KUTLULARLA SOHBET

Öyle hüzünlüyüm ki bu gece yine, gözlerim gönlüm uyumak istemiyor. Ey mânâ iklimimizin kutlu Güneşi, öylesine hasret doluyum ki size bu duygu anlatılır gibi değil. Yüreğim adeta çatlarcasına atıyor, ruhum küçücük bir kafese konmuş kuş gibi çırpınıyor. O feyizler, nurlar, hikmetler yüklü sohbetlerden bir tanesini dinledim, hem kâğıda yazdım, hem özüme. İçim dağlandı, ne yapıyorum dedim kendi kendime. Allah rızası için ne yapıyorum. Hiçbir şey bulamadım, ne önümde ne sağımda ne solum da. Eridim bu acı tablo karşısında. Namaz müminin miracıdır diyordu kutlu büyüğüm sohbetinde, ahrete basit vasıtalarla gidemezsiniz, vasıtanızı sağlam yapın diyordu. Düşündüm, şu ana kadar kıldığım zannettiğim namazlarımı, hepsinin de içi boştu. Büyüğümün anlattığı sağlam yapılmayan asansör gibi insanı öldüren türden miydi yoksa. Aman ya Rabbi dedim aman. Korktum, korktukça ezildim, büzüldüm. O an eriyip yok olmayı istedim. Yoktu bir amelim doğru düzgün, nereye sığabilirdim bu âlemde, ahrette Hakkın cemaline nasıl bakacaktım. Gösterişten uzak, riyasız bir amelim var mı diye baktım yoktu. Dizlerimi dövsem, başımı duvarlara vursam, mecnun olup yollara düşsem çare olur muydu acaba. Boşa geçen bunca senenin hesabını nasıl vereceğim. Ne kadar ömrüm kaldı bilmiyorum. Ahrette sevdiklerimden ayrılmak da istemiyorum. Yok mu sevdiklerimin derecesine erişme imkanım, yok mu arada geçen dönemi, kapatma imkanım. Yok mu yok mu?
Günahlarım her taraftan yüzüme uçuştular, üşüdüm birden, buz gibi oldum. Annesinden yeni doğmuş bir bebek gibi çaresiz hissettim kendimi. Nerdeydim, ne yapacaktım. Tek bir şey vardı bildiğim, Allah'ı, resulünü ve onun yolundan gidenleri seviyordum, en azından sevmeye çalışıyordum. Özümde okyanuslardan daha engin bir sevgi vardı insanlara karşı. Kıymetli büyüğüm istese Allahın izniyle tereddütsüz canımı verirdim. Yalnız başıma bir hiçtim zira. Onsuz bir hayatı düşünemiyordum. Onun manevi öğütleri olmadan yaşamak bana göre değildi. Şimdi içimde bir özlem seli coşmuştu. Derelerin okyanusa kavuşmayı arzulaması gibi. Benim günahlardan başka bir şeyim yoktu, kurtuluşun yolu ise Allah dostunun eteğine yapışmak, onu sevmek, onun tarafından sevilmekti. Sevildiğime inanıyorum çünkü o sevmese ben sevemezdim. Yine bir sohbetinde sevgi büyükten gelir demişti. Siz Allah'ı bulamazsınız dua edin o sizi bulsun ve sevsin demişti. Benim sevilecek bir tarafım yoktu, severse lütfuyla sevecekti. Eteğine yapışıp beklemekti bana düşen. Bir ömür sürse de beklemek, hem de fırtınalar kopsa da yüreğinde kimseye belli etmeden için için yanarak beklemek. Geçenlerde kızıma bir hikâye okumuştum parmak çocuk diye. Değişik gelmişti bana, oysa şimdi bir parmak çocuk olsaydım da o kutlu büyüğümden, onun kutlu bedeninden, nefesinden bir dem ayrılmasaydım diyorum. Bu gözyaşlarım hiç dinmeyecek yoksa. Bu içimdeki sessiz ama patlamaya hazır volkan hiç sönmeyecek yoksa. Dünya telaşına kapılmaktan kafese sıkışan kuşa dönen yüreğim hiç rahat nefes alamayacak yoksa. Şimdi ey vefasına paha biçemediğim Efendim, karşınıza geçip size halimi anlatamam biliyorsunuz, hiç konuşamadım huzurunuzda. Ama diz çöküp otursam, başımı öne eğip gözyaşlarıyla; için için, özümle halimi anlatsam bu garibe şefkatle bir bakar mısınız, her halimi bildiğinizi biliyorum, o yüzden hiç gözlerinizin içine bakamıyorum. Özüme nazar kıldığınızda boş bir kalple karşılaştırdığım için sizi, kendimi hiç affedemiyorum. Siz bizim için hep iyi niyet besliyorsunuz. Oysa ben hiçbir zaman size layık bir talebe olamadım, hiçbir zaman verdiğiniz emeğin zerresini hak etmedim. Siz bizim manevi babamızsınız, bizler sizden bir parçayız, şimdi kolunu bacağını yaralamış ağlayan bu evladınıza  rahmet nazarıyla bir bakıp acısını dindirir misiniz, bir hayır duasıyla gönlünü sakinleştirir misiniz bilemem. Yoksa bu kadar günahın var yan biraz daha mı diyeceksiniz. Can diye hitap edersiniz bize canımızın cananı, bu canı ne kadar kirli olsa da canınıza katar mısınız? Okyanuslar kir tutmazmış, size leke sürülmez. Bense küçük bir su birikintisiyim, kirlendim, bulandım dünya içinde. İçimdeki çağlayanı anlatmak mümkün değil, ne yapsanız yeri var, tekme tokat dövseniz, en acı sözleri söyleseniz haklısınız. Sesim çıkmaz karşınızda, tek bir kelime edemem. Lakin şunu bilin ki dövdükçe yine koşacağım sizsiniz, sövdükçe yine öveceğim sizsiniz, yerdikçe seveceğim yine sizsiniz. Ne çok isterdim size layık bir talebe olmayı ne çok bilemezsiniz. Yüzüne baktıkça içinizi ferahlatacak, sözlerini duydukça gönlünüze şifa olacak, sizin gibi Kuran okuyan, faydalı eserler yazıp sohbet eden, bu bendendir diyebileceğiniz bir talebeniz olmayı ne çok isterdim. Biliyorum yüzüme bakmayı istemiyorsunuz çünkü yüz özün aynasıdır. Sözümü duymak istemiyorsunuz çünkü boş bir özden gelen sözde boş olur. Dileyin sabahlara kadar kutlu kapınızda bekleyim, dileyin yüzümü ayaklarınızın değdiği yerlere süreyim, dileyin ahrette beraber olamayacaksak bir anlamı olmayan şu dünyadan vazgeçeyim. Dilerim Mevla'mdan köpekler gibi sürünsem de bu kutlu eşikten bir nebze ırak düşmeyim. Herkesin basıp geçtiği paspas olsam da sizin kapınızda olayım.
Küreden geçerken kar vardı her tarafta, bembeyaz olmuştu her yer. Dün geceki sohbeti düşünüyordum tebessümle, bir saat uyusa yeter demiştiniz benim için. Şu karlar üstünde bir saat beklesem huzurunuzda, neden karlar üstünde diyeceksiniz, mübarek huzurunuzda bir saat kalıp bu karlar gibi tertemiz temizlenmeye öyle ihtiyacım var ki.  Hiç konuşmasanız, hiç gülmeseniz, sadece bir saat ayırsanız bana, o an yalnız beni düşünseniz, halimi anlayıp güzel özünüzden dualar etseniz. Korkma deseniz bana korkma ey Emine, sonra üşüyen ellerimi yüreğimi ısıtsanız manevi müjdelerinizle, varlığınızda yok etseniz beni, unutsam bir saat kendimi, her şeyden geçsem. Silinse geçmiş gelecek nazarımda, zaman dursa o anda. Tüm kayıtları koparıp atsam ruhumdan, o zaman sakinleşirdim, sükûnete ererdi tüm benliğim. Benlik kalmazdı zira bende, siz olabilseydim, Sizin gibi olabilseydim.
 Sizin gibi olabilseydim Haktan gelen belalara sıkıntılara güler geçerdim, imtihan der sabrederdim. Sizin gibi olabilseydim sağlıklı olsam da hasta olsam da ibadetlerime devam ederdim. Sizin gibi olabilseydim özümden aldığım nurla karanlıkları deler geçerdim. Sizin gibi olabilseydim feyiz pınarından sıvarılmış kalple insanlara hizmet ederdim. Sizin gibi olabilseydim her dem Allah dostlarıyla olmanın saadetine erişirdim. Sizin gibi olabilseydim ilahi aşkta erir başka şeye gam yemezdim. Sizin gibi olabilseydim bir ah çeker, özden bir Allah der tüm hatalarımı silerdim.  Sizin gibi olmam mümkün değil ama duanızla dilerseniz sizden bir parça olabilirim, bunlar benim evladım demeniz yeterli. Ey şu üç günlük dünyanın mübarek yolcusu, sizi çok seviyor ve her dem özlüyorum. Dile gelmese de bu hasret her dem özümde yanıyor. Dilerim Mevla'mdan hiç eksilmeden yanmaya devam etsin, zira bu hasret var oldukça nefes alabiliyorum, bu sevgiyle ayakta durabiliyorum. Mevla'm bu kutlu yoldan ayaklarımızı, ilahi muhabbetten yüreklerimizi bir an ayırmasın, bir nebze bizi bize bırakmasın. Âmin.    

 

                                                                                   19 MART 2009