İSTİKLAL MARŞI VE ÂKİF
Bomba sesleri Ankara’dan duyuluyordu… Yunanlılar, sırtlan sürüsü gibi sarılmıştı avına… Ama bilmiyorlardı ki aslan gerilir gerilir öyle atlardı. Bu sırada Tacettin Dergahı’nda bir şair çeliğe karşı tahtanın savaşını duvara nakşediyordu. Sabah ezanı okunuyordu... Ve Âkif ilk mısraları haykırdı:
“Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen al sancak
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.”

Büyük destan şairi, “korkma” diyerek başlıyordu söze. Kahraman ordu korkmamalıydı. Yurdun üstünde tüten en son ocak, en son aile, en son fert ölene kadar bu mücadele devam edecekti. Ve şair ilk dörtlüğünü bitirdi:
“O benim milletimin yıldızıdır parlayacak!
O benimdir, o benim milletimindir ancak!”

Yıldız, Türklüğün simgesi olan yıldız her zaman bu feza burcunun en üst köşesinde tâ Hun’lardan bu yana özgür bir şekilde parlıyordu. Ve sonsuza kadar parlayacağına Âkif’in inancı tamdı. Ve şair bayrağa seslendi:
“Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilal!
Kahraman ırkıma bir gül,  ne bu şiddet, bu celâl?”

Fatih’in İstanbul burçlarına diktiği, Kanunî’ nin Viyana önlerine taşıdığı, Yavuz’un çölleri birlikte geçtiği bayrak o ihtişamlı günleri unutup çehresini asmıştı. Düştüğü durumdan dolayı üzgündü, ama Âkif, ona kaşlarını çatmamasını söylüyordu. Çünkü bu kahraman ordu onu tekrar layık olduğu yerlere, semanın en güzel gönderine çekecekti. Eğer böyle hüzünlenmeye devam ederse, kaşlarını çatarsa ona kanlarını veren şehitler hakkını helal etmeyecekti:
“Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helal.”
Çeliğe karşı tahtanın, zulme karşı imanın savaşından tabiî ki Hakk’a tapan milletimiz muzaffer çıkacaktı. Buna Âkif’in ve Türk ulusunun inancı tamdı:
“Hakkıdır, Hakk'a tapan milletimin istiklal.”

Âkif’in dokuz kıta ve bir beşlikten oluşan (Genelde on kıta diye yanlış bir söylem vardır.) marşı Hamdullah Suphi tarafından defaten Meclis’te okundu ve ayakta alkışlandı. Paltosuz şair yarışmada verilen para ödülünü kabul etmedi ve kahraman ordumuza ithaf ettiği bu şiiri Türk milletine armağan ederek “Safahat”ına almadı. İstiklal Marşı metin halinde basılarak tıpkı Âkif’in Kastamonu Nasrullah Vaazı gibi cephelere dağıtıldı ve askerlere okundu. Onların imanına iman, kuvvetine kuvvet, kahramanlığına kahramanlık kattı. İstiklaldeki en büyük paylardan biri Âkif’in oldu. Ankara’nın ayazında paltosuz gezip, para ödülüne tamah etmeyen, vatanını karşılıksız seven büyük istiklal şairimiz Âkif ; RUHUN ŞAD OLSUN !..
                                                                                                                ( Mehmet UYSAL)