatsız oluyor.

(398)- Anarşinin Kaynağı

Üstâd, Denizli mahkemesinde:

? "Bu milletin dinle olan râbıtaları ve bağları çözülürse, o zaman anarşi olur!"

demişti. O zaman: "Anarşi neymiş?" diyenler, şimdi bu hali görsünler!..

(607)- Risâle-i Nurlarda Ölçü 

Üstâd Hazretleri, Risâle-i Nurları Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat akîdesi üzere; kavâdi-i Ehl-i Sünnet'i esas tutarak  kaleme almış, ondan kıl kadar inhirâf etmemiştir.

(766)- Üstâdın Kardeşlik Ölçüsü?

Üstâd, günâh-ı kebâiri terkedeni, ferâizi işleyeni âhiret kardeşliğine kabul etti.

(783)- Usûl ve Fıkıh İlmi

Üstâd: "Fıkıhta Şâfiî fıkhı üstündür; usûlde ise Hanefî usûlü üstündür." derdi.

(820)- Enbiyânın Velâyetleri ve Risâletleri

Enbiyânın kendi zâtlarına mahsûs olmak üzere, velâyetleri nübüvvetlerinden üstündür. Üstâd Hazretleri de: "Enbiyânın velâyetleri, risâlete inkılâb etti." derdi. Herkesin kendine göre bir görüşü var; o da bu görüşteydi.

(854)- Üstâdın İlmi

Üstâd Hazretlerine, kesbî ilimlerden başka, üveysî olarak da vehbî ilimler ihsân olunmuştu. İlmi üveysî olarak, İmâm-ı Gazâlî'den; o da üveysî olarak, Hz. Ali (r.a.) Efendimizden; Hz. Ali Efendimiz de, Rasûl-i Ekrem Efendimizden (s.a.) aldılar.

(222)- Risâle-i Nurları Nasıl Okumalı?

Risâle-i nurları tekrar tekrar okumak lâzım; sathî değil. Bütün duygular ve latîfelerle teveccüh ederek okumalı ki, her duygu, her latîfe hissesini alsın.

(240)- Bâtınîlik ve Hurûfîlik 

Ulemâmız, Hurûfîliği ve Bâtınîliği reddetti. Zamanında Risâle-i nur talebelerine söyledim  "Risâle-i nurun müteşâbihât ve cifre ait kısımları saklansın, muhkemât kısmıyla meşgul olunsun." Fakat sözümü tutmadılar.[151]

(78)- Kur'ân'da Teşbîh  

Kur'ân'da, fehme takrîb için, ma'kûlâtı mahsûsâta; mahsûsâtı ma'kûlâta teşbîh vardır ki ediplerce çok üstündür. Yanlış anlamamalı. Üstâz (r.a.) buna, "Tenezzülât-ı İlâhîyye ilâ ukûli'l- beşer" (İlâhî sırların beşerin akılları seviyesine tenezzülü) diyor.[152] Ben buna: "bel ilâ istitââti'l- beşeriyye"yi ilave ediyorum.



[1] "Gözler O'nu (Allah'ı) idrâk edemez (göremez)." Bkz. En'âm, 6/103.

[2] "Ne gözler, ne de insanın diğer organları Allah Teâlâ'nın Zâtı'nın, sıfatlarının ve isimlerinin künhünün hakikatini idrâk edebilir."

[3] "Bütün eşya esmânın; bütün isimler ise Zât’ın mazharlarıdır."

[4] Bkz. Said Nursî, Sözler, s. 362; Şualar, s. 124.

[5] Kur'ân'ı biz indirdik, biz! Onun koruyucuları da şüphesiz ki biziz." Bkz. Hicr,15/9.

[6] "Allah’a, O’nun (c.c.) murâdı vechile iman ettim" demektir.

[7] "Rasûlullah’a, Rasûlullah’ın kendi murâdı üzere iman ettim" demektir.

[8] Çünkü Efendimiz (s.a.) kâinatın en üstünü ve en faziletlisidir.

[9] Bütün vücutları bir tek göz ve bir tek kulak gibi olmuştur.

[10] Ruhların bedenden ayrılması, yani ölüm ânında.

* İlk baskıda 572. ile 573. söz arasında yer alan bu kısımda herhangi bir numara verilmemiştir.

[11] Bkz. Şâfiî, Müsned, s. 55; Buhârî, Edeb 27 (5662); İbn Hibbân, Sahîh, IV, 541 (1658); V, 503 (2131); Beyhakî, Sünen, II, 345 (3672).

[12] Eski felsefeciler ve tabiatçılar, evrenin ebedîliğini ve sonsuzluğunu iddia etmişlerdir.

[13] Parçalanma ve taksimi kâbil olmayan, cisimlerin en küçük parçası atomlar.

[14] Hark ve iltiyâm: Yırtılma ve kapanma.

[15] "Başıma bu dert geldi. Sen merhametlilerin en merhametlisisin." Bkz. Enbiyâ, 21/83.

[16] "Allah'ın ilk yarattığı şey benim nurumdur." Bkz. Nîsâbûrî, Tefsîr, III, 384, VI, 258; İsmail Hakkı, Tefsîru Hakkı, II, 54, III, 217, IV, 92, V, 477.

[17] "İnananlar ve takvâ sahibi olanlar…" Bkz. Yunus, 10/63.

[18] Efendi Hazretleri bu açıklamalarını 1970 yılındaki haccında Arafat’da vakfe sırasında bir sohbetinde yapmıştır.

[19] "Sabreden, sebat gösteren kazanır, gelişir ve kemâle erer." Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, el-Fütûhâtu'l-Mekkiyye, VII, 76, 161; Zemahşerî, Esâsu'l-belâğa, I, 458; Zebîdî, Tâcu'l-arûs, I, 1189.

[20] Bu mübârek zâtın dâvûdî bir sesi olduğundan, arkadaşları onun sesini hemen farkedermiş.

[21] "Her can ölümü tadacaktır." Bkz. Âl-i İmrân, 3/185; Enbiyâ, 21/35; Ankebût, 29/57.

[22] Temessül yoluyla.

[23] M. Feyzî Efendi'nin bu sözü Mehmet Feyzî Efendi'den Feyizler-8 adlı kitaptan eklenmiştir. (Bkz. "Melekût, Âsâr ve Keyfiyet" konusunun hemen öncesi.)

[24] Bu beyanlarını bazen de şu şekilde ifâde buyururlardı: "Çocuklardaki şu dört vasıf evliyâ ahlâkındandır..."

[25] Bu zât Eskişehir hapishanesinde üstâd Bedîüzzaman Hazretleriyle beraber bulunmuşlar. Kastamonu’da müridleri olduğu için, arasıra onları denetlemek, sohbet ve zikir yoluyla terakkî ve tasfiyelerini sağlamak amacıyla bu beldeye gelir-giderlermiş.

[26] Ahzâb sûresinin 72. âyetine işâret ediyorlar.

[27] "Kalplerinde maraz (hastalık) vardır." Bkz. Bakara, 2/10.

[28] Bkz. A'râf, 7/172.

[29] "Her can ölümü tadacaktır." Bkz. Âl-i İmrân, 3/185; Enbiyâ, 21/35; Ankebût, 29/57.

[30] Ahmaklıkla suçlayacaklar.

[31] Âhirette.

[32] Rabî' b. Habîb, Müsned, s. 23; Taberânî, Kebîr, VI, 185; Ebû Nuaym, Hılyetu’l-evliyâ, III, 255; Beyhakî, Şuabu’l-iman, V, 343; İbn Abdilberr, et-Temhîd, XII, 264.

[33] "Kazandıklarına karşılık olarak…" Bkz. Tevbe, 9/82, 95.

[34] Bakara, 2/10.

* Önceki baskılarda bu söz yer almamıştır.

[35] Bkz. A'râf, 7/172.

[36] Bkz. A'râf, 7/172.

[37] "Hayır! Öyle değil; bilakis onların kazanmakta (yapmakta) oldukları kötülükler, kalplerini paslandırmıştır." Bkz. Mutaffifîn, 83/14.

[38] Ahzâb sûresinin 72. âyetine işâret ediyorlar.

[39] "Dünya, müminin zindanı; kâfirin cennetidir." Bkz. İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, 129, no: 34722; Ahmed, Müsned, II, 323, no: 8272; Müslim, Zühd 1; İbn Mâce, Zühd 3, no: 4113; Tirmizî, Zühd 16, no: 2324.

[40] "Allahım! Kalbimi temizle, günâhımı bağışla ve azalarımı haramdan muhafaza buyur."

[41] "Dünya, müminin zindanı; kâfirin cennetidir." Bkz. İbn Ebî Şeybe, Musannef, VII, 129, no: 34722; Ahmed, Müsned, II, 323, no: 8272; Müslim, Zühd 1; İbn Mâce, Zühd 3, no: 4113; Tirmizî, Zühd 16, no: 2324.

[42] Cinsî münasebette bulunmayı kastederken.

[43] Bu tür çocuk, manevî açıdan bir nevi zinâ mahsulüdür.

[44] "…Bilâkis onlar (hayvanlardan da) daha  aşağıdırlar!" Bkz. Furkân, 25/44.

[45] Bir diğer ifadelerinde, şeytanın Zâtiyyât dışında her şeyi bildiğini, eğer Zâtiyyâta dair bilgisi olsaydı Müslüman olacağını dile getirmişlerdir.

[46] Feyizlerin yorumlarını içeren 2. Kitapta bu açıklamalar, adı geçen kitaptan nakledilerek tespit edilmiştir.

[47] Amelde olan mezhepleri kastediyorlar.

[48] Bildiğimiz dört mezhep: Hanefî, Şâfiî, Mâlikî, Hanbelî mezhepleri.

[49] (??? ??? ???? ???? ??????) "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn": "Biz Allah'ın (kullarıy)ız ve O'na döneceğiz" (Bakara, 2/156) anlamındaki âyet-i celîledir ki, Hz. Peygamber tarafından bizzat ifade edilmiştir.

[50] Risâle-i nur talebelerinden, Nur risâlelerini tanıtırken ve takdîm ederken, ilk etapta Sikke-i Tasdik-i Gaybî gibi cifrî kısımları ve mahrem konuları ortaya koyanları kastediyor. Halbuki bu durum, ilk bakışta Hurûfîliğe ve Bâtınîliğe benzediğinden muhâtabı ürkütüyor.

[51] "Kim kadere inanırsa, kederden emin olur."

[52] "Bu iş Allah'ın takdiri sonucu, ama benim hatamla olmuştur."

[53] "Bu iş Allah'ın takdiri sonucudur ve O'nun ikramıdır."

[54] (??? ??? ???? ???? ??????) "İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn": "Biz Allah'ın (kullarıy)ız ve O'na döneceğiz" (Bakara, 2/156) anlamındaki âyet-i celîledir ki, Hz. Peygamber tarafından bizzat ifade edilmiştir.

[55] "Kim kadere inanırsa, kederden emin olur."

[56] "Allahım! Kalbimi temizle, günâhı bağışla ve azalarımı haramdan muhafaza buyur."

[57] "Bu iş Allah'ın takdiri sonucu, ama benim hatamla olmuştur."

[58] "Bu iş Allah'ın takdiri sonucudur ve O'nun ikramıdır."

[59] Efendi Hazretleri bu tavsiyesini, imâmet görevi alan bir kimseye yapmıştır.

[60] Nesnas: Ruhen hayvanlaşmış, insan görüntüsündeki haylaz, yaramaz ve zararlı tipler.

[61] Allah’ın sevdiği bir kimsedir.

[62] Bkz. Ebû Dâvud, Edeb 50 (4900); Tirmizî, Cenâiz 34 (1019); İbn Hibbân, Sahîh, VII, 290 (3020); Hâkim, Müstedrek, I, 542 (1421).

[63] Ahzâb sûresinin 72. âyetine işâret ediyorlar.

[64] "Sabreden, sebat gösteren kazanır, gelişir ve kemâle erer." Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, el-Fütûhâtu'l-Mekkiyye, VII, 76, 161; Zemahşerî, Esâsu'l-belâğa, I, 458; Zebîdî, Tâcu'l-arûs, I, 1189.

[65] İhyâu Ulûmiddîn'in temelini oluşturan bu kitap, tasavvufta çok önemli bir kaynak eserdir. Efendi Hazretleri bu kitaba çok değer verirlerdi.

[66] "Hiçbir şey yoktur ki O'nu tesbih ediyor olmasın." Bkz. İsrâ, 17/44.

[67] Benzer ifadelerle bkz. Buhârî, el-Edebu'l-müfred, s. 124 (339-340); Müslim, Zühd 68 (3002); İbn Mâce, Edeb 36 (3742); Ebû Dâvud, Edeb 10 (4804); Tirmizî, Zühd 54 (2393, 2394).

[68] "Sabreden, sebat gösteren kazanır, gelişir ve kemâle erer." Bkz. Ebû Tâlib el-Mekkî, el-Fütûhâtu'l-Mekkiyye, VII, 76, 161; Zemahşerî, Esâsu'l-belâğa, I, 458; Zebîdî, Tâcu'l-arûs, I, 1189.

[69] İnnâ lillâh ve innâ ileyhi râciûn: "Biz Allah’ın kullarıyız ve O’na döneceğiz" (Bakara, 2/156) anlamındaki âyet-i celîledir ki, Hz. Peygamber tarafından bizzat ifâde edilmiştir.

[70] Bkz. Humeydî, Müsned, II, 447 (1033); Ahmed, Müsned, III, 466, IV, 45; Dârimî, Sünen, II, 323 (2541); Müslim, İman 164 (101); İbn Mâce, Ticârât 36 (2225).

[71] Dînî sorumluluk açısından.

[72] Yani, sadakanın sevabını iptal eder; aslını değil.

[73] "Meleklerin durduğu yer" yerine "Kur'ân'ın yoludur" ifadesi vardır. Bkz. Beyhakî, Şuabu'l-îmân, II, 382 (2219); Deylemî, Firdevs, II, 461 (3970).

[74] Tirmizî, Deavât 1.

[75] Efendi Hazretleri bu açıklamalarını 1970 yılındaki haccında Arafat’ta vakfe sırasında bir sohbetinde yapmıştır.

* İlk baskıda 572. ile 573. söz arasında yer alan bu kısımda herhangi bir numara verilmemiştir.

[76] Bkz. Şâfiî, Müsned, s. 55; İbn Hibbân, Sahîh, IV, 541 (1658); V, 503 (2131); Beyhakî, Sünen, II, 345 (3672).

[77] Tirmizî, Deavât 1.

[78] "Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Katından bize rahmet bağışla! Şüphesiz Sen, sonsuz bağışta bulunansın." Bkz. Âl-i İmrân, 3/8.

[79] İsrâ sûresi 80. âyetinin anlamı ile ilgilidir.

[80] Çekişme, atışma, dalaşma, kavga ve geçimsizlik.

[81] "Allahım! Yalnız Senin rahmetini umarım. Beni nefsime havâle etme. Senden başka Tanrı yoktur."

[82] "Hiçbir şey yoktur ki, O'nu tesbih ediyor olmasın!" Bkz. İsrâ, 17/44.

[83] Anlamı: "Allahım! Kalplerimizi arındır; günâhlarımızı bağışla ve organlarımızı haramdan koru."

[84] Bkz. Nur, 24/30-31.

[85] "Benim rahmetim her şeyi kuşatmıştır." Bkz. A'râf, 7/156.

[86] "Rahmetini dilediğine ayırır." Bkz. Âl-i İmrân, 3/74.

[87] Yoğun halde bulunan şeyler.

[88] İstinzâl: Yüce bir dereceye ulaşmış kimsenin görüşmek istediği rûhu kendi derecesine indirmesi ve kendi mertebesine çekmesidir.

[89] Urûc: Kutsî rûh sahibinin görüşmek istediği rûhun mertebesine çıkması, onun yanında yer almasıdır.

[90] Allah Teâlâ Hazretleri, bu âlemde bir şeyi yaratmayı murâd edince "Ol!" der, o şey de hemen olur. Bkz. Yâsin, 36/82.

[91] Anlamı: "Allahım! Kalplerimizi arındır; günâhlarımızı bağışla ve organlarımızı haramdan koru."

[92] Bkz. Nur, 24/30-31.

[93] "Hayır! Öyle değil; bilakis onların kazanmakta (yapmakta) oldukları kötülükler, kalplerini paslandırmıştır." Bkz. Mutaffifîn, 83/14.

[94] "Güzel davrananlara daha güzel karşılık, bir de fazlası vardır." Bkz. Yunus, 10/26.

[95] "Onların sevaplarına lutuf olarak verilen fazlalık" Bkz. Beyzâvî, Tefsîr, III, 11.

[96] Şu durumda bu bina, valilik binasının yanında yer almakta ve Kültür Sarayı olarak tekmil ve ıslah edilmiş durumdadır.

[97] Bu sayı o zamana göredir. Şu halde bu sayı en az yüz cilt daha artmıştır.

[98] Hatalı görmek ve suçlandırmak.

[99] Hocasıdır. Yani, ilgilenme, bilgilenmeyi gerektirir.

[100] "Rabbimiz! Bizi doğru yola erdirdikten sonra kalplerimizi eğriltme! Katından bize rahmet bağışla! Şüphesiz sen, sonsuz bağışta bulunansın." Bkz. Âl-i İmrân, 3/8.

[101] Özellikle ilmihal bilgisi. Zira bu ilim herkesin üzerine farz-ı ayndır. Tefsîr ve hadis ilmi ise farz-ı kifâyedir.

[102] A’râf, 7/172.

[103] İhyâu Ulûmiddîn’in temelini oluşturan bu kitap, tasavvufta çok önemli bir kaynak eserdir. Efendi Hazretleri bu kitaba çok değer verirlerdi.

[104] Eski felsefeciler ve tabiatçılar, evrenin ebedîliğini ve sonsuzluğunu iddia etmişlerdir.

[105] Parçalanma ve taksimi kâbil olmayan, cisimlerin en küçük parçası atomlar.

[106] Hark ve iltiyâm: Yırtılma ve kapanma.

[107] Tekessür: Çoğalmak. Efendi Hazretleri, önceki beyânında atomun eneji neşrettiğini belirtmişti.

[108] Tevessü: Genişlemek.

[109] "Oku! Senin Rabbin, kalemle (yazmayı) öğreten en büyük kerem sahibidir." Bkz. Alâk, 96/3-4.

[110] Bu tıbbî ve psikolojik tavsiyeler, kendisine garip şeylerin göründüğünü ve deli olmaktan endişe ettiğini söyleyen bir ziyaretçiye yapılmıştır.

[111] İsrâ sûresi 80. âyetinin anlamı ile ilgilidir.

[112] Efendi Hazretleri bu açıklamalarını 1970 yılındaki haccında Arafat’da vakfe sırasında bir sohbetinde yapmıştır.

[113] Efendi Hazretleri bu tavsiyesini, imâmet görevi alan bir kimseye yapmıştır.

[114] Çünkü Allah Teâlâ kâinatı onların başına yıkar; yani kıyâmeti koparır.

[115] Şu durumda bu karakol bir başka yere taşınmıştır. Binası yıkılarak, yeri okulun bahçesine katılmıştır.

[116] Merhum Prof.Dr. Müctebâ Uğur, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Emekli Hadis Öğretim Üyesi idi.

[117] Yani, kuyusundan çıktığı haliyle içmelidir. Buzdolabı ve benzeri yerlerde durdurarak içilen zemzem tabiî özelliğini kaybeder.

[118] Lüb: Asıl ve öz anlamındadır; çoğulu elbâb gelir.

[119] Kur’ân’da 16 yerde geçmektedir. "Ey akıl sahipleri!" anlamında kullanılmıştır.

[120] Ahzâb sûresinin 72. âyetine işâret ediyorlar.

[121] Efendim Muhammed Feyzî bu tebşîrli beyânını, Hac ibâdeti için çıkartılan zorluklar dile getirilince söylemişlerdir. Bu gün gelince, ne vize ne pasaport ve ne de nüfus kâğıdı sorulacak. O gün bu mübârek beldelere girmek için Müslüman olmak yeterli olacak.

[122] Bu söz 30.05.1987 tarihinde beyân olunmuştur.

[123] Risâle-i nur talebelerinden, Nur risâlelerini tanıtırken ve takdîm ederken, ilk etapta Sikke-i Tasdik-i Gaybî gibi cifrî kısımları ve mahrem konuları ortaya koyanları kastediyor. Halbuki bu durum, ilk bakışta Hurûfîliğe ve Bâtınîliğe benzediğinden muhâtabı ürkütüyor.

[124] Efendi Hazretlerinin bu üzüntüsü, insaniyet nâmına olup, din ve îman yoluyla ilgili değildir. Veya bu durum, kendi özel makâmı ile ilgilidir. Zîrâ, kendisi Vedûd ismine mazhardı.

[125] Bkz. A'râf, 7/172.

[126] Eski felsefeciler ve tabiatçılar, evrenin ebedîliğini ve sonsuzluğunu iddia etmişlerdir.

[127] Parçalanma ve taksimi kâbil olmayan, cisimlerin en küçük parçası atomlar.

[128] Hark ve iltiyâm : Yırtılma ve kapanma.

[129] A’râf, 7/172.

[130] Bu konuda Muhammed b. Müslim’den rivâyet edilen bir hadis için bkz. Taberî, Târîh, ??, 487 (?-V, Beyrut, 1407); Gümüşhânevî, Râmûzu'l-ehâdîs, 4140 nolu hadis.

[131] Efendim Muhammed Feyzî bu cümleyi: "Millî bünye ferdî bünyeden daha mühimdir" şeklinde de ifade buyururlardı.

[132] Efendi Hazretleri’nin akrabası olurmuş. Buraya geldikleri zaman amcası Hacı Mustafa Efendi’de kalırlarmış. Efendi’nin babası İzzet Efendi hacca gittiklerinde iki buçuk sene oradaki akrabalarında kaldığını söylemiş.

[133] Bazı büyük zâtların cenâze namazları da bu mahalde kılınırmış.

[134] Bu zât Eskişehir hapishanesinde üstâd Bedîüzzaman Hazretleriyle beraber bulunmuşlar. Kastamonu’da müridleri olduğu için, arasıra onları denetlemek, sohbet ve zikir yoluyla terakkî ve tasfiyelerini sağlamak amacıyla bu beldeye gelir-giderlermiş.

[135] Anlamı: "Allahım! Kalplerimizi arındır; günâhlarımızı bağışla ve organlarımızı haramdan koru."

[136] Bkz. Nur, 24/30-31.

[137] Nesnas: Ruhen hayvanlaşmış, insan görüntüsündeki haylaz, yaramaz ve zararlı tipler.

[138] Şu durumda bu bina, valilik binasının yanında yer almakta ve Kültür Sarayı olarak tekmil ve ıslah edilmiş durumdadır.

[139] Bu sayı o zamana göredir. Şu halde bu sayı en az yüz cilt daha artmıştır.

[140] Bir Muharrem ayının 22. Cuma günü banyoda düşmüşler ve sağ kolunda bir morarma görülmüştü. Bu hâdise esprili bir şekilde böylece dile getirildi.

[141] Ankara Numune Hastanesi'nde.

[142] Şu durumda bu karakol bir başka yere taşınmıştır. Binası yıkılarak, yeri okulun bahçesine katılmıştır.

[143] Merhum Prof. Dr. Müctebâ Uğur, Ankara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Hadis Öğretim Üyesi idi.

[144] Üstad Bedîüzzamân Hazretlerine hizmet amacıyla, onun yanına gitmişlerdir. Yedi sene onun ilim, hikmet, ahlâk ve faziletinden, bizzat hizmet etmek suretiyle istifade etmişlerdir.

[145] Ziyâ ismindeki Arap asıllı bir doktor, kendilerine Hz. Peygamber (s.a.)’in bizzat kabri içerisinden alınmış bir miktar toprak ile bazı emânetler getirmişler ve bunları mânevî bir işaretle Medîne-i Münevvere’de Ravza-i Mutahhara 'nın baş türbedârı Câfer-i Sâdık ismindeki bir şahsın yolladığını söylemiştir.

[146] Bu mübârek topraktan, çok az olmakla beraber bazı dostlarına da vermişler ve bu kimselere de bi-iznillâh hac nasîb olmuştur.

[147]  (?????)Tahliyye (noktalı hâ ile): Kalp içindeki yaramaz huyları ve hâtırâtı temizlemek ve kalbi bütün bu nevi şeylerden boşaltmak anlamına gelir. 

[148]  (?????)Tahliyye (noktasız hâ ile): Kalbi güzel huylar ve İlâhî sırlarla ezemek ve bezemek anlamındadır.

[149] Emîr: Hz. Peygamber (s.a.)’in soyundan olanlar için söylenilen bir tâbirdir. Efendi Hazretleri, hem anne hem de baba tarafından seyyiddirler; yani, Hz. Peygamber’in soyundandırlar. Allah Teâlâ himmet ve şefaatlarından mahrûm eylemesin, âmin. Seneler sonra Üstâzı bir kır gezisinde latîfe olarak "Nasıl seyyid oldunuz?" deyince o da, pek saf bir dille: "Yeşil sarına sarına!" diye cevap vermiş. Bunun üzerine Üstâz, bir müddet gülmüş. Sonra ciddi bir tavır takınarak: "Böyle meselelerde ana-babanın bir ihbârı kâfîdir." demiş. 

[150] Bu mübârek zâtın dâvûdî bir sesi olduğundan, arkadaşları onun sesini hemen fark edermiş.

[151] Risâle-i nur talebelerinden, Nur risâlelerini tanıtırken ve takdîm ederken, ilk etapta Sikke-i Tasdik-i Gaybî gibi cifrî kısımları ve mahrem konuları ortaya koyanları kastediyor. Halbuki bu durum, ilk bakışta Hurûfîliğe ve Bâtınîliğe benzediğinden muhâtabı ürkütüyor.

[152] Bkz. Said Nursî, Sözler, s. 362; Şualar, s. 124.