(Ses Dosyası mp3


GİTTİ EFENDİM

Bir mübârek geceye adım atarken
Gök kapıları dünyaya açıldı
Bölük bölük allı pullu melekler
KASTAMONU ufkuna birden saçıldı.

Çırptıkça kanatlarını feriştehler
Bulutlar dört bir yana dağıldı
Ellerinde yeşil yeşil bohçalar
Her tarafa misk ü anber dağıldı.

Duyulmuştu gönüllerde bir acı darlık
Sebebini bilemedik a dostlar
Gidiyormuş meğer beldemizden serdarlık
Edemedik takdir a dostlar.

Feyz’in etrafını sarmış melekler
Vermişler Yaratan’dan mutlu haberi
Ya MUHAMMED, vakit geldi demişler
Çağırmışlar RÛHUNA candan içeri.

Efendim suya sürmüş tenini
Sığayıp hazırlamış yenini
Oğlu kızı çağırırken ADEM’e
Girivermiş huzur dolu âleme.

Grafik için doktor tutarken kolunu
Yarılamış Efendim kutlu yolunu
Döndürerek MEVL’ya yönünü
Derkeylemiş nefesinin sonunu.

Ey bu MÎRAC’ın kutlu yolcusu
“Allah” de, gir artık yola demişler
İsm-i Celalin şerif kokusu
Sana yar olsun artık demişler.

“Lebbeyk” deyip boyun eğmiş Efendim
İsmail’ce vermiş HAKK’a boynunu
Açıvermiş cevher dolu koynunu
Teslim etmiş cân-u gönülden Efendim.

Beşâretler, işâretler gelirken
Bekler idi bir mübârek geceyi
Müezzinler ikindiyi gözler iken
Söyleyivermiş o aşk dolu heceyi.

Yaklaştıkça huzûra kabul saatleri
Artıyordu gittikçe neşeleri
Takır takır vurur iken kalpleri
Köz gibi yanardı yüz ve elleri.

“ALLAH” diyerek yürümüş CÂNÂN’a
Teslim etmiş ruhunu RAHMÂN’a
Selâm edip evlâd u ihvâna
Takvâ ile tavsiye etmiş Efendim.

Helâl etmiş cümle nâsa hakkını
Birleştirmiş uzaklarla yakını
Başlattı beldemize kutlu akını
Sefâ ile yürüdü HAKK’a Efendim.

Mîrac-ı NEBΒden ederken sohbeti
Duyarlar, duyururlardı kutlu hasreti
Sunardı yâranlara nisbet şerbeti
Afiyetler çekerek CÂNAN Efendim.

“Ağlayalım, inleyelim” diyerek
Hasret libaslarını giyerek
Tâ derinden âhlar çekerek
Koştu Gufrân’a MÜŞTÂK Efendim.

Gelince özlenen gece nihayet
Açıldı yollar, oldu selamet
Bir bütün ömrü, hepsi kerâmet
Girdi ummana daldı Efendim.

Feyizler saçıp ömrü boyunca
ÖMER’ler, SAİD’ler nurlu yolunca
Sıddık-ı EKBER SÂDÂT kolunca
Tuttu yolunu gitti Efendim.

Kemâliyle vâris oldu selefe
Sohbet nurlarını saçtı halefe
Aşk ve şevk ile hedefe
Attı okunu vurdu Efendim

Sen İSR’ya olunca ehil
Ref’ olup gitti, bilâddan cehil
İlm-ü irfânı bıraktın kefil
Marifetle uçup gittin Efendim.

Müjdeler vererek ehl-i İslam’a
Hidâyetler dileyip ehl-i hüsrâna
Adalet-i afvı her tür vicdâna
Serperek ekip gittin Efendim.

Sabr-u sebât dileyerek herkese
Zikrullah’ı katarak her nefese
Vedâ edip cândan şu kafese
Eyvallah deyip gitti Efendim.

Mü’minlere şefkat kanadın gerdin
Fitneden, fesattan kaçınız derdin
Dünyamıza RAHMET olarak geldin
Rahmetler saçarak gittin Efendim.

Feyzinle sıvardın azÎz vatanı
Zikrederdin dâim altında yatanı
Nefretle anardın vatan satanı
Vatanın koynuna girdin Efendim.

Din-i İSLÂM,VATAN, MİLLET ÜLKÜSÜ
Oldu gönüllerde visâl türküsü
HUBBÎLİK’le kurarak sevgi köprüsü
Geçip üstünden gitti Efendim.

Türlü dertliler gelince yanına
Şifâlar, feyizler işlerdi kanına
Umutlar içinde bakardı yarına
Müjdeler vererek gittin Efendim.

Sen ettikçe hakikatleri beyân
Gelirdi kalplere ervâhtan selam
Raks ederdi gönülde imân
Şen ve esenlikle gittin Efendim,

Nurlu elleri, tatlı sözleri
Sevgiler saçan şehlâ gözleri
Şefkatler yüklü ulu özleri
TURÂBÎ olup gitti Efendim.

Çocuktan bile vardı hayâsı
Her ânı, her yanı gönül sefâsı
Seçmişti O’nu Yüce Mevlâsı
SEÇKİNLER içinde gitti Efendim.

Bir takım cahiller etmiş cefâyı
Bulmuşlar hayatta türlü belâyı
Görünce O’ndan sıdk-u sehâyı
Vardılar yanına, aldı Efendim,

Sohbet-ü tedris ile geçti hayatı
Oldu kerâmet sabr-ü sebâtı
Dersler verdi âleme O’nun vefâtı
Kerâmetle girdi tabuta Efendim.

Bir SEBT ki, Musâ’nın günü
Alınca kara haberi unuttu dünü
Kalbime bir hüzün sürgünü
Dikti derinden gitti Efendim.

Yayıldı haberi cümle eflâke
Işık tuttu O’na “LEVLÂKE”
Yapıştı salına ins-ü melâike
Eller üstünde gitti Efendim.

Konulmuştu sarığı salına
Yakışmıştı tamca şanına
Nûrlar, kokular dört bir yanına
Dağılarak gitti cânım Efendim.

İlahî bir saltanat gemisi
Veya kutlu bir kervanın reisi
Edâsı ile çağırdı O’nu Rabbisi
Baş üstüne dedi gitti Efendim.

Uğurlar olsun ey mânâmızın  sultanı
Sen olasın dâim gönlümüzün yâranı
Rabbımızın katında dile bize gufranı
Kalblerimiz FEYZİN’de derman Efendim.

Bir mahşer-i suğra gibiydi defn günleri
Toplanmıştı ardında mânâ erleri
Esti ufuklardan RAHMÂN yelleri
Cümle âlemi okşadı gitti Efendim.

Bir RAVZA oldu kabri CENNET’ten
Akın etti yanına mü’minler gurbetten
Haberini alan vazgeçerek işretten
Toplandılar yanında, gitti Efendim.

Âşık idi Rasûl ile CEMÂL’e
Bunun için aldırmadı mâl-ü menâle
Nihayet Miraç’ta erdi visâle
Bereket üstüne bereket aldı Efendim.

Rabbın Rahmetiyle bakardı halka
Yönelirdi özüyle daima Hakk’a
Olmuştu gönlü hilm ile yufka
Rahmet-i Rahmân’a koştu Efendim.

Geçti Şa’ban, geldi işte Ramazan
Anıyoruz, arıyoruz sizleri her ân
Kabrinizden doğru eyleyiniz dermân
Kılıç gibi kınından çıkıp gitti Efendim.

Dururken safâ, verirken selâmı
Söyler iken müezzin kutlu kelâmı
Bakarım size sağda mı, solda mı
Gözden nihân olup gitti Efendim.

Yalnız gecelerim hasretle doldu
Yüzüm, gözüm bir acîb oldu
Güller bülbülsüz sararıp soldu
Bahara ererken gitti Efendim.

Gidince sizler, yer gök bulandı
Sahte kollar bir bir sıvandı
Dünya sizsiz zaten yalandı
Yalandan gerçeğe gitti Efendim.

Düşürme YÂRÂB bizi fitne fesâda
Olsun kalblerimiz dâim sefâda
Feyzinle birleştir dostları ukbâda
Yârandan ayrıldı gitti Efendim.

Olasın her dem sevdiğin NEBİ’yle
Perverde olasın hasbühâliyle
Bizleri de doyurun himmetleriyle
Himmetlere garkolup gitti Efendim.

Yanındasın MÛSA’nın her an yanında
Gözünde, kulağında, kalb ve kanında
Allah’ın Rahmeti yüce katında
HUZURA DALDI GİTTİ EFENDİM.
 

 

01 Ramazan 1409 / 7 Nisan 1989
MUSA ÖZDAĞ  El-Garîb el-Habîb