REKLAM  ARASI   NAMAZ
         Bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete!..

- Kurtlar Vadisi’nin son bölümü nasıldı amma!
- Soluksuz izledim valla!
- Memati, Gülendam’ı Hüsnü’ye vermedi gitti ya!
- Önümüzdeki  Perşembe de Mevlid Kandili, yeni bölüm olacak mı acaba?

       Evet, bu ve bunun gibi bitmek bilmeyen nice sözlere âşinayız değil mi? Hayatımız film oldu. Halbuki Allah, çoğumuzun daha yüzünden bile okuyamadığı, başucu kitabımız olması gereken Kur’an-ı Kerim’de “ Hayatı da ölümü de, hangimizin daha güzel işler yapacağını sınamak için yarattığını ” 1 söylemiyor muydu?

      Neyse asıl mevzuya gelelim. Aslında ben sadece Mevlid Kandilinizi kutlamak istemiştim. Önümüzdeki Perşembe’yi Cuma’ya bağlayan gece, Sevgili Peygamberimiz’in dünyayı şereflendirişinin yıldönümüdür.

     “ Âlemlere rahmet olarak gönderilen”2 Sevgili Peygamberimiz, Veda Haccı’nda tüm insanlığa seslenerek;
“ Size iki tane çok önemli emanet bırakıyorum. Eğer bıraktığım bu emanetlere sımsıkı yapışırsanız, asla yolunuzu kaybetmez, sıkıntı ve buhranlara düşmez, kaoslara giriftar olmazsınız ”3 buyurmuştu. Peki neydi o iki emanet? Birincisi, Allah’ın Kitabı Kur’an-ı Kerim, diğeri de Kelamullah’ın yaşama adapte edilişinin en güzel örneği olan Sünnet-i Seniyye. Yani kısaca bize emanet edilen şeyler; Kitap ve Sünnet.

      Emanete riayet etmek de, İslam Dini’nin bir şiarı değil mi? 4 O halde bizler bugün itibariyle, yine bizim menfaatimize olarak, bize tevdi edilen bu emanetlere acaba ne ölçüde sahip çıktık?
Örnekleyecek olursak;
Allah’ın Kitabında ve Rasulu’nün sünnetinde, “içki, kumar vs şeyler, şeytan işi bir pisliktir, onlardan uzak durun ”5 emri varken, “içki, bütün kötülüklerin anasıdır”6 ihtarı varken, bugün alkol tüketim oranının had safhaya çıktığı âşikârdır.

      Yine, Allah’ın Kitabında ve Rasülü’nün sünnetinde, faiz ve zina haram kılınmışken7 , günümüzde bir şekilde nasıl faize bulaştığımız ve artık, gayr-ı meşru ilişkiyi yadırgamayışımız acı birer gerçek değil midir?

     Bize bırakılan emanette bunlara, “haram”, “yaklaşmayın” denilirken, şu an sanki meşrû imiş gibi hareket edilmiyor mu?

Yine bize bırakılan ve yaptığımız sürece yolumuzu sapıtmayacağımız taahhüt edilen emanetlerde;

Beş vakit namazı ciddiyetle kılmamız emredilirken 8 , acaba bu konuda emanete gerektiği gibi riayet ediyor muyuz? Yoksa mübtelâsı olduğumuz, âdeta gözümüzü bile kırpmadan izlediğimiz dizileri seyrederken gösterdiğimiz konsantre ve hassasiyet, namaz kılarkenkinden daha mı fazla? Yoksa dizinin en can alıcı yerinde giren bir reklam arasında alelacele kılmaya çalıştığımız “reklam arası namazlarımız” mı bizim riayet ölçümüz?

      Camide bir farz namazın edası anında ya da Cuma hutbesini dinlerken, namazın veya  hutbenin birazcık uzaması halinde ardı arkası gelmeyen “imalı öksürükler” mi, yoksa 90 dakika izlediğimiz halde, “çok heyecanlı, keşke uzatmalara gitse” diye bakakaldığımız maçlar mı, emanete riayetin göstergesi?

       Değerli Okurlar!
Halimiz böyle iken, bahsettiğimiz bu iki emaneti bizlere bırakan ve mü’minler için model insan olduğu Kur’an’da belirtilen9 Sevgili Peygamberimiz (sas)’in doğum yıldönümünü kutlamaya hazırlanıyoruz.

       Biz ki, Allah’ın “Son peygamberinin”10 ümmetiyiz. Ümmet-i Muhammed,en bahtiyar ümmettir. Zira Allah Teala bizi, en sevdiği insana ümmet kılmıştır. Alemlere rahmet bir peygamberin ümmeti olma nimetinin, onun hizmetinde bulunma şerefinin en büyük ikram olduğunu, asırlardır dilden dile dolaşan Mevlid-i Şerif’in yazarı Süleyman Çelebi, ne güzel dile getirmiştir:

        Ümmetin olduğumuz devlet yeter
Hizmetin kıldığımız izzet yeter.

      Kendisine yapılan onca işkenceye, çektiği nice sıkıntılara rağmen, geceler boyu secdelere kapanarak “ Ya Rabbi! Ümmetimi affet, onlar bilmiyorlar, ne olur onları affet”11 diye yalvaran ve Yüce Kitabımız’da “ Sizin sıkıntıya düşmeniz O’na çok ağır gelir. O size çok düşkün, mü’minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.”12 buyurulan bir peygamberin ümmetiyiz. Onun bu yakarışını karşılıksız bırakmayan Yüce Rabbisi, merhum Süleyman Çelebi’nin kaleminden doğru gönlümüze şu müjdeyi akıtmıştır:

      “Hak Teala’dan erişti bir nidâ
Ya Muhammed! Ben sana kıldım atâ.
Ümmetini sana verdim Ey Habib!
Cennetimi onlara kıldım nasib!”

Aman Allahım, bu ne bahtiyârlık!…
Ne kadar şükretsek az değil mi kıymetli okurlar!

      Bizim üzerimize titreyen böyle bir peygambere sahip olmak için, hangimiz bir bedel ödedi? Bu bir lütuf, bir nimet, paha biçilmez bir atâ değil mi?
Peki ya bizler, yaklaşan bu mevlit kandilinde peygamber efendimizi nasıl anacağız, O’nun doğumunu nasıl kutlayacağız, O’nu anmak, O’nu anlamak nasıl olmalı?    
Nasıl olacakmış canım! Her zaman yaptığımız gibi, kandil gecesinde şehrin en büyük camisine gidip, güzel sesli hocalarımızın, yüreğimize dokunan cezbedici sesleriyle okuduğu ama içeriğine pek dikkat etmediğimiz mevlid-i nebevî’yi dinleyeceğiz. Sonra alacağız elimize cebimizi, GSM operatörlerinin düzenlediği kampanyalardan kazandığımız bedava SMS’leri, ağdalı cümlelerle fix hale getirilmiş kandil mesajına çevirip, eş, dost, akraba ve tanıdıklarımıza göndereceğiz. Ve böylece Peygamber Efendimiz’in doğumunu kutlamış olacağız. Bir sonraki seneye kadar Allah kerim…

       Bu mudur şimdi, peygamberi anlamak ve anmak? Elbette ki camilere gideceğiz, mevlid-i şerifi dinleyip hisleneceğiz, hısım, akrabaya güzel dileklerimizi sunup gecelerini tebrik edeceğiz. Ama bunları yapmakla iş bitiyor mu?

      Allah Tealâ; Peygamberinin ağzından, bizim sadece  mübarek gecelerde elimize alıp okuduğumuz Kuran’da diyor ki:

     “Eğer Allah’ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın.”13

      Ve yine o Kuran’da;
“Peygamber, size ne verdiyse onu alın, size ne yasakladıysa, ondan da sakının.Allah’dan korkun. Çünkü, Allah’ın azabı çetindir.”14 buyurulmuştur.

      Allah’ın ve Peygamberi’nin neleri yasaklayıp, neleri emrettiğini, yazımın başında belirtmiştim. Hani ısrarla “yapmayın, etmeyin” denildiği halde, uyarılara aldırmayıp, işin sonunu düşünmeden yapıp ettiğimiz şeyler vardı ya! Hakezâ; “yapın, yerine getirin,bu sizin için daha hayırlıdır” buyurulduğu halde, yarım yamalak yaptığımız ya da ciddiye bile almadığımız şeyleri hatırlayın.

      Sevmek, vermek demektir. O da gönül vermekle başlar,can vermekle nihayet bulur.

      Seven, sevdiğinin yolundan gider. Seven, sevdiğinin sevdiklerini de sever. Ashab-ı Kirâm, “Anam babam sana fedâ olsun Yâ Rasülallâh!”  diyebilecek kadar O’nu severlerdi. O da, beni ananızdan, babanızdan hatta kendinizden bile daha fazla sevmedikçe gerçekten iman etmiş olmazsınız”15 buyurmamış mıydı ashabına?

       Söyleyin bakalım şimdi, biz “gerçekten” seviyor muyuz peygamberimizi?

       Bu soruya gerçekten,yürekten “evet” deyebilenlere imreniyorum. Ne büyük bir devlete sahip olduklarını düşündükçe gözlerim doluyor. Çünkü  “Kişi, sevdiği ile beraberdir”16 ve “...Kim sünnetimi yaşatırsa beni sevmiş olur, beni seven de Cennette benimle beraberdir”17 diyor, sevgililer sevgilisi…

       

       Gelin kardeşlerim; Peygamberimize layık olalım.O’na layık olmak; başta, O’nun bıraktığı emanete sahip çıkmakla olur. Kuran’a dönelim, Kuran’la yaşayalım. Kendimizi o hayat pınarından uzakta bırakmayalım. Zira, “Asrımız Kur’ân asrıdır”18  Peygamberimiz’i her konuda örnek alalım. O nasıl yaşadıysa, biz de öyle yaşamaya çalışalım. Her şeyimizi  O’na benzetmeye çalışalım. O bizim “model” imiz olsun. O’nun ahlakı ile ahlaklanalım. Zira “O’nun ahlakı Kuran idi”19

      Yüceler yücesi Rabbimiz, mübarek mevlit kandili  hürmetine, bizleri kendisine layık kul, Habib-i edibi’ne layık ümmet eylesin. Kuran’ın nurlu yolunda, Rasülü’nün izinde bir hayat sürüp,  bu uğurda imanla ölmeyi cümlemize nasip eylesin.

       Saygılarımla…

Mehmet UZUN
23/02/2010


1- Mülk suresi 67/2
2- Enbiya 21/107

3- Muvatta, Kader 3; Tirmizî, Menâkıb 77

4- Mü’minun Suresi 23/8, Mearic Suresi 70/32

5- Maide Suresi 5/90, Ebu Dâvud, Eşribe 5 (3687); Tirmizî, Eşribe 3 (1866)

6- Müslim, İman,272.

7- Bakara Suresi 2/275, Nur Suresi 24/2, Ebû Dâvûd, "Büyû`", 5

8- Ankebût Sûresi 29/45, Bakara Suresi 2/238

9- Ahzab Suresi 33/21

10- Ahzab Suresi 33/40

11- Buhari, "Enbiya," 37

12- Tevbe Suresi 9/128

13- Ali İmrân Suresi 3/31

14- Haşr Suresi 59/7

15- Buhârî, İman: 8; Müslim, İman: 69,70

16- Buhârî, Edeb 96

17- Tirmizî, Edeb. 63

18- Feyizlerden Damlalar (M.Özdağ, sh:108-520 nolu feyiz)

19- Müslim, Müsafirin, 139